Gelirin Beyanı II Konu Özeti

Konu Haziran 20, 2018 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Gelirin Beyanı II Konu Özeti


Gelirin Beyanı II
(Muhtasar ve Münferit Beyanname)

Gelir Vergisi genelde beyan esasına dayanır. Bazı kazanç, irat ve ücretler bu gelirleri ödeyenler tarafından vergi kesintisine tabi tutularak ödenir. Kesilen bu vergiler mükellefin ileride ödeyeceği vergiden mahsup edilir. Ancak bazı durumlarda kaynakta vergi kesme usulü kesin vergilendirme niteliğine bürünmektedir. Hangi ödemelerden kimlerin ne oranda kesinti yapacağı kanunda geniş olarak açıklanmıştır. Vergi kesintisi ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılır. Ücretler gerekli indirimler yapılarak kesin olarak vergilendirilir. Vergi kesintisi yapanlar bir ay içinde yaptıkları ödeme veya tahakkuk ettirdikleri kâr ve iratlardan kestikleri vergileri takibeden ayın yirminci günü sonuna kadar ilgili vergi dairesine muhtasar beyanname ile bildirmek zorundadırlar. Bazı durumlarda bu beyanname aylık yerine üçer aylık dönemlerde verilebilir. Genel bütçeye dahil idare müesseseler yaptıkları vergi kesintisi için beyanname vermezler. Münferit beyanname yıllık beyanname vermek zorunda olmayan dar mükellefler için söz konusudur. Tam mükellefler münferit beyanname vermezler. Hangi gelirlerin münferit beyanname ile bildirileceği gelir vergisi yasasında açıklanmıştır.

Gelirin Beyanı III Konu Özeti

Konu Haziran 16, 2018 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Gelirin Beyanı III Konu Özeti


Gelirin Beyanı III (Beyannamelere İlişkin Örnekler)

Gelir Vergisi genelde beyan esasına dayanır. Bazı kazanç, irat ve ücretler bu gelirleri ödeyenler tarafından vergi kesintisine tabi tutularak ödenir. Kesilen bu vergiler mükellefin ileride ödeyeceği vergiden mahsup edilir. Ancak bazı durumlarda kaynakta vergi kesme usulü kesin vergilendirme niteliğine bürünmektedir. Hangi ödemelerden kimlerin ne oranda kesinti yapacağı kanunda geniş olarak açıklanmıştır. Vergi kesintisi ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılır. Ücretler gerekli indirimler yapılarak kesin olarak vergilendirilir. Vergi kesintisi yapanlar bir ay içinde yaptıkları ödeme veya tahakkuk ettirdikleri kâr ve iratlardan kestikleri vergileri takibeden ayın yirminci günü sonuna kadar ilgili vergi dairesine muhtasar beyanname ile bildirmek zorundadırlar. Bazı durumlarda bu beyanname aylık yerine üçer aylık dönemlerde verilebilir. Genel bütçeye dahil idare müesseseler yaptıkları vergi kesintisi için beyanname vermezler. Münferit beyanname yıllık beyanname vermek zorunda olmayan dar mükellefler için söz konusudur. Tam mükellefler münferit beyanname vermezler. Hangi gelirlerin münferit beyanname ile bildirileceği gelir vergisi yasasında açıklanmıştır.

Ticari Kazanç I Konu Özeti

Konu Haziran 14, 2018 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Ticari Kazanç I Konu Özeti


Ticari kazanç G.V.K.’nda her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazanç olarak tanımlanmıştır. Ticari kazancın öğesi olan ticari ve sınai faaliyetin sınırlarının tesbitinde genel olarak zirai ve serbest meslek kazancı türünden olmayan ve sermaye ile teşebbüs faktörlerinin karışımı bir organizasyonun sürekli olarak yapılması önem kazanmaktadır. Bunun yanında G.V.K.’nda özel olarak bazı kazanç türleri de ticari kazanç olarak kabul edilmiştir. Ticari kazancın gerçek usulde tesbiti bilanço veya işletme hesabı esasına göre yapılır. Bilanço esasına göre ticari kazanç işletmedeki öz sermayenin hesap dönemi sonu ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Vergileme döneminde işletme sahiplerince işletmeye eklenen değerler bu farktan indirilir. İşletmeden çekilen değerler ise bu farka eklenir. İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç ise hasılat ile giderler arasındaki müspet fark olarak belirlenir. Birden fazla yıl süren inşaat ve onarma işlerinde ticari kazancın tesbitinde gelirin yıllık olması ilkesinden vazgeçilmiştir.

Gelirin Beyanı I Konu Özeti

Konu Haziran 5, 2018 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Gelirin Beyanı I Konu Özeti


Gelirin Beyanı II
(Muhtasar ve Münferit Beyanname)

Gelir Vergisi genelde beyan esasına dayanır. Bazı kazanç, irat ve ücretler bu gelirleri ödeyenler tarafından vergi kesintisine tabi tutularak ödenir. Kesilen bu vergiler mükellefin ileride ödeyeceği vergiden mahsup edilir. Ancak bazı durumlarda kaynakta vergi kesme usulü kesin vergilendirme niteliğine bürünmektedir. Hangi ödemelerden kimlerin ne oranda kesinti yapacağı kanunda geniş olarak açıklanmıştır. Vergi kesintisi ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılır. Ücretler gerekli indirimler yapılarak kesin olarak vergilendirilir. Vergi kesintisi yapanlar bir ay içinde yaptıkları ödeme veya tahakkuk ettirdikleri kâr ve iratlardan kestikleri vergileri takibeden ayın yirminci günü sonuna kadar ilgili vergi dairesine muhtasar beyanname ile bildirmek zorundadırlar. Bazı durumlarda bu beyanname aylık yerine üçer aylık dönemlerde verilebilir. Genel bütçeye dahil idare müesseseler yaptıkları vergi kesintisi için beyanname vermezler. Münferit beyanname yıllık beyanname vermek zorunda olmayan dar mükellefler için söz konusudur. Tam mükellefler münferit beyanname vermezler. Hangi gelirlerin münferit beyanname ile bildirileceği gelir vergisi yasasında açıklanmıştır.

Kurumlar Vergisinde Matrahın Tesbitinde Özel Durumlar Konu Özeti

Konu Mayıs 31, 2018 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Kurumlar Vergisinde Matrahın Tesbitinde Özel Durumlar Konu Özeti


Kurumlar vergisinde matrah, ilke olarak gerçek usule göre tesbit edildiği halde, yabancı ulaştırma kurumlarında, bunların özellikleri nedeniyle, matrahın götürü usule göre tesbit edilmesi kabul edilmiştir. Yabancı ulaştırma kurumlarının vergiye matrah olacak kurum kazancı bunların Türkiye’de elde ettikleri hasılata uygulanacak emsal nisbetlerine göre hesaplanır. Tüzel kişiler belli amaçları gerçekleştirmek için kurulurlar. Bu amaca ulaşma imkânsız hale gelirse veya ortaklar mevcut şartlar altında bu amaca ulaşamayacaklarına karar verirlerse, infisah eder veya feshedilirse, kurum ortadan kalkar. Fakat bu şekilde sona erme ani olmaz. Çünkü mevcutların, alacakların paraya çevrilmesi, borçların ödenmesi ve kalanın ortaklara paylaştırılması gibi işlemlerin yapılması gerekir. İşte bu işlemlerin tümüne “tasfiye” denir. K.V.K.’nunda tasfiyeye girmiş kurumların vergilendirilmesi özel hükümlere tabi tutulmuştur. Bu kurumun diğer bir kuruma katılmasına veya birden fazla kurumun birleşerek yeni bir kurum meydana getirmelerine “birleşme” denir. Doğan kurum yeni bir tüzel kişilik kazanır. İnfisah eden kurum hakkında tasfiye hükümleri uygulanır. “Devir”, birleşmenin özel bir şeklidir. Kanunda belirtilen koşullar gerçekleşirse devir durumu meydana gelmiş demektir. K.V.K. bazı şartlar altında şirketlerin şekil değiştirmelerini “devir” hükmünde saymıştır. Tasfiye ve birleşme durumunda, tasfiye edilen veya birleşen kurumlar namına tasfiye veya birleşme kârı üzerinden tarh edilen vergiler, tasfiye veya birleşme beyannamesi verme süresi içinde Vergi Dairesine yatırılır.

Ticari Kazanç II Konu Özeti

Konu Mayıs 7, 2018 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Ticari Kazanç II Konu Özeti


Ticari kazançlar gerçek usulde vergilendirildiğinde ve gerçek vergilendirmelerde safi tutarlar üzerinden yapıldığı için, yapılan giderlerin hasılattan indirilmesi gerekmektedir. Ancak yapılan tüm giderler hasılattan indirilemez. Bu nedenle G.V.K. nunda indirilebilecek ve indirilemeyecek giderler sıralanmıştır. İndirilebilecek giderler ticari kazancın devamı için yapılan giderler, işçilerin yiyecek, barınma giderleri, sigorta veya emeklilik primleri gibi giderlerdir. G.V.K.’nun 41’inci maddesinde ise indirilemeyecek giderler sıralanmıştır. Vergiden muaf kişilerle gerçek usulde vergilendirilen kişiler arasında ticari kazanç elde edenler basit usulde vergilendirilir.Basit usulde vergilendirilebilmek için mükelleflerin kanunda belirtilen hem genel hem de özel şartları birlikte yerine getirmeleri zorunludur. Aksi halde basit usulden yararlanamazlar. Basit usulde mükelleflerin kazançları hasılat ile giderleri arasındaki farktan oluşur.Bu mükellefler defter tutmak zorunda değildir. Ticari kazancın yarı götürü usulde tespiti dar mükellefiyete tabi ulaştırma ve ihracat işlerine münhasırdır.

Türkiyede Bütçe Hakkının ve Bütçe İlkelerinin Gelişimi Konu Özeti

Konu Mart 6, 2014 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Türkiyede Bütçe Hakkının ve Bütçe İlkelerinin Gelişimi Konu Özeti


Türkiyede Bütçe Hakkının ve Bütçe İlkelerinin Gelişimi
Osmanlı imparatorluğu döneminde bütçe hakkı ve bütçe kuralları ile ilgili gelişmeler nelerdir?

• Tanzimat öncesi dönemde Osmanlı malî sisteminde bugünkü anlamda bir bütçe uygulamasına rastlanmamaktadır. Mutlakiyetçi bir yönetimde, bütçe hakkına dayalı bir bütçeden bahsetmek söz konusu değildir. Bu dönemde bütçe ile ilgili olarak sadece merkezi devlet yönetimine ait gelir ve gider hesapları bulunmaktadır. Bunlar daha çok kesin hesap cetveli niteliğindedir.

• Tanzimat Fermanı’nda herkesten iktidarına göre vergi alınmasını, arpalık yöntemi yerine maaş sisteminin konulmasını, padişah hazinesi ile giderlerinin Maliye Hazinesi’ne mal edilmesi gibi bir çok mali hüküm bulunmasına rağmen bütçeden hiç bahsetmemiştir. Fermandan sonra 1876 Anayasasına kadar, bütçe ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu dönemde yapılan bazı bütçeler tam anlamıyla bütçe niteliği taşımamaktadır.

• 1876 Kanun-i Esasi’si, birçok maddesinde bütçe usullerini, gelirleri ve giderlerini düzenleyen hükümleri içermektedir. Ülkemizde “bütçe hakkı”nın ilk kez kabul ve ifade edildiği belge 1876 Anayasası olmuştur. Bu Anayasa ile birlikte padişah, dönemin meclisinin bütçeyi onaylama hakkına sahip olduğunu kabul etmiştir. Ancak, bu Anayasa’nın öngördüğü hükümler 2. Meşrutiyete kadar hayata geçirilememiştir. 2. Meşrutiyetten sonra çağdaş anlamda ilk bütçe hazırlanmış ve uygulanmıştır.

Cumhuriyet döneminde bütçe hakkı ve bütçe kuralları ile ilgili gelişmeler nelerdir?

• Ülkemizde bütçe hakkına uygun çağdaş bütçe kurumlarının, kurallarının ve yöntemlerinin gelişmesi ancak Cumhuriyet döneminde gerçekleşebilmiştir. 1921 Anayasasında bütçeye ilişkin ayrıntılı hükümler yoktur. Sadece iki maddesi bütçe gelir ve giderlerine ilişkin genel hükümleri içerirmektedir. 1924 Anayasasında bütçe hakkına daha ayrıntılı yer verilmektedir. Bu Anayasa Büyük Millet Meclisi’nin, bütçenin incelenmesi ve onayı gibi görevlerini belirlemiştir. 1924 Anayasası’ndaki bu düzenlemeler bütçe hakkının tam ve açık ifadeleridir.

• 1961 Anayasası Osmanlı imparatorluğu, T.B.M.M. Hükümeti ve Cumhuriyet devri anayasalarının sahip olmadığı bir özellik sonucu ilk defa referandum (halkoyu) ile kabul edilmiş bir Anayasadır. Bu Anayasada TBMM’nin belirli bir dönem için bütçeleri onaylama
ve denetleme ile ilgili hükümleri bütçe hakkını vurgulamaktadır. 1982 Anayasası’da bütçe hakkı ile ilgili hükümleri düzenlerken, bütçe süreç ve uygulamasında farklı kuralları koymuştur. 1982 Anayasası, 1961 Anayasasına göre bütçeyle doğrudan ilişkili düzenlemeler daha ayrıntılı hale getirilmiştir.

İlgili aramalar:

  • akretim 3 snf kaytlar

Devlet Bütçesi Ders Özetleri

Konu Kasım 20, 2009 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Devlet Bütçesi: Giriş

Devlet bütçesi nedir? Temel ilkeleri nelerdir?

• Devlet bütçesinin birçok tanımından ortaya çıkan ortak tanımın şöyle olduğu söylenebilir: Bütçe, kamu kurum kuruluşlarının belirli bir dönem için gelir ve giderlerini tahmin eden bunların yürütülüp uygulanmasına önceden izin veren hukuki bir belgedir. Devlet bütçelerinin temel özelliklerinin ise anayasalarda yer alması, gelir gider tahminlerini yansıtması, belirli bir dönem, genelde bir yıl, için tekrarlanması, bir kanun olarak nitelenmesi, giderlerin yapılması ve gelirlerin toplanması için yasama organının yürütme organına verdiği bir ön izin olması, yürütme organının bir tür icra programı niteliğinde olması ve uygulama sırasında ve sonrasında yürütme, yargı ve yasama organı tarafından denetlenmesi olduğu söylenebilir.

Klasik anlamda devlet bütçesinden başarmasını istediğimiz görevler nelerdir?

• Klasik anlamda devlet bütçelerin işlevleri, siyasi, hukuki, mali, iktisadi ve denetim yönündendir. Siyasi işlev, yasama organında parlamenterler ve siyasi partiler halkın isteklerini açıklamalarıyla ortaya çıkmaktadır. Hükümetler, vatandaşların isteklerini hükümet programları haline getirip bütçe aracılığıyla bürokrasiye uygulatmayı amaçlamış ve üstlenmiş bir siyasal girişimcidir. Hukuki işlev ise ilk olarak her ülkede bütçeye ilişkin temel yetkilerin, ilkelerin ve hukuksal sınırların ilgili ülkelerin anayasasında belirlenmesinde belirginleşir. Çünkü, yürütme ve yasama organlarının konuyla ilişkin karşılıklı yetki sınırlarını çizen kuralların anayasal çerçevede uygulamaya konulması istenir. Ayrıca; bütçe uygulamasında, kamu yönetimi birimleri ve vatandaşlar arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar da yargı organları tarafından çözümlenmektedir. Bütçelemenin mali iktisadi işlevi kıt kaynakların en etkin bir biçimde kullanılması ve devletin giderleri için alternatif gelir kaynaklarının bulunmasını ifade etmektedir. Bütçenin denetim işlevi ise, kamu hizmetlerinin amaçları en iyi gerçeleştirecek biçimde kullanılıp kullanılmadığının ve amaçlara yönelik harcama ve gelirlerin yasalara uygun bir biçimde olup olmadığının araştırılması ve sonuçlarının ortaya konmasını içermektedir.

Modern anlamda devlet bütçesinden başarmasını istediğimiz görevler nelerdir?

• Modern bütçe işlevleri ise kaynak tahsisinde etkinliği, gelir dağılımında adaleti, iktisadi istikrarı ve kalkınmayı sağlamada bir araç olarak kullanılabileceği ile ilgilidir. Kaynak tahsisinde etkinliği sağlama, kamu ve özel sektörün üretimi ile sosyal faydanın en çok olması için çalışılmasını gerektirir. Sosyal faydayı en çoklaştırmak için kamu kesiminin hangi ihtiyaçları karşılaması gerektiği, hangilerini özel sektöre bırakmasının doğru olacağını araştırıp, bütçelerin buna göre düzenlemesi gerekmektedir. Gelir dağılımında adaleti sağlama işlevi de piyasa ekonomisine herhangi bir müdahale olmadığında gelir dağılımını bozucu etkiler yarattığı, dolayısıyla gelir dağılımını düzeltmede devlete bir iş düştüğü ile ilgilidir. Elbette bu adaletsizliği giderilmesinde devlet bütçeleri kullanılacaktır. iktisadi istikrarı sağlama işlevi, ekonomik konjonktürün yaratacağı olumsuz etkileri gidermeye yönelik olarak bütçelerin hazırlanmasını gerektirmektedir. iktisadi kalkınmayı sağlama işlevi, devlete ekonomik büyümeyi istenen düzeyde ve istikrarlı bir biçimde tutma görevi yüklemektedir. Bu görev, devlet bütçelerinin kaynakları ve harcamalarının büyüme ve kalkınmanın gerektirdiği biçimde kullanılmasıyla başarılabilir

Devlet Bütçesinin Tarihi Gelişimi

Demokratik parlamenter sistemle birlikte gelişen bütçe hakkı parlamentonun sahip olması gereken hangi ilkenin bir ifadesidir?

Gelişmiş batı ülkelerinde bütçe hakkının ulus temsilcilerine tanınması, demokratik parlamenter rejimin kurulması ya da bağımsızlığın kazanılması ile gerçekleşmiştir. Örnek alınan tüm ülkelerde bütçe hakkının tarihi gelişiminin temelinde vergi hakkı ile kamu harcamalarının yasama organınca onaylanması ve denetimi bulunmaktadır.

İngiltere’de bütçe hakkı nasıl gelişmiştir?

ingiltere’de Magna Carta ile temelleri atılan vergileme hakkı, 1688 Haklar Bildirgesi ile kesinleşmiş, o tarihten sonra ingiltere’de vergileme yetkisine dayanan bütçe hakkı parlamentoca kullanılmaya başlanmıştır.

Fransa’da bütçe hakkı nasıl gelişmiştir?

Fransa’da Genel Meclislere danışılarak alınan vergileme kararlarına 1614 sonrası yapılan aykırı uygulamalar 1789 Büyük Devrimle sonuçlanmış ve kabul edilen Anayasa ile bütçe hakkı meclise ait bir egemenlik hakkı halini almıştır.

Amerika Birleşik Devletlerinde bütçe hakkı nasıl gelişmiştir?

ABD’de bütçe hakkı İngiltere’ye karşı verilen bağımsızlık mücadelesi sonunda elde edilmiştir. 1776’da ilân edilen Bağımsızlık sonrası 1791 Anayasası ile ABD’de bütçe hakkı yalnızca Kongreye ait bir yasama yetkisine dönüşmüştür.

Devlet Bütçesinin Dayandığı Temel İlkeler

Genellik ilkesi nedir?

• Genellik ilkesinde tüm gelirlerin bir ortak havuzda toplanması ve tüm harcamaların bu havuzdan yapılması esastır. Gelirlerin toplanması ve giderlerin yapılmasında gayrisafi usul uygulanmalıdır. Gelir ve giderlerin eksiksiz olarak, birbirinden mahsup etmeden veya gelir arkasında gider ve gider arkasında gelir gizlemeksizin bütçeye yazılması bu ilkeye dayalı olarak yapılır. Genellik ilkesi ayrıca belirli gelir kaynaklarının belirli giderlere tahsis edilmemesini de gerektirmektedir. Bir başka deyişle, genellik ilkesinde ademi tahsis uygulamasına ihtiyaç vardır.

Birlik ilkesi nedir?

• Devletin bütün gelir ve giderlerinin görülmesine imkan verecek şekilde tek bir bütçenin olmasını sağlamaya çalışan bir ilkedir. Bu ilke ile devletin tüm gelir kaynakları ve tüm giderleri tek bir bütçede toplanmasını gerektirir. Ayrıca bu ilke kamu kuruluşlarının yürütmek istediği hizmet programları ve bunlara verilen ödenek miktarları hakkında kesin

bilgi edinilebilmesini ve denetimi kolaylaştıran bütçe ilkesidir.

Genellik ve birlik ilkeleri haricinde devlet bütçesinin dayandığı temel ilkeler nelerdir?

• Samimiyet ilkesi bütçe tahminlerinin gerçeğe en yakın tahmin edilmesidir. Doğruluk ilkesi gelir ve gider tahminlerinin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullara mümkün olduğunca uygun olmasını gerektirir. Anlaşılır olma ilkesi bütçeleri incelemek isteyen herkes tarafından kolaylıkla anlaşılacağı şekilde düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Bölüm (program) bazında onaylama ilkesi, bir kuruluşun bütçe ödenekleri, yasama organında görüşülürken bölümler (programlar) itibariyle onaylanması ve yasalaşmasıdır. Yıllık olma ilkesi ise, ülkenin hasat dönemi, iklimler gibi doğal olayların akışı ile ekonomik faaliyetlerin planlanmasında ve hesaplanmasında uygun bir zaman ölçüsü olarak bir yıl görülmesi nedeniyle, gelir ve gider tahminlerinin yıllık yapılmasını gerektirir. Alenilik, açıklık ilkesi, bütçe ile ilgili tüm bilgilerin kamuoyunun kullanımına ve bilgisine hiçbir kısıtlama olmaksızın sunulmasını gerektirir. Denklik ilkesi bütçenin (gelir ve giderlerin birbirine eşit) denk bağlanmasını ve denk sonuçlanmasını gerektirir. Önceden izin ilkesi, harcama yapma ve gelir toplama yetkisinin, yasama organınca o mali yıl başlamadan önce yürütme organına verilmesidir. Tasarruf ilkesi ise, belirli bir parayla en çok işin yapılması veya bir işin en az maliyetle yapılmasını gerektirir.

Bütçe Sistemleri

Torba Bütçeleme sistemi nedir?

• Torba bütçelerde ödenekler oldukça geniş kapsamlı kategorilere göre tahsis edilir. Kategoriler biraz daha ayrıntıda her bir bakanlık veya daireye göre belirlenebilir. Bu bütçe sisteminde bakanlık veya dairenin ödeneği harcayacağı yerler konusunda bir kısıtlama yoktur. Bakanlık ve daire yöneticisine harcamaları yapama konusunda oldukça fazla takdir yetkisi tanımaktadır. Harcamaların nerelere yapıldığı ile ilgili bir kısıtlama olmadığında, bütçe uygulaması sonunda da harcamanın nerelere yapıldığı konusunda bilginin edinilebilmesi için ciddi denetim yapılması gerekir.

Klasik bütçe sistemi nedir?

• Klasik bütçe sistemi, kamu harcamalarının denetlemesini, israfların ve suiistimallerin önlenmesini amaçlamaktadır. Sistem tamamen kamu kesiminin satın alacağı girdilere yönelmekte ve bunları tahmin etmeye çalışmaktadır. Bir başka deyişle, devletin bir yıl sonra satın alacaklarının bir listesi yapılmaktadır. Klasik bütçeleme sistemi devletin örgüt yapısına göre ödenek tahsis etmektedir. Kuruluşun yaptığı iş ve hangi toplumsal ihtiyacı karşıladığı önemli değildir. Bir daire kurulmuş ve faal ise, o daireye belirli bir ödenek ayrılması kesindir.

Performans bütçe sistemi nedir?

• Performans bütçe sistemi, klasik bütçede olduğu gibi kullanılan kaynaklara değil, kamu kurumlarının faaliyetleri ile bunları başarmalarına göre ödenek tahsis etmektedir. Performans bütçeleme, faaliyetlerin maliyetlerini tahmin etmeye çalışır. Performans faaliyetlerin birim maliyetlerini çıkarmaya çalıştığı için, daha düşük maliyetle daha iyi hizmet üretimine olanak sağlar. Bütçe sisteminin yoğunlaştığı nokta girdilerden, kaynakların faaliyetlere nasıl kullanıldığına kaymaktadır. Bunun doğal sonucu ise yöneticilerin faaliyet sonuçlarını değerlendirilebilmesi ve hesap vermelerine olanak sağlanmasıdır.

Program ve Planlama Programlama Bütçeleme Sistemleri nedir?

• Program bütçeleme sistemi devletin öncelikle amaçlarını belirleyerek bu amaçlara yönelik tüm faaliyetlerini ve programlarını koordine etmeye çalışır. Kamusal amaca yönelik bu faaliyetleri, programları hangi kamu kurumunun yerine getirmekte olduğuna

önem vermez. Böylece farklı kamu kuruluşlarının programlarının koordine edilmesi ile kamusal hizmetler çok daha etkin bir biçimde görülecektir. Program bütçe kamu kurumlarının sosyal amaçlara olan etkilerini analiz etmeyi gerektirmektedir. Program bütçe sistemi toplum refahını arttırmanın nasıl mümkün olabileceğini ve amaca ulaşmak için hangi programlara ihtiyaç olduğunu belirlemeye, böylece bu programlar arasında koordinasyonu sağlamaya çalışır. Program bütçe, aynı amaca yönelik çalışan programları birleştirir. Böylece aynı işin yapılmasında kullanılacak fonlar arasında bir rekabet başlar.

• Birçok yazar program bütçe ile PPBS (Planlama Programlama ve Bütçeleme Sistemini)’yi eş anlamlı kullanmaktadır. Ancak PPBS, program bütçeden daha sonra gelişmiş ve program bütçeden daha kapsamlıdır. Daha sonra gelişmesi dolayısıyla program bütçe sistemini daha sistematik hale getirmiştir. Bütçeleme aşaması her iki bütçe sisteminde de aynıdır. PPBS toplumsal hizmetlerin ve ekonomik kaynakların tümü üzerinde çalışırken, program bütçe ise kamusal amaçların programlar olarak nasıl uygulamaya konulacağını araştırır.

Yeni Performans Bütçe sistemi nedir?

• Geleneksel performans bütçeleme sisteminde, çıktılar ve faaliyetler ön plandadır. Ancak bu çıktılar ve faaliyetler kamusal amaçlarla her zaman aynı olmayabilmektedir. Yeni performans bütçe kamu kurumlarının faaliyetlerinin ve çıktılarının sonuçlarını değerlendirir. Bu bütçeleme sistemi geleneksel performans bütçenin ve program bütçenin özelliklerini birlikte taşımaktadır. Sonuçlara odaklanma program bütçenin bir özelliği iken, performans ölçüleri ve değerlendirmeleri geleneksel performans bütçenin özellikleridir. Program bütçe ve PPBS’den ayrılan yanı, kamu örgüt yapısında değişiklik yapmayı gerektirmemesidir.

Bütçelerde Harcama-Gelir Tahminleri, Politika ve Program Analizleri

Bütçelerde gelir ve harcama tahminleri nasıl yapılmaktadır?

Ünitede harcama ve gelir tahminleri iki ana kategoriye ayrılarak açıklanmıştır: kantitatif (sayısal veya nicel) yöntemler, kalitatif (sayısal olmayan veya nitel) yöntemler. Nitel yöntemler subjektif esaslıdır ve tahmini yapan kişilerin değer yargılarına ve deneyimlerine dayanır. Nicel yöntemler ise subjektişikten uzak ve mümkün olduğunca objektif yöntemlerdir. Tahmin edilecek gelir veya harcama ile ilgili yeterli bilgiye sahip olunduğunda kullanılmaktadır. Geçmişe ait bilgilerin gelecekte de devam edeceği düşünülerek bilimsel yöntemlerle geçmiş verilere dayalı tahminler yapılmaktadır. Nitel yöntemlerden ilki yargıya dayalı tahmindir, kamu programları veya bazı yeni gelir kaynaklarıyla ilgili geçmiş bilgiler ve deneyim olmadığında kullanılır. Bir başka kullanım gerekçesi hizmetlerde ölçümlenmeyen faktörler bulunmasıdır. Matematiksel yöntemlerin ölçemediği durumlarda yargıya dayalı yöntem kullanılmaktadır. Yargıya dayalı yöntemin kullanımı kolay olduğu için ilk denenen ve diğer teknikler kullanmak olanaksız olduğunda ise son başvurulan bir tekniktir. ikinci nitel yöntem birim maliyet dayalı yöntemdir. Yöntem öncelikle tahminlere esas olacak birim maliyeti hesaplamaya çalışmakta daha sonra ise talep edilen miktar belirlenip toplam harcama miktarı belirlenmektedir. Nicel yöntemler ise yeterli düzeyde sayısal bilgiye sahip olunduğunda kullanılmaktadır. Bu sayısal verilerin gelecekte de aynı biçimde devam edeceği varsayımına dayalı olarak tahminler yapılmaktadır. Aksi takdirde daha çok nitel yöntemler kullanılmaktadır. Nitel yöntemler, zaman serileri ve nedensel tekniklerdir. Bu yöntemde, tahmin edilecek değişkendeki geçmiş yıl verilerini ele alınıp, bu verilere dayalı olarak belirlenen trendin aynen devam edeceği varsayılır ve buna göre tahmin yapılır. Yöntemde tahmin yapmak için sadece ilgili değişkenin verileri kullanılır. Zaman serisi tekniğinin kullanım maliyeti oldukça yüksek olabilmektedir. Zaman serisiyle yapılan tahminlerde geçmiş yıllar, içinde bulunan yıl ve geleceğe ilişkin verileri görüldüğü için anlaşılması oldukça kolaydır. Nedensel tahmin teknikleri ise nicel yöntemlerin bir diğeridir. Bu teknik, tahmin edilecekdeğişkeni etkilediği düşünülen başka değişkenler ile istatiksel ilişkilerini kullanarak tahmin yapmaya çalışır. iki örneği regresyon analizi ve ekonometrik modellerdir.

Devlet politikalarının ve programlarının belirlenmesinde ve değerlendirilmesinde hangi ölçütler kullanılmaktadır?

Kamu politikalarında yapılacak değişiklikler veya yeni bir programa başlama gibi kararlar belirli ölçülere dayalı olarak alınabilir. Bunlar etkinlik, etkenlik, verimlilik ve eşitlik ölçüleridir. Etkenlik kamu programlarının amaçlarına ulaşma derecelerini vermektedir. Bu ölçü bir programın devam edip etmeyeceği, programda değişiklik yapılıp yapılmayacağı ile ilgili kararlarda kullanılır. Etkinlik ölçüsü alternatişer arasında karşılaştırma yapmayı veya kamu hizmetleri için gerekli fonların özel kesimde bırakılması halinde ortaya çıkacak fayda ile kamu kesiminin kullanılması halinde ortaya çıkacak faydanın karşılaştırılmasını gerektirmektedir. En az kaynakla, en fazla sosyal yararı sağlayan alternatifi araştırır. Verimlilik, kamu hizmetinde kullanılan girdi çıktı ilişkisidir. Verimlikte programın sonuçları ve etkileri dikkate alınmaz. Eşitlik ölçüsü, kamu hizmetinde elde edilen net faydaların bireyler arasındaki dağılımı ile ilgilidir. Bir başka deyişle çeşitli açılardan kamu programlarının gelir dağılımını nasıl etkilediği bu ölçü yardımıyla tahmin edilebilir.

Devlet politikalarının ve programlarının belirlenmesinde ve değerlendirilmesinde hangi teknikler kullanılmaktadır?

Program analiz teknikleri çok çeşitlidir. Bu ünitede kamu kesiminde yaygın bir biçimde kullanılan teknikler açıklanmıştır. Bunlardan ilki fayda maliyet analizidir. Bir kamu hizmetinin, yatırım projesinin tüm sosyal faydaları ile tüm sosyal maliyetlerinin hesaplanıp karşılaştırılmasını gerektirir. Bu karşılaştırmaya dayalı olarak kararlar alınır. Bu teknikte maliyetler ve faydalar para birimi cinsinden ifade edilir. ikinci teknik maliyet etkenlik analizidir. Bu teknik kamu projesinin maliyetini parasal olarak ifade eder ancak sonuçları veya projenin çıktılarını parasal olarak ölçmez. Kamu projelerinin maliyetlerini hesaplamak kolayken, faydaları ölçümlemek oldukça zordur. Maliyet etkenlik analizi bu tür durumlarda kullanılır. Bu teknik alternatif projeler arasında karşılaştırma yapamaz. Bir başka teknik, yön eylem araştırmasıdır. Yön eylem araştırması, tekrarlanan işlerle ilişkili olarak bilimsel yöntemlerle karar alma tekniği olarak tanımlanabilir. Stratejik Analiz bir diğer program analiz tekniğidir. Stratejik analiz niteliksel bir tekniktir. Belirli stratejilere dayalı karar almayı gerektirir. Stratejik analiz kamu kurumlarının değişen ekonomik, sosyal, politik koşullara uyumlarının araştırılması ve geliştirilmesinde de kullanılabilmektedir

Bütçe Uygulaması, Devlet Muhasebesi

Mali yıl içersinde bütçe ödeneklerinde ne tür değişiklikler yapılmaktadır?

• Ödenekler bir tahmin oldukları için mali yıl içinde bazı ödeneklerin yetersiz kalması, bazılarında da ödenek fazlalarının oluşması halinde ödenek aktarmalarına başvurulur. Aktarma işlemi, bir hizmetin mevcut ödeneğinin eksiğinin, gereksinim duyulandan fazla ödeneğe sahip başka ödenekte karşılanmasıdır. Aktarmalar bütçe dengesini bozmazlar. Bazı ödenek değişiklikleri ödeneklerin artmasına neden olmaktadır. Ödenek artışlarına ödeneğin yetmemesi ve aktarma olanağının olmaması halinde yapılır. Ödenek artışları, bütçe dengesini bozan ekonomik ve mali sorunlar çıkarabilmektedir.

Hazinenin nakit işlemleri nelerdir?

• Mali yıl içersinde toplanan gelirlerle giderlerin yer ve zaman bakımından ahenkleştirilmesi ve bunun için yapılan işlemlere hazine işlemleri denir. Gelir ve giderlerin yer bakımından ahenkleştirilmesi, toplanan gelirlerin gereken miktarlarını ödemelerin yapılacağı yerlere dağıtmayı gerektirmektedir. Gelirler ve giderler mekan açısından uyumlu değildir. Bazı bölgelerde gelirler fazla, bazılarında daha az tahsil edilir. Giderler ise ülkenin her yerinde düzenli olarak yapılmaktadır. Hazine toplanan gelirlerin ihtiyaç duyulan yerlere yollanmasını sağlar. Gelir ve giderlerin zaman bakımından denkleştirmesi

de bir diğer nakit hareketidir. Gelirlerin toplanma zamanına göre bazı dönemlerde, yeterli nakit bulunmayabilir. Nakit ihtiyacını belirlemek ve bunları karşılayacak nakdi zamanında hazır bulundurmak hazinenin görevidir. Devlet gelirlerinin belirli dönemlerde tahsil edilmesi, giderlerin ise sürekli olması, gelir giderlerin zaman dengesinin bozulması na neden olur. Hazine bu uyumsuzlukları kısa vadeli borçlanma ile giderir.

Mali yıl içersinde kamu kurumlarının nasıl denetlenmektedir?

• Modern denetim, kamu kurumlarının hizmet götürdüğü insanların ihtiyaçlarının en verimli, etken ve ekonomik biçimde giderilmesi için önemlidir. Denetim kavramı, mali işlemlerin mali mevzuata uygunluğunu, bu işlemlerin doğru ve gerçek biçimde yapılıp yapılmadığını içermektedir. Kamu denetimi ayrıca, ekonomik ve etkenlik denetimiyle kaynak kullanımının etken olup olmadığını da araştırır. Günümüz modern denetim anlayışı program sonuçlarının değerlendirilmesini, bir başka deyişle, denetimini de kapsamaktadır. Kamu hizmetlerinin belirlenen amaçlara ulaşıp ulaşmadığını denetler.

Devlet muhasebesi nedir? Kayıt sistemleri nelerdir?

• Devlet muhasebe sistemleri şunlardır: Kameral muhasebe sistemi, bütçe ile ilgili rakamlar, gelir ve giderlerin tahakkukunu, tahsilatını bütçe tertibine göre veren bir sistemdir. Schneider muhasebe sistemi, kameral muhasebe sisteminde mahsup işlemleri ile bütçe dışında devletin borç ve alacak durumları gösterilmemektedir. Bu sistemde ise mahsup işlemleri ile bütçe dışı alacak ve borç hesaplarına da yer verilir. Constante muhasebe sistemi, bütçe hesaplarıyla birlikte malvarlığı hesaplarını ve gelir ve gider tahakkuklarını gösterir. Bu sistem, gelir ve gider tahakkuk aşamasında kayıt etme ilkesine göre kurulmuştur. Logismografi muhasebe sistemi, malvarlığı ile işletme hesaplarını birlikte göstermektedir. işlemleri hem tarih hem de konu itibariyle aynı anda kaydetmektedir.

Devlet muhasebesinde nakit ve tahakkuk esasları nelerdir?

• Devlet muhasebesinde nakit esasında kayıtlar, kasaya parasal bir giriş veya kasadan parasal bir çıkış fiilen gerçekleştiği zaman yapılmaktadır. Benzer biçimde gelir yükümlüden tahsil edildiği zaman gelir kaydı yapılır. Gelir tahakkuk etmesine rağmen, tahsil edilmemişse kayıt yapılmaz. Tahakkuk esasında ise muhasebe kayıtlarının tutulmasında işlemin tahakkuk ederek kesinleşmesi esastır. Harcama yapılırken, gider tahakkuk ettiğinde hesaplara kayıt düşülür. Gelir kaydında ise gelir tahakkuk ettiği anda kayıt yapılmaktadır

Türkiye’de Bütçe Hakkının ve Bütçe İlkelerinin Gelişimi

Osmanlı imparatorluğu döneminde bütçe hakkı ve bütçe kuralları ile ilgili gelişmeler nelerdir?

• Tanzimat öncesi dönemde Osmanlı malî sisteminde bugünkü anlamda bir bütçe uygulamasına rastlanmamaktadır. Mutlakiyetçi bir yönetimde, bütçe hakkına dayalı bir bütçeden bahsetmek söz konusu değildir. Bu dönemde bütçe ile ilgili olarak sadece merkezi devlet yönetimine ait gelir ve gider hesapları bulunmaktadır. Bunlar daha çok kesin hesap cetveli niteliğindedir.

• Tanzimat Fermanı’nda herkesten iktidarına göre vergi alınmasını, arpalık yöntemi yerine maaş sisteminin konulmasını, padişah hazinesi ile giderlerinin Maliye Hazinesi’ne mal edilmesi gibi bir çok mali hüküm bulunmasına rağmen bütçeden hiç bahsetmemiştir. Fermandan sonra 1876 Anayasasına kadar, bütçe ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu dönemde yapılan bazı bütçeler tam anlamıyla bütçe niteliği taşımamaktadır.

• 1876 Kanun-i Esasi’si, birçok maddesinde bütçe usullerini, gelirleri ve giderlerini düzenleyen hükümleri içermektedir. Ülkemizde “bütçe hakkı”nın ilk kez kabul ve ifade edildiği belge 1876 Anayasası olmuştur. Bu Anayasa ile birlikte padişah, dönemin meclisinin bütçeyi onaylama hakkına sahip olduğunu kabul etmiştir. Ancak, bu Anayasa’nın öngördüğü hükümler 2. Meşrutiyete kadar hayata geçirilememiştir. 2. Meşrutiyetten sonra çağdaş anlamda ilk bütçe hazırlanmış ve uygulanmıştır.

Cumhuriyet döneminde bütçe hakkı ve bütçe kuralları ile ilgili gelişmeler nelerdir?

• Ülkemizde bütçe hakkına uygun çağdaş bütçe kurumlarının, kurallarının ve yöntemlerinin gelişmesi ancak Cumhuriyet döneminde gerçekleşebilmiştir. 1921 Anayasasında bütçeye ilişkin ayrıntılı hükümler yoktur. Sadece iki maddesi bütçe gelir ve giderlerine ilişkin genel hükümleri içerirmektedir. 1924 Anayasasında bütçe hakkına daha ayrıntılı yer verilmektedir. Bu Anayasa Büyük Millet Meclisi’nin, bütçenin incelenmesi ve onayı gibi görevlerini belirlemiştir. 1924 Anayasası’ndaki bu düzenlemeler bütçe hakkının tam ve açık ifadeleridir.

• 1961 Anayasası Osmanlı imparatorluğu, T.B.M.M. Hükümeti ve Cumhuriyet devri anayasalarının sahip olmadığı bir özellik sonucu ilk defa referandum (halkoyu) ile kabul edilmiş bir Anayasadır. Bu Anayasada TBMM’nin belirli bir dönem için bütçeleri onaylama

ve denetleme ile ilgili hükümleri bütçe hakkını vurgulamaktadır. 1982 Anayasası’da bütçe hakkı ile ilgili hükümleri düzenlerken, bütçe süreç ve uygulamasında farklı kuralları koymuştur. 1982 Anayasası, 1961 Anayasasına göre bütçeyle doğrudan ilişkili düzenlemeler daha ayrıntılı hale getirilmiştir.

İlgili aramalar:

  • devlet bütçesi nedir
  • aöf devlet bütçesi ders notları

Türk Siyasal Hayatı ders özetleri

Konu Kasım 10, 2009 tarihinde tarafından  
2.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

ÜNİTE 1
Karşılaştırmalı Bir Perspektifte Demokrasiye Geçişler, Çöküşler ve Onarımlar
Türkiye’de 1945 ile 1950 yılları arasında demokrasiye geçiş sürecinin ne şekilde gerçekleştiğini açıklamak.
Türkiye’de 1945 ile 1950 yıllları arasındaki demokrasiye geçiş süreci, bir reform şeklinde olmuştur. Siyasal iktidarı elinde tutan otoriter Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bir kopma olmadan, anayasal düzen içinde iktidarı Demokrat Partiye (DP) teslim etmiştir. Bu Türk örnek olayı yani reform yoluyla demokrasiye geçişin ancak hükümetin muhalefetten güçlü olduğu zamanlarda, muhalefet ve iktidar gruplarında ılımlıların aşırılardan güçlü olduğu yerlerde mümkün olabileceği hipotezlerini desteklemektedir.
Demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan 1960, 1971 ve 1980 askeri müdahalelerinin nedenlerini ve aralarındaki farklılıkları saptayabilmek.
1960-1971 ve 1980 tarihlerinde üç kez demokratik süreç askeri müdahale ile kesintiye uğramıştır. 1960 ve 1980 askeri müdaheleleri var olan kurumsal düzenden tam bir kopuş içermesine karşılık 1971 askeri müdahalesi yarı darbe niteliği taşır. iki müdahele arasındaki en önemli fark 1960 darbesi anayasal krizi çözmeye yönelik arabulucu bir nitelik taşırken, 1980 MGK rejimi ise sosyal, ekonomik ve siyasal yapıları bütünüyle değiştirmeye yönelik bir müdahale olmasıdır. Dünyadaki demokratik çöküşleri açıklamak için iki hakim yaklaşım söz konusudur. Bir yaklaşım, toplumun yapısal niteliklerinin önemini vurgularken diğer yaklaşım ise bir rejimin istikrarı ve devamını sağlayan sosyal ve siyasal aktörlerin önemini vurgulamaktadır.
Demokratik yönetimin krizlerini 1960, 1971 ve 1980 yıllarında yaşayan askeri darbelere bağlı olarak açıklayabilmek.
Türkiye’nin ilk yaygın demokrasi girişimi (1946-1960) 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyle sona ermiştir. Dönemin iki büyük partisi olan DP ve CHP ideolojik olarak birbirinden büyük ayrılığı olmayan partilerdi. 1957 seçimlerinden sonra DP azalan oylarına tepki olarak “ince demokrasiye paydos” diyerek çeşitli alanlarda sert tedbirler almıştır. Nisan 1960 yılında olağan üstü yetkilerle donatılmış Meclis Araştırma Komisyonunun çalışmaya başlamasını ve ardından gelen öğrenci gösterileri sonunda, muhalefetin de desteğiyle 27 Mayıs 1960’ta ordu müdahele etmiştir. 1960 Anayasası’nın sağladığı liberal ortam sonucunda ise aşırı sağ ve sol grupları siyaset sahnesinde yer almıştır. Adalet Partisi hükümeti 1960’lı yılların sonuna doğru gittikçe kötüleşen siyasal ortamla baş edemez duruma gelmiştir. Bir grup radikal subay, radikal sosyal reformları yerine getirme görüntüsü altında uzun sürecek bir askeri rejim kurmayı hedeflemişlerdir. 12 Mart 1971 askeri memorandumu bu radikal hareketi engelleyen son dakika hareketidir. Bu ara yönetim, 1961 Anayasası’nı, yürütme oteritesinin güçlendirilmesi ve belirli temel özgürlüklerin kısıtlanması açısından elden geçirmiştir. 1973 sonlarında yapılan parlâmento seçimleriyle 1971 askeri darbesi son bulmuştur. 1975’den başlayarak 1980 yıllarına kadar; şiddet ve terörizm olayları artmış, hükümet ve meclis hareket edemez duruma gelmiş, ekonomik sıkıntılar ve uluslararası problemlerle birlikte rejim 1980’e gelindiğinde meşruluğunu kaybetmeye başlamıştır. 1980 çöküşüne yol açan yılların karakteristik bir özelliğide AP ve CHP’nin hükümete başkanlık yaptıklarında adaleti sağ ve sol teröristlere eşit bir şekilde uygulamadığı yönündeki yaygın kanaattır. Bu iki büyük partinin birlikte hükümet için işbirliğinde bulunmaması da demokrasinin çöküşünün önemli bir nedenini oluşturmuştur.
1. 1945 yılında Meclis’te hakiki ve uzun süreli ihtilaf çıkmasına neden olan yasanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?

a. Toprak reformu
b. ilköğretimin yaygınlaşması
c. Sanayi teşvikleri
d. Seçim usulü
e. Dış politika

2. 1949 yılında demokrasiye geçiş sürecindeki son engeller hangi başbakan döneminde kaldırılmıştır?

a. Şemsettin Günaltay
b. Hasan Saka
c. Recep Peker
d. Fethi Okyar
e. Fuat Köprülü

3. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de demokrasiye geçiş sürecinin başarılı olmasını sağlayan etkenlerden biri değildir?

a. Hükümetin, muhalefetten güçlü olması
b. Ilımlıların, aşırılardan güçlü olması
c. Reformcuların, tutuculardan güçlü olması
d. DP liderliğinin ılımlı olması
e. MP’nin uzlaşmacı bir politika izlemesi

4. Aşağıdakilerden hangisi, inönü’nün reform süreci başlatmasında rol oynayan güdülerle ilgili ileri sürülen görüşlerden biri değildir?

a. Demokratik rejimlerin II. Dünya Savaşındaki zaferi
b. Türkiye’nin Sovyet tehdidine karşı Batı ile yakınlaşma ihtiyacı
c. Türk toplumundaki sosyo-ekonomik dönüşümler
d. Tek parti sisteminin baştaki şahısa dayandığı düşüncesi
e. Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasal değişim lehindeki baskısı

5. Aşağıdakilerden hangisi DP’nin muhalefeti boyunca vurgulanan sloganlarından biri değildir?

a. Serbest ve dürüst seçimler
b. Kapsamlı sivil özgürlükler
c. Keyfi ve otoriter yönetime son verme
d. Bürokrasinin güçlendirilmesi
e. Ekonomik liberalleşme

6. Türkiye’deki tek parti rejiminin “liberal, demokratik geleneğe” komünist ve faşist tek parti rejimlerinden daha yakın olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

a. CHP’nin pozitivist-rasyonalist düşünceye sahip olması
b. Kemalist reformların etkisini kaybetmesi
c. CHP’nin sosyal ve ekonomik değişimlerle aşırı ilgili olması
d. CHP doktrinin değişmez bir karakterde olması
e. CHP’nin kadro partisi olması

7. Aşağıdakilerden hangisi 12 Mart 1971 askeri müdahalesinin amaçlarından biridir?

a. TBMM’yi dağıtmak
b. Siyasal partileri yasaklamak
c. Anayasayı yürürlükten kaldırmak
d. Sivil toplum kuruluşlarını yasaklamak
e. Demokrasiyi yeniden dengelemek

8. Aşağıdakilerden hangisi 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin özelliklerinden biri değildir?

a. Orta rütbeli askerler tarafından yapılması
b. Milli Birlik Komitesi ile üst rütbeli subaylar arasında ihtilaf yaşanması
c. Milli Birlik Komitesinin ana muhalefet partisi ile sıkı ilişki içinde olması
d. Milli Birlik Komitesinin yasama faaliyetlerinin sınırlı olması
e. Sosyal, ekonomik ve siyasal yapıların tüm aşamalarını etkileyecek 600 den fazla kanun çıkarılması

9. Aşağıdakilerden hangisi bürokratik otoriter rejimlerin ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerden biri değildir?

a. Yüksek enflasyon oranı
b. Ara mallar ve tüketici mallarının eksikliği
c. Döviz kurlarındaki düşüşler
d. Ödemeler dengesi açığı
e. işsizlik

10. Aşağıdakilerden hangisi DP iktidarının, 1960 askeri darbesine neden olan uygulamalarından biri değildir?

a. Basın yasasının sertleştirilerek çok sayıda gazetecinin hapsedilmesi
b. Devlet radyosunun iktidar lehine tek taraşı kullanılması
c. Siyasal toplantıların yasaklanması
d. Devlet memurlarının erken emekliliğe zorlanması
e. Seçimlerin askıya alınması

CEVAPLAR

1 2 3 4 5
E E E E D
6 7 8 9 10
D E C D C

================================================== =

ÜNİTE 2
Anayasa Yapımı Siyaseti
Farklı siyasi yapıya sahip ülkelerde demokrasinin pekişmesi açısından anayasaların ne şekilde hazırlandığını karşılaştırabilmek. Anayasa yapımı bir ülkede demokrasiye geçiş sürecinde, toplumun ve siyasal elitlerin desteğini alarak siyasal kurumları ortaya çıkarmak açısından mükemmel bir fırsattır. Anayasa yapım süreci sadece demokrasiye geçiş sürecini değil aynı zamanda demokrasinin pekişmesini de etkilemektedir. Oydaşmacı ya da ortaklıkçı tarz anayasa yapımı demokrasinin pekişmesi olanağını arttırır.
Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasası olan 1924 Anayasasının ne şekilde gerçekleştirildiğini açıklayabilmek.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk anayasası 1923’te seçilen Büyük Millet Meclisi tarafından gerçekleştirildi. 1924 Anayasası TBMM’nin devletin yüce organı olmasını devam ettirdi. Bu anayasanın en önemli eksikliği, seçilmiş çoğunluğun gücünü kontrol edebilecek etkili bir kontrol ve dengeleme sisteminin olmamasıydı. Tek partiden çok partili demokrasiye geçiş sürecinde anayasa açısından zorlayıcı hiçbir gerek hissedilmedi. 1924 Anayasası DP’nin iktidari süresince değişmeden kaldı. Bir anayasal kontrol ve dengeleme sisteminin olmaması da 1924 Anayasası’nın çökmesinin ana nedeni oldu.
1961 Anayasasının 1960 darbesine bağlı olarak gerçekleştirilmesini, bu anayasanın belirleyici özelliklerini ve üzerinde yapılan değişiklikleri saptayabilmek.
1960 askeri darbesi sonucunda oluşturulan Milli Birlik Komitesi yeni bir demokratik anayasa hazırladı. Kurucu Meclis tarafından hazırlanan 1961 Anayasası, devlet elitlerinin temel siyasal değerlerini ve çıkarlarını yaratmaktaydı. Bu anayasada temel özgürlükler büyük oranda genişletildi ve vatandaşlara geniş sosyal haklar sağlandı. Ayrıca seçilmiş organların gücünü sınırlandırmak amacıyla kontrol ve dengeleme sistemleri getirildi. 1961 Anayasasıyla birlikte idari mahkemeler güçlendirildi, yargının tam bağımsızlığı ve Yasama Meclisi içinde ikinci meclis yaratıldı. Diğer yandan, devlet memurlarının ve yargıların iş güvenliği iyileştirilirken, üniversiteler ve Radyo ve Televizyon Kurumu idari özerklik kapsamına alındı. 12 Mart 1971 askeri muhtırasının ardından askerlerin perde arkasından destek verdikleri hükümetler 1971 ve 1973 yıllarında 1961 Anayasasında üç temel kategoride değişiklik yaptılar: (1) Mahkemelerin denetleme yetkisinin sınırlandırılması ile belirli özgürlüklerin kısıtlanması; (2) yürütmenin güçlendirilmesi, TBMM’nin yürütmeye kanun hükmünde kararname yapma yetkisinin verilmesi; (3) sivil idare mahkemelerinin ve Sayıştay denetiminin dışında tutarak, askerlerin kurumsal özerkliğini artırmak. 1961 Anayasasında yapılan bu değişiklikler siyasal partiler arasında bir tartışma ve görüş alış-verişinden uzak olarak çatışmacı bir yöntemle yapıldı.
1982 Anayasının gerçekleştirilmesini, belirleyici özelliklerini ve dönemin siyası iktidarları tarafından hazırlanan değişiklik çalışmalarıyla gerçekleştirilen değişiklikleri saptayabilmek.
12 Eylül 1980’de iktidarı ele alan Milli Güvenlik Konseyi otoritesi altında yapılan 1982 Anayasasının yapımı, geniş bir oybirliğiyle siyasal kurumlar oluşturma anlamında uzaktır. 1982 Anayasasını hazırlayan Kurucu Meclis, 1960-1961 Kurucu Meclisinden farklı dır. 1982 Anayasası, 1961 Anayasına göre milli iradeye, seçilmiş meclise, siyasal partilere, siyasetçilere, sendikalara ve sivil toplum örgütlerine daha az güvenmekteydi. Bu anayasa, güçlendirilmiş bir cumhurbaşkanı ve Milli Güvenlik Kurulu ile askerin siyasal sistemin nihai koruyucusu ve hakemi olmasını sağladı. 1982 Anayasasının idari sistemi en iyi şekilde parlâmenterizmin değiştirilmiş ya da zayışatılmış şekli olarak tanımlanabilir. 1982 Anayasasının bütün siyasal partileri, sivil toplum kurumları dışlayarak yapılması ve hayli şüpheli bir referandum ile kabul edilmesi sürekli tartışma konusu olmuştur. 1982 yılından başlayarak bu anayasa üzerinde çeşitli değişiklikler yapıldı. Özellikle Haziran 1995 tarihinde 1982 Anayasası üzerinde önemli değişiklikler yapıldı. Ancak bu değişikler beklentilerin çok uzağında kalmasına rağmen yine de partiler arası işbirliğine bir örnek oluşturdu. Türkiye’deki anayasa yapım tarihine bakıldığında üç cumhuriyet anayasının hiç birisinin tartışmalar, pazarlıklar ve uzlaşmalar süreciyle ve toplumu geniş bir şekilde temsil eden bir Kurucu Meclis tarafından yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla da üç anayasanın hepside zayıf siyasal meşruluğa sahipti ve tam olarak pekişmiş demokratik rejim üretemedi.
1. 1924 Anayasa’sının en önemli eksikliği aşağıdakilerden hangisidir?

a. Seçilmiş çoğunluğun gücünü kontrol edecek kontrol ve dengeleme sisteminin olmaması
b. Siyasal kurumların kuruluşunda etkili olamaması
c. Demokrasinin pekişmesini sağlayamaması
d. Anayasayı hazırlayan Meclisin toplumun önemli güçlerini temsil etmemesi
e. Anayasa tartışmalarının özgür bir ortamda geçmemesi

2. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de ilk demokrasi tecrübesinin çökmesinin nedenlerinden biri değildir?

a. Anayasal kontrol ve dengeleme sisteminin olmaması
b. Temel hakların etkili yasal garantisinin bulunmaması
c. Kanunların Anayasaya uygunluğunun denetlenmemesi
d. Seçme ve seçilme hakkının sınırlı olması
e. Muhalefet haklarını kısıtlayan kanunların çıkarılması

3. Aşağıdakilerden hangisi 1961 Anayasa’sının temel özelliklerinden biri değildir?

a. Temel hak ve özgürlüklerin genişlemesi
b. iş güvenliğinin iyileştirilmesi
c. Etkili bir kontrol ve dengeleme sistemi yaratılması
d. idari mahkemelerin güçlendirilmesi
e. Kamu kurumlarının idari özerkliklerinin sınırlandırılması

4. Aşağıdakilerden hangisi 1961 Anayasa’sının temel özelliklerinden biri değildir?

a. Kanunların anayasaya uygunluğunun yargı denetimine sunulması
b. Bütün yürütme birimlerinin denetlenebilmesi
c. Yargı organlarının bağımsızlığının sağlanması
d. Yasamanın tek bir meclis içinde gerçekleştirilmesi
e. Devlet elitlerinin temel siyasal değerlerini yansıtması

5. Aşağıdakilerden hangisi 1971 ve 1973 yılında yapılan Anayasa değişikliklerinden biri değildir?

a. Temel özgürlüklerin sınırlandırılması
b. Mahkemelerin denetleme yetkisinin sınırlandırılması
c. Yürütmenin güçlendirilmesi
d. TBMM’nin yürütmeye kanun hükmünde kararname yapma yetkisi vermesi
e. Silahlı Kuvvetlerin Sayıştay denetimine tabi tutulması

6. 1982 Anayasa’sının hangi özelliği Üniversitelerin yapısını doğrudan etkilemiştir?

a. Temel özgürlüklerin sınırlandırılması
b. Sosyal hakların azaltılması
c. idari özerkliğin kaldırılması
d. Yargının denetleme yetkisinin sınırlandırılması
e. Cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılması

7. Aşağıdakilerden hangisi 1982 Anayasa’sının temel özelliklerinden biridir?

a. Genişletilmiş temel hak ve özgürlükler
b. Vatandaşlara tanınan sosyal haklar
c. Sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi
d. Yargı denetiminin güçlendirilmesi
e. Cumhurbaşkanının ve Milli Güvenlik Kurulunun yetkilerinin artırılması

8. Aşağıdakilerden hangisi ANAP iktidarı tarafından 18 Mayıs 1987 tarihinde 1982 Anayasası’nda yapılan değişikliklerden biridir?

a. Milletvekili sayısının 450 ye çıkarılması
b. Cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılması
c. Milli Güvenlik Kurulunun güçlendirilmesi
d. idari özerkliğin kaldırılması
e. Temel özgürlüklerin sınırlandırılması

9. Aşağıdakilerden hangisi 1995 yılında 1982 Anayasa’sında yapılan değişikliklerden biri değildir?

a. Seçmen yaşının 18 e düşürülmesi
b. Sendika ve derneklerin siyasal faaliyetlerine izin verilmesi
c. Kamu çalışanlarına sendika hakkı verilmesi
d. Siyasal partilere üye olma yaşının 18 e indirilmesi
e. TBMM üye sayısının 450 ye çıkarılması

10. 1982 Anayasası’nda yapılan aşağıdaki değişikliklerden hangisi politik yaşamın güçlendirilmesiyle doğrudan ilgilidir?

a. Siyasal partilere katılma ve siyasal partilerin örgütlenme haklarının genişletilmesi
b. idari mahkemelerin yetkilerinin güçlendirilmesi
c. Üniversitelerin idari özerkliklerinin tanınması
d. Radyo ve Televizyon Kurumunun idari özerkliğinin tanınması
e. Yargının tam bağımsızlığının sağlanması
CEVAPLAR
AÖF KAYNAK CD MEVCUT CEVAPLAR

1 2 3 4 5

6 7 8 9 10

İlgili aramalar:

  • türk siyasal hayatı ders notları
  • aöf türk siyasal hayatı ders notları
  • türk siyasal hayatı çıkmış sorular
  • türk siyasal hayatı özet
  • türk siyasal tarihi özet

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dersi Notları II

Konu Kasım 2, 2009 tarihinde tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

ARA DİNLENMESİ

4 Saat ve daha kısa süreli işlerde ; 15 dakika
4 Satten fazla 7,5 saate kadar (7,5 saat dahil) ; yarım saat
7,5 saatten fazla süreli işlerde; 1 saattir..

GECE ÇALIŞMASI: Gece en geç saat 20.00’de başlayarak en erken sabah saat 06.00’ya kadar geçen , en fazla 11 saat süren dönemdir. İşçilerin gece çalışmaları 7,5 saati geçemez. Gece çalıştırılan işçiler , en geç 2 yılda bir defa, işveren tarafından periyodik sağlık kontrolünden geçirilmelidir.

Postaların Düzenlenmesi: Gece ve gündüz çalışan, postaları değiştirilecek işçinin kesintisiz olarak en az 11 saat dinlenmesi gereklidir.

FAZLA ÇALIŞMA

Fazla çalışmayı haftalık 45 saati aşan çalışma olarak ifade edebiliriz.

FAZLA ÇALIŞMA SEBEPLERİ: – Genel Sebeplerle Fazla Çalışma: Ülkenin genel yararları veya üretimin artırılması, işverenin artan bir talebi karşılamak için yaptırdığı çalışmalar genel sebeplerle fazla çalışmadır. Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin %50 yükseltilmesiyle ödenir.

-Zorunlu Sebeplerle Fazla Çalışma: Bir arıza sırasında,zorlayıcı sebepler ortaya çaıktığında işçilerin hepsi yada bir kısmına fazla çalışma yaptırılabilir. Bu çalışmada süre sınırlaması yoktur. Arıza giderilinceye kadar, işyerinde normal çalışma düzeni sağlanıncaya kadar çalışma yapılacaktır.

-Olağanüstü Sebeplerle Fazla Çalışma: İşçi ve işverenin iradesi dışında, Bakanlar Kurulu’nun kararı ile gerçekleşmektedir. Süre sınırlaması yoktur.

Not: 18 yaşını doldurmamış işçilere ve kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere fazla sürelerle çalışma yaptırılamaz.

HAFTA TATİLİ ÜCRETİNE HAK KAZANMA: -İş Kanunu Kapsamı İçinde Olmak
-Haftanın Tatilden Önceki İş Günlerinde Çalışmış Olmak

Ulusal Bayram Ve Genel Tatiller:Türkiye’de Ulusal Bayram, 29 Ekim’dir..Resmi ve özel işyerlerinin 29 Ekimde kapatılması zorunludur.Diğer tatil günlerinde sadece resmi daire ve kuruluşlar tatil edilirler.İşçi, ulusal bayram ve genel tatillerde çalışması halinde günlük ücretine + bir günlük ücret daha ilave olarak ödenmektedir.

Yıllık Ücretli İzne Hak Kazanma: Deneme süresi de içinde olmak üzere, ilk çalışmaya başladığı günden itibaren en az 1 yıl çalışmış olmak gereklidir.Kısmi süreli yada çağrı üzerine iş söz. ile çalışanlar yıllık ücretli izin hakkından tam süreli çalışanlar gibi yararlanır.
Ancak; süreksiz işlerde çalışanlara, işleri 1 yıldann az süren mevsim ve kampanya işlerinde çalışanlara yıllık ücretli izne ilişkin hükümler uygulanmaz.

Yıllık Ücretli İzin Süresi

– 1 yıldan 5 yıla kadar (5 yıl dahil) ; 14 gün
– 5 yıldan fazla 15 yıldan az olanlara ; 20 gün
– 15 yıl dahil ve daha fazla olanlara ; 26 gün ‘den az olamayacaktır.

*** 18 ve daha küçük yaştaki işçilerle, 50 ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek izin süresi 20 günden az olamayacaktır. İzin süreleri bir parçası on günden az olmamak üzere en çok 3’e bölünebilir. İşçi izninde il dışına çıkacaksa, işveren 4 güne kadar ücretsiz yol izni vermek zorundadır.

Yıllık Ücretli İznin Kullanılması: İşçi yıllık ücretli iznini, kullanmak istediği zamandan en az 1 ay önce işveren yazılı olarak bildirecektir. İşveren , yıllık ücretli iznini kullanan işçiye izin dönemine ait ücretini, işçinin izne başlamasından önce, peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır. Yıllık ücretli izin ücretinde çıplak ücret esas alınacaktır.

ÜNİTE 6

15 yaşını doldurmamış olanlar çocuk işçi,
15 yaşını doldurmuş olanlar ile 18 yaşını doldurmamış olanlar arasında bulunanlar genç işçi, kabul edilir..

ÇOCUK VE GENÇ İŞÇİLERE İLİŞKİN DÜZENLEMELER

Çalıştırma Yasakları:Bar,kabare,kahve,gazino,hamam gibi işyerlerinde 18 yaşından küçükler çalıştırılamaz.Yasaklama kararı belediyelere bırakılmıştır.
-Yer ve Su Altında Çalıştırma Yasağı
-Sanayiye Ait İşlerde Çalıştırma Yasağı:18 yaşını doldurmamış gençlerin ve çocukların sanayiye ait işlerde gece çalıştırılmaları yasaktır.Ancak, sanayiye ait işlerde gündüz döneminde çalıştırılabilirler.
-Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalıştırma Yasağı: 16 yaşını doldurmamış çocuklar ve gençler, ağır ve tehlikeli işlerde çalışamaz.

Örnek:17 yaşındaki bir dansçı, özel bir tiyatroda, gece gösteriminde yer alabilir mi?
Cevap:Çocuk ve genç işçiler için getirilmiş olan gece çalışma yasağı sanayiye ait işlere yöneliktir.Sanayiye ait bir iş olmadığı için, 17 yaşındaki bir dansçı, özel bir tiyatroda, gece dönemlerinde bir oyunda yer alabilir.

-Sağlık Raporu Alma Zorunluluğu: Çocuk ve genç işçilerin, 18 yaşını dolduruncaya dek, her 6 ayda bir kez doktor muayenesinden geçmesi gereklidir. Raporlar işveren tarafından işyerinde saklanır.
-Yıllık Ücretli İzin Süresi Yönünden Koruma: 18 ve daha küçük yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz.

1-) ÇOCUK İŞÇİLERE İLİŞKİN DÜZENLEMELER

En Az Çalıştırma Yaşı:15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır ancak, 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocukların gelişimlerine ve eğitimlerini sürdürenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilir. Okula devam eden çocukların eğitim dönemlerindeki çalışma sürelerinin eğitim saatleri dışında olmak üzere, günde en çok 2 saat ve haftada 10 saat olabileceği hükmü getirilmiştir. Temel eğitimini tamamlamış ve okula gitmeyen çocukların çalışma süreleri ise, günde 7, haftada 35 saatten çok olamaz.

2-)GENÇ İŞÇİLERE İLİŞKİN DÜZENLEMELER

15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış işçiler, genç işçilerdir. 15 yaşını tamamlamış olanların çalışma süreleri, günde 8 ve haftada 40 saate kadar çoğaltılabilir.

İŞ İLİŞKİSİNİN KADINLAR YÖNÜNDEN DÜZENLENMESİ

Kadınlar iş yaşamına ilk kez işçi statüsü ile girmişlerdir.

Ücret Yönünden Korunma: Kanun’da kadın ve erkek işçiler arasındaki ücret eşitliği ilkesi aynı işin görülmesi yada işin eşit değerde olmasına bağlıdır.
İşin Düzenlenmesi Yönünden Korunma:3 ayrı alanda korunması öngörülür;
-Yer ve sualtında çalıştırılma yasağı
-Gece postalarında çalıştırılma yasağı: Kadın işçiler gece postasında 7,5 saatten fazla çalıştırılamaz.
-Ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılma yasağı

Not: Yukarıdaki 3 başlıkta çalışma değil, çalıştırılma yasağından söz edildiği görülür. Kanun bu alanda işvereni sorumlu tutmuştur.

İş Sözleşmesinin Feshi: Kadın işçi, evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde , iş sözleşmesini kendi arzusu ile sona erdirmek istediğinde kıdem tazminatı almaya hak kazanır. Kadın işçilerin evlilik dolayısıyla iş söz.ni fesh etmeleri, kıdem tazminatını alabilmelerini sağlayan bir fesih halidir. Kanun’da erkeklerin muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla iş söz.ni fesh etmeleri, kıdem tazminatına hak kazandıran bir fesih halidir.

ANALIK DURUMLARI OLAN KADIN İŞÇİLERE İLİŞKİN ÖZEL DÜZENLEMELER:

1-Gebe Kadın İşçilerin Korunması:Gebe işçinin sağlık muayenesine gittiği günler, çalışılmış gibi sayılır.Gebe işçiler doğumdan önce 8, doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta çalıştırılamaz. Eğer, sağlık durumu uygun ise ve gebe işçi isterse, doğumdan önceki 3 haftaya kadar işyerinde çalıştırılabilir.Ancak , gebe işçinin çalıştığı süreler, doğum sonrasında çalıştırılmayacağı süreye eklenir.

2-Emzikli Kadın İşçilerin Korunması:Emzikli işçiye çalıştırılamayacağı 16 haftalık sürenin tamamlanmasından sonra, 6 ay’a kadar ücretsiz izin verilebilir. Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam 1,5 saat süt izni verilir. Süt izinleri, çocuk 1 yaşını tamamladıktan sonra verilmez.

ÖZÜRLÜ,ESKİ HÜKÜMLÜ,TERÖR MA?DURU İŞÇİLERİN KORUNMASI

Kanunda işverenlerin hangi oranda özürlü, eski hük.,terör mağduru işçi istihdan edeceği her yılın Ocak ayı başından itibaren yürürlüğe girecek şekilde ,”Bakanlar Kurulu” tarafından belirlenir. İşçilerin toplam oranı %6’ dır.Çalıştırılacak özürlü, eski hük.,terör mağduru sayısı saptanırken işyerinde çalışan tüm işçi sayısı esas alınır. İşverenin aynı il sınırları içinde birden çok işyeri bulunuyorsa, çalıştırmakla yükümlü olduğu özürlü, eski hük.,terör mağduru sayısı, tüm işyerlerinde çalıştırdığı toplam işçi sayısına göre hesaplanır. İşverenler, çalıştırmakla yükümlü oldukları işçileri “Türkiye İş Kurumu” aracılığıyla sağlarlar.

ÜNİTE 7

İŞ İLİŞKİSİNİN SON BULMASI VE SONUÇLARI

GENEL SEBEPLERLE SONA ERME : İş sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nda gösterilen ve iş hukukuna özgü olmayan bazı sebeplerle sona ermesine genel sebeplerle sona erme adı verilmektedir.

1-) İş Sözleşmesinin Hükümsüzlüğü: İş sözleşmesinin yapılması sırasındaki eksiklikler veya sakatlıklar genel sebeplere bağlı olarak sözleşmenin geçersiz sayılması veya iptal edilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Mutlak butlan, kısmi butlan, nispi butlan ( iptal edilebilirlik ) / ( bk: ünite 3 )

2-) Ölüm : İşçinin ölümüyle birlikte iş sözleşmesi sona erer. Diğer borçlarda olduğu gibi işçinin ölümüyle birlikte mirasçılara geçmektedir.İşverenin ölmesi halinde ise ; işverenin iş sözleşmesinden doğan borçları kişisel bir edim içermediğinden kural olarak iş söz.i sona ermez ve sözleşmeden doğan haklar ve borçlar mirasçılara geçer.

3-) Tarafların Anlaşması :Taraflar iş söz.ni her zaman sona erdirebilirler. İş söz.ni sona erdiren anlaşma açık olabileceği gibi , zımni (üstü örtülü) de olabilir. Mesela; 5 yıl süreli bir iş söz.ni taraflar anlaşarak 3.yılın sonunda sona erdirebilirler.

4-) Belirli Sürenin Bitimi : Belirli Süreli İş Söz.i sürenin dolması ile kendiliğinden sona erer.burada karşılıaşılabilecek bir durum; sürenin sona ermiş olmasına rağmen işçinin çalışmaya, işverenin de onu çalıştırmaya devam etmesidir.Bu durumda iş söz.i sükut (susma) ile yenilenmiş olur.Sona eren iş söz.i 1 yıl yada daha uzun süreli iş söz.i ise, en çok 1 yıl için uzar. 1 yıldan kısa süreli bir iş söz.i ise; iş söz.nin süresi kadar uzayacaktır. (örn;6 aylık söz. ise, 6 ay uzar) Sükut ile iş söz.nin sürekli yenilenmesi halinde ortaya çıkan sözleşmeye zincirleme iş sözleşmesi denir.

A) SÜRELİ FESİH ( BİLDİRİMLİ FESİH ) : Sadece, belirsiz süreli iş söz.i süreli fesih ile sona erdirilebilir. İşçilerin, işyerindeki çalışma süreleri ile orantılı olarak iş söz.i feshedildikten sonra belli bir süre daha çalışmalarını öngören sona erme şeklidir. İş söz.nin feshinden önce durumun karşı tarafa bildirlmesi gereklidir. Fesih bildirimi, tek taraflı bir bildirimdir, karşı tarafın kabul etmesine gerek yoktur. Bildirimin yazılı olarak ve imza karşılığında yapılması gereklidir.

Süreli Fesih Sebebi : 30 veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde (1.koşul) en az altı ay kıdemi olan işçinin (2.koşul) belirsiz süreli iş söz.i , işveren tarafından işçinin yeterliliği veya davranışları yada işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanarak feshedilmesi gereklidir.

-İşçinin yeterliliği ve davranışları,işçinin kişiliği ile ilgili olan sebepleri oluştururken; işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler de işyeri ile ilgili olmaktadır.İşçinin yetersizliğinden ve davranışlarından kaynaklanan sebepler ancak işyerinde olumsuzluklara yol açıyorsa geçerli fesih sebepleri olacaktır.

-İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler, işyeri dışından veya içinden kaynaklanan sebepler olarak iki yönde değerlendirilebilir. işyeri dışından kaynaklanan sebeplere ; enerji sıkıntısı, ekonomik kriz, İşyeri içi sebeplere ise; işyerinin daraltılması, yeni teknolojinin uygulanması, işyerinini bazı bölümlerinin iptal edilmesi örnek olarak verilebilir.

İşveren ; teknolojik, ekonomik,yapısal işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde, bunu en az 30 gün önce bir yazı ile, işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumu’na bildirmek ve işyerinde ilan etmekle yükümlüdür.

İ.K.’ya göre işyerinde çalışan işçi sayısı;
20 – 100 işçi arasında ise ; en az 10 işçinin,
101 – 300 işçi arasında ise ; en az %10 oranında,
301 ve daha fazla ise ; en az 30 işçinin işine son verilmesi toplu işçi çıkarma olarak kabul edilecektir.
İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve devamlı surette faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az 30 gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumu’na bildirmek ve işyerinde ilan etmekle yükümlüdür.

Bildirim Süresi:
– İşi 6 aydan az sürmüş olan işçinin, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 2 hafta sonra,
– İşi 6 aydan – 1,5 yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin karşı tarafa yapılmasından başlayarak 4 hafta sonra,
– İşi 1,5 yıldan – 3 yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin karşı tarafa yapılmasından başlayarak 6 hafta sonra,
– İşi 3 yıldan fazla sürmüş olan işçi için, bildirimin yapılmasından başlayarak 8 hafta sonra feshedilmiş sayılır.

Bildirim Süreleri İçinde Tarafların Durumu: İşverenin bildirim süreleri içinde işinden ayrılan yada işinden çıkartılan işçiye yeni bir iş bulması için günde en az 2 saat iş arama izni vermek zorundadır.

Fesih Bildirimine İtiraz, Geçersiz Feshin Sonuçları : İş söz.i feshedilen işçi fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliğ tarihinden itibaren 1 ay içinde İş Mahkemesinde dava açabilir. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını işveren ispatlamak zorundadır. İşveren tarafından geçerli bir sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçinin mahkeme kararının kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre içinde en çok 4 aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları da kendisine ödenir.
İşçi, kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır.İşçi bu süre içinde başvurmazsa, işveren tarafından yapılmış olan fesih, geçerli bir fesih haline gelir ve işveren sadece feshin hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

Usulsüz Ve Kötüniyet Oluşturan Süreli Fesih

-Usulsüz Süreli Fesih : Bildirim şartlarına uyulmaksızın yapılan fesih, usulsüz süreli fesihtir.İş söz.ni fesheden işçinin veya işverenin bildirim süelerine uymaması halinde karşı tarafa bildirim süreleri tutarındaki ücreti ihbar tazminatı olarak ödeyecektir.

-Kötüniyet Süreli Fesih : İşçinin işveren hakkında şikayette bulunması veya işveren aleyhinde dava açması yada şahitlik yaptığı için iş söz.nin sona erdirilmesi gibi haller iş söz.nin kötüniyetli feshi olarak düşünülebilir.

DERHAL FESİH ( BİLDİRİMSİZ FESİH ) üreli fesih sadece süresi belirsiz olan iş söz.nde yapılabilirken, derhal fesih, hem süresi belirli olan hemde süresi belirsiz olan iş söz.nde yapılabilmektedir.

*** İşçi Yönünden Derhal Fesih Sebepleri ***

– Sağlık Sebepleri :
a) Bir işin yapılması, işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı ve yaşayışı için tehlikeli olursa, işçi iş söz.ni derhal fesih ile sonlandırabilir.
b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan görüştüğü işveren yada başka bir işçinin bulaşıcı bir hastalığa yakalanması halinde işçi derhal fesih hakkını kullanabilir.

– Ahlak ve İyiniyet Kurallarına Uymayan Haller Ve Benzerleri:
İşverenin, işçinin işi kabul etmesindeki esaslı noktalardan biri hakkında yanlış bilgi vermesi,İşverenin tacizde bulunması, işçinin diğer bir işçi veya 3.şahıs tarafından cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması halinde,işçinin veya ailesinin hakkında namusuna dokunacak sözler söylemesi, işveren tarafından işçinin ücreti ödenmezse, işçi iş söz.ni derhal fesih ile sonlandırabilir.

-Zorlayıcı Sebepler : İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla bir süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıktığında işçi iş söz.ni derhal fesih ile sonlandırabilir.Zorlayıcı sebep; önceden tahmin edilemeyen dolayısıyla önlem alınamayan olaylardır.Deprem, su baskını gibi.. Zorlayıcı sebeple çalışamayan işçiye, işveren çalışamadığı sürenin ancak 1 haftası için yarım gündelik ücret öder.

İlgili aramalar:

  • usulsüz süreli fesih

Sonraki Sayfa »