Finansal Yönetim Tüm Üniteler

Konu Kasım 16, 2009 tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

FİNANSAL YÖNETİM

>>> TÜM İÇERİĞİ TEK LİNK OLARAK İNDİR <<< Boyut: 21.9MB

İlgili aramalar:

  • finansal yönetim üniteleri
  • merkantilizmin devletin ekonomiye müdahele etmesi geren yer
  • TAŞIMA HUKUKU NOTLARI
  • temel bilgi teknolojisi 2011çıkmış soruları
  • aöf sağlık kurumları finansal yönetim
  • 2 sınıfın çalışma kağıtlarının bütün cevapları
  • finansal yönetim tüm üniteler özet ders notları
  • finansal yönetimvize ünite ünite test soruları4
  • sağlık kurumları işletmeciliği finansal yönetim kitabı
  • tarımsal kalkınma olumsuz denetçi raporu

Çalışma Ekonomisi 3.Sınıf Ders Notları – Eğitim Ekonomisi

Konu Kasım 16, 2009 tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Eğitim bir yatırım mıdır?

• Yatırım kavramının temel özelliği yapıldığı dönemde maliyet artışına sebep olması, ancak sonradan daha kaliteli ve bol üretimi mümkün kılıp gelir artışı sağlamasıdır.

• Bu açıdan bakıldığında eğitim harcamaları da fiziksel sermaye yatırımı gibi yatırım sayılmalıdır. Eğitim yapıldığı dönemde bireylere üç tür maliyet yükler. Eğitim için harcanılan okul harçları, kitap-kırtasiye bedelleri eğitimin doğrudan maliyetini oluşturur.

Eğitim bireyi piyasada çalışmaktan alıkoyan bir faaliyet olduğundan, eğitimin fırsat maliyeti çalışamamak nedeniyle kaybedilen gelirdir. Son olarak eğitim zor bir süreç olduğundan kişiye psikolojik maliyette yüklediği söylenebilir.

• Bütün bu maliyetlerine karşılık eğitim bireylerin verimliliklerini arttıran bir faaliyettir. Verimlilik artışı ise gelirlerin artmasını sağlayacaktır. Beşeri Sermaye teorisinin eğitim yatırımı konusundaki temel görüşü de budur.

Eğitim yatırımına nasıl karar verilir?

• Eğitim yatırımına karar verecek kişi eğitimin maliyetleri ve getirilerini karşılaştırır. Ancak eğitim maliyetleri için bugün harcama yapılırken, eğitimin getirileri çalışma hayatı boyunca kademeli olarak elde edilecektir. Bu nedenle iki değişken arasında anlamlı bir karşılaştırma yapabilmek için gelecekte yapılacak maliyet harcamalarını ve elde edilecek

gelirleri bir ıskonto oranı iskontolamak gerekir.

• Eğitim yatırımının iskonto edilmiş gelirleri iskonto edilmiş maliyetlerden büyük ise eğitim yatırımı kârlı olacaktır.

işyerinde eğitimin türleri nelerdir?

• işyerinde eğitim genelde atölye düzeni için verildiğinden buna gayri-resmi eğitim de denilir. iki türlü işyerinde eğitim vardır.

• işyerinde genel eğitim işçinin verimliliğini sadece eğitimin verildiği firmada değil piyasanın tamamında yükselten bir eğitimdir. (marangozluk gibi). işyerinde özel eğitim de ise işçilere firmaya özgü bilgiler öğretilir. Bu bilgiler piyasadaki diğer firmalar ile ilgili olmadığından eğitim işçinin verimliliğini sadece eğitimin verildiği firmada yükseltir (telefon operatörlüğü gibi).

işyerinde eğitimin maliyetlerine kim katlanır ve getirilerinden kim yararlanır?

• Genel işyerinde eğitim işçinin verimliliğini piyasanın tamamında arttırdığından işverenler bu tür bir eğitimi verme konusunda isteksiz davranacaklardır. Bu nedenle eğitimin maliyetine işçiler eğitim süresince düşük ücretle çalışarak karşılarlarken, getirisinden de sadece işçiler yararlanacaklardır.

• Öte yandan spesifik işyerinde eğitim işçinin verimliliğini piyasada değiştirmeyeceğinden işçiler bu konuda istekli davranmayacaklardır. Bu nedenle bunun maliyetini işverenler karşılayacak, getirisini ise taraşar aralarında pazarlık yaparak paylaşırlar. Beşeri sermaye teorisi hangi açılardan eleştirilmektedir?

• Beşeri sermaye teorisine yöneltilen eleştirilerin başında yatırım kararını alırken eğitimin getiri ve maliyetlerinin iskonto edilmiş bugünkü değerlerinin hesaplanmasının karmaşık olduğu ve herkes tarafından yapılamayacağı gelmektedir.

• Bu konuda yapılan bir başka eleştiri eğitilmiş işgücünün yüksek veriminin ne kadarının eğitimden kaynaklandığının kestirilemeyeceği; zeka, yetenek ve motivasyonun da burada etkili olabileceğidir.Eleme hipotezi adı verilen görüşe göre ise eğitim aslında verimliliği etkilemez, işverenler işçileri seçerken bir sinyal vazifesi görür.

• ikili iş piyasaları adındaki görüş ise eğitimin ikincil sektördekilerin birincil sektöre geçerek verimlerini yükseltmelerini sağlamayacağını ileri sürmektedir.

Eğitim ile kalkınma arasındaki ilişki var mı dır?

• Eğitim bireysel gelişmeyi sağladığı gibi makro anlamda ekonomik kalkınmayı da sağlamaktadır. Dünya savaşlarından mağlup çıkarak altyapılarını önemli ölçüde kaybeden Almanya ve Japonya’nın kalkınma yansında öne çıkmalarında eğitilmiş insan gücü önemli bir rol oynamıştır.

• Yapılan deneysel gözlemler eğitim ile kalkınma arasında pozitif bir korelasyon tespit ederken nedenselliğin eğitimden kalkınmaya doğru olduğunu göstermiştir. Buna göre ülkeler ekonomik açıdan kalkındıkları için eğitim düzeyi yükselmemekte, bunu tersine eğitim düzeyi yükseldiği için ekonomik kalkınma sağlanmaktadır.

Çalışma Ekonomisi 3.Sınıf Ders Notları – Emek Talebi

Konu Kasım 16, 2009 tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Kısa dönemde bir işveren kaç işçi çalıştıracağına nasıl karar verir?

• Firmalar kısa dönemde kaç işçi çalıştıracaklarına marjinal karar alma kuralı ile karar verirler. Bu kararı verirken işe alacakları son işçinin firmaya sağladığı getiri ile maliyetini karşılaştırırlar.

• Marjinal işçinin maliyeti ile getirisi arasında getirisi lehine ihmal edilebilecek kadar küçük bir fark dahi olsa kârını azamileştirmek isteyen işveren o işçiyi işe alacaktır.

• Bu nedenle denge istihdam kuralı istihdamın işçinin maliyeti (W) ile getirisinin (marjinal ürün geliri) birbirine eşit olduğu düzeyde yapılması olarak kabul edilir. Piyasa emek talep eğrisi nasıl elde edilir ve şekli nasıldır?

• Piyasa işverenlerden oluştuğuna göre piyasa emek talep eğrisi firmaların bireysel talep eğrilerinin toplanması ile elde edilir ve negatif eğimlidir.

• Piyasa emek talep eğrisi elde edilirken emek talebini etkileyen ücret dışındaki unsurlar sabit kabul edilir.

• Buna göre ücret oranında meydana gelen değişmeler talep eğrisi üzerinde sola veya sağa hareketle gösterilir ve emek talep miktarının azalması veya artması olarak isimlendirilir.

Uzun dönemde emek talep eğrisi nasıl elde edilir?

• Kısa dönemde sermaye faktörünün sabit, sadece emek faktörünün değişken olmasına karşılık, uzun dönemde firmalar sermaye faktörünü de arttırabilme imkanına sahiptirler.

• Firmaların uzun dönemde emek ve sermaye faktörlerinden ne kadar kullanacağı, (a) üretimde bu iki faktörün birbiri yerine kullanılıp kullanılmayacağına (b) faktörlerin nispi fiyatlarına bağlıdır.

• Uzun dönemde firmanın denge faktör kullanım miktarları eş-ürün eğrisinin eş maliyet doğrusuna teğet olduğu noktada belirlenir. Denge bir kez tespit edildiğinde, ücret oranını yükselterek bunun nasıl değişeceği analiz edilebilir. Bu analiz sonuçta uzun dönem emek talep eğrisinin elde edilmesini sağlayacaktır.

Kısa ve uzun dönem emek talep eğrileri arasındaki fark nedir?

• Kısa ve uzun dönem emek talep eğrileri arasında esneklik farkı vardır.

• Kısa dönemde emek talep eğrisi daha az esnek (inelastik), uzun dönemde ise daha az esnektir (elastik).

• Bunun nedeni ücret yükseldiğinde kısa dönemde emek talebi sadece ölçek etkisi sebebiyle azalırken, uzun dönemde ikâme etkisinin de devreye girerek emek talebinin daha fazla azalmasına neden olmasıdır.

Emek talebini etkileyen ücret dışı unsurlar nelerdir?

• Emek talep eğrisi, ücret oranı ile talep edilen emek miktarı arasındaki ilişkiyi gösterir. Oysa emek talebinin tek belirleyicisi ücret oranı değildir, başka unsurlar da bu konuda etkilidir.

• Ürün talebindeki, verimlilikteki, işveren sayısındaki değişmeler ile diğer üretim faktörlerinin fiyatları emek talebini etkileyen ücret dışı unsurlar arasında sayılabilir.

• Bu unsurlardaki değişmeler emek talebini arttırıyorsa eğrinin bir bütün olarak sağa, azaltıyorsa sola kayması ile gösterilir.

İlgili aramalar:

  • çeko 3 sınıf dersleri
  • açık öğretim çeko 3 sınıf dersleri
  • açıköğretim 3 sınıf çeko dersleri notları
  • açıköğretim çeko 3 sınıfdersleri
  • adalet meslek yüksek okulu aöf 1 sınıf 2 dönem dersleri özeti
  • calışma ekonomisi dersi sabit çalışma süresi
  • eksik istihdam nedir

Çalışma Ekonomisi 3.Sınıf Ders Notları – Emek Arzı

Konu Kasım 16, 2009 tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Faydasını maksimize etmek isteyen bireyin boş zaman ile çalışma arasındaki tercihi nasıl belirlenir?

• Zaman kullanımı için çalışma ve boş zaman şeklinde iki alternatif olduğu varsayılırsa, burada cevabı aranılan soru şudur: Birey zamanını bu iki alternatif arasında ne şekilde paylaştırmalıdır ki faydasını maksimize edebilsin?

• Çalışmanın tercih edilmesinin temel sebebi bu sayede ücret geliri elde ederek harcamaları karşılayabilmektir. Ancak insanlar bütün zamanlarında çalışamazlar ve dinlenmek, gezmek, kültürel ve beşeri faaliyetlerde bulunmak için de zamana ihtiyaç duyarlar. Boş zaman talebi bu ihtiyacı karşılamaya yöneliktir.

• Bireyin bu iki alternatif arasındaki sübjektif değerlendirmelerini (tercihlerini) farksızlık eğrileri yansıtır. Farksızlık eğrilerinin orijinden uzaklaştıkça daha yüksek fayda düzeyini gösterdiği bilgisinden hareketle, faydasını maksimize etmek isteyen bireyin orijine göre en yukarıdaki bir farksızlık eğrisinin gösterdiği zaman kullanım tercihini seçmesi beklenebilir.

• Ancak, çalışma ve boş zaman’ı bireyin tüketeceği iki mal olarak kabul edersek, bunlardan ne kadar satın alınabileceği sadece bireysel tercihlere bağlı değildir. Bireyin geliri de bu konuda belirleyici bir unsurdur. Bunu yansıtan kavram ise bütçe kısıtlıdır.

• O halde zaman tercihini yaparken fayda en çoklamasını gerçekleştirmek için iki şartı vardır. (1) Bütçe kısıtı üzerinde bulunmak ve (2) Bütçe kısıtının izin verdiği ölçüde orijine göre en uzaktaki farksızlık eğrisi üzerinde bulunmak. Buna göre denge noktası bütçe kısıtı ile farksızlık eğrilerinin birbirine teğet olduğu noktada gerçekleşecektir.

Ücret değiştiğinde denge çalışma süresi bundan nasıl etkilenir?

• Ücretin değişmesi bireyin zaman kullanım dengesini değiştirecektir. Ücret değişimin net sonucunun ne olacağı zıt yönde işleyen iki etkiden hangisinin daha kuvvetli olacağına bağlıdır.

• Bunlardan gelir etkisi, örneğin ücret arttığında, bireyin gelirinin de yükseleceğini, bu nedenle daha fazla boş zaman satın alarak çalışma süresini azaltacağını öngörmektedir.

• Öte yandan, ikame etkisine göre ücret oranının yükselmesi boş zamanın fırsat maliyetini yükseltecek, bu durum bireyin boş zamandan vazgeçerek çalışma süresini arttırması sonucunu verecektir.

• Ücret oranının düşük, boş zamanın ise gereğinden fazla olduğu durumlarda ücretler yükseldiğinde ikame etkisinin daha baskın olacağı ve bireyin çalışma süresini arttıracağı beklenir.

• Öte yandan, ücretler belirli bir düzeye ulaşıp bireyin çalışma süresi yeterince arttığında şimdi eskisine nazaran daha kıt olan boş zaman daha değerli hale gelecektir. Ücretlerin daha da yükselmesi durumunda bir noktadan sonra artık gelir etkisi daha baskın hale

gelecek, birey çalışma süresini azaltacaktır.

• Çeşitli ücret düzeyinde bireyin çalışma süresinin ne olabileceğine yönelik bu tespitler bizi geriye kıvrımlı bireysel emek arz eğrisine götürecektir.

Piyasa emek arz eğrisi nasıl elde edilir ve bireysel emek arz eğrisinden farklılığı nedir?

• Piyasa bireylerin toplamından oluştuğuna göre piyasa emek arz eğrisini elde etmek için çeşitli ücret düzeylerinde piyasadaki bireylerin çalışma sürelerini toplamamız gerekmektedir.

• Bireysel emek arz eğrisinin geriye kıvrımlı olmasına karşılık ampirik gözlemler piyasa emek arz eğrisinin pozitif eğimli olduğunu göstermektedir.

• Bunun nedeni piyasanın genelinde ikame etkisinin daha baskın olmasıdır. Ücretler yükseldiğinde piyasada bazı kişilerin gelir etkisi nedeniyle çalışma sürelerini azalttıkları, ancak onlardan daha fazla kişinin ikame etkisi ile çalışma sürelerini arttırdıkları gözlenmiştir.

Emek arzını ücretler dışında hangi unsurlar ne yönde etkiler?

• Ücret oranlarındaki değişme emek arz eğrisi üzerinde yukarıya veya aşağıya hareketle gösterilir. Bu tür bir değişim emek arz miktarının artması veya azalması olarak isimlendirilir.

• Öte yandan, bireylerin herhangi bir işe/mesleğe yönelik çalışma kararları ücret oranına bağlı değildir, başka unsurlar da çalışma sürelerinin belirlenmesinde etkilidir.

• Ücret dışı unsurların emek arzı üzerindeki etkileri emek arz eğrisinin bütün olarak sağa(artma) veya sola (azalma) kayması ile gösterilir. Bu tür bir hareket emek arzının artması veya azalması olarak isimlendirilir.Burada miktar kelimesinin kullanılmadığına dikkat ediniz.

• Buna göre-diğer şeyler eşitken-herhangi bir mesleğin alternatifi konumundaki bir başka mesleğin ücret oranları, o mesleğe olan emek arzını etkileyecektir. Örneğin fazla nitelik gerektirmeyen iki işten temizlik işçilerinin ücreti artarken gazete dağıtım işinin ücreti değişmezse, daha çok kişi temizlik işçiliğini tercih edeceğinden gazete dağıtıcısı arzı azalacak, emek arz eğrisi bütün olarak sola doğru kayacaktır.

• Herhangi bir emek piyasasında işgücünün ücret dışı gelire sahipliğinin yaygın olup olmaması da emek arzı üzerinde etkilidir. Hem emek piyasalarında çalışan, hem de ücret dışı , örneğin gayrimenkul, geliride bulunan insanların herhangi bir nedenle (örn.doğal afetler) bu gelir kaynağını kaybetmeleri durumunda eskisine nazaran daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyacaklarından emek arzları artacak, emek arz eğrisi sağa doğru kayacaktır.

• Bunların yanısıra; işgücünün çeşitli nedenlerle boş zamanı tercih etmeleri, işlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi veya kötüleşmesi, nüfus artışı/azalışı veya göç alma/göç verme gibi nedenlerle işçi sayısının artması veya azalması da emek arzını arttırıp azaltabilecektir.Bütün bu değişikliklerin ortak noktası emek arz artışının eğrinin sağa doğru kaymasıyla, emek arz azalışınınise eğrinin sola doğru kaymasıyla gösterilmesidir.

Çalışma Ekonomisi 3.Sınıf Ders Notları – Çalışma Ekonomisine Giriş ve Temel Kavramlar

Konu Kasım 16, 2009 tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

Çalışma Ekonomisine Giriş ve Temel Kavramlar

Emek piyasalarını diğer piyasalardan ayıran özellikler nelerdir?

• Emek piyasasını mal ve diğer piyasalardan ayıran belki de en önemli özellik, emeğin istihdamının çalışan ve çalıştıran arasında kişisel bir ilişkiyi ifade etmesidir. Emek piyasası hakkında genellikle hem işveren hem de işçi bakımından bir bilgi eksikliği söz konusudur. Emek piyasasına arz edilen emek büyük ölçüde heterojenlik gösterir. Tek bir emek piyasası yoktur, farklı birçok iş için binlerce piyasa vardır. Emek piyasalarında grup ilişkilerini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu piyasalardaki karar alıcı birimlerin başında gelen sendikaların davranışlarını belirleyen sosyal, siyasal ve ideolojik bazı etkenler mal piyasalarında yer alan firmaların davranışlarını etkileyen faktörlerden farklıdır. Emek piyasasında işçinin pazarlık gücü nispi olarak azdır. Genellikle bu piyasalarda güç alıcılar lehinedir.

Çalışma çağındaki nüfus ve aktif nüfus nedir?

• Çalışma çağındaki nüfus tanımlanırken, bir yaş sınırlamasından hareket edilir. Genellikle, bu çağın alt sınırı, zorunlu temel eğitimin bitişini ifade ederken; üst sınırı da emeklilik yaşına karşılık gelmektedir. Ülkeler arasında gerek zorunlu temel eğitimin süreleri ve gerekse emeklilik yaşları konusundaki farklılıklar çalışma çağındaki nüfusun uygulamada farklılaşmasına yol açmaktadır. Ancak, ülkeler arasında yaygın olan yaş sınırları 15-64 yaşları arasıdır. Yani, 15-64 yaşları arasındaki kişiler çalışma çağındaki nüfusu oluşturmaktadır.

• Aktif nüfus, çalışma çağında yani 15-64 yaş grubunda olup kurumsallaşmamış nüfustan oluşmaktadır. Kurumsallaşmamış nüfus, Devlet istatistik Enstitüsü’ne göre; “Okul, yurt, otel, çocuk yuvası,huzurevi, özel nitelikli hastane, hapishane, kışla ve orduevi gibi yerlerde ikamet edenlerle yabancı uyruklular dışındaki nüfustur”.

işgücü nedir?

• işgücü, bir ülkedeki emek arzını insan sayıyı yönünden ifade eden bir kavramdır. Başka bir tanımlama ile, bir ülkedeki nüfusun üretici durumda bulunan yani ekonomik faaliyete katılan kısmı dır. Çalışma çağındaki nüfustan, çalışmak istemeyenleri, çalışmasını engelleyen bir sakatlığı olanları, askerlik hizmetini yapanları, ev kadınlarını, öğrencileri ve mahkumlar gibi gözetim altında tutulanları çıkarıp; çalışma çağı dışında olduğu halde çalışmak zorunda olan çocuklarla yaşlıları eklersek sivil işgücüne ulaşılır. Kısaca, işgücü =

istihdam edilenler + işsizler.

Eksik istihdam nedir?

• Eksik istihdam, istihdamın sektörel dağılımı içinde tarımın ağırlıkta olduğu, ücretsiz aile işçilerinin yoğun olarak bulunduğu ve işsizlik sigortası uygulamasının bulunmadığı ülkelerde, işgücünün gereği gibi değerlendirilememesinden kaynaklanan önemli bir sorundur. işsizlik sigortasının bulunmadığı ya da sınırlı olduğu ülkelerde, kişiye işsiz kaldığında, geçimini temin edebilecek bir gelir düzeyi sağlanamamaktadır. Bundan dolayı da kişi, sahip olduğu eğitim ve niteliğe uygun olsun ya da olmasın veya elde edeceği ücret düzeyi ne olursa olsun çalışmak zorunda kalmaktadır. Böylece, kişi işsiz olmaktan

kurtulmakta, ancak bu kez de sorun eksik istihdam olarak ortaya çıkmaktadır.

işgücüne katılma oranı nedir?

• işgücüne katılma oranı, istihdam edilenlerle işsizlerin toplamının oluşturduğu işgücünün aktif nüfusa oranıdır. Bu oran, aktif nüfus içersinde işgücünün nispi ağırlığını gösterir.

Bağımlılık oranı nedir?

• Bir ülke nüfusunun tamamı tüketicidir, ancak çalışma çağındakiler hem tüketici hem de üreticidirler.Üretim-tüketim dengesini sağlamak için üretime katılanların kendileriyle birlikte katılmayanlara da yetecek kadar üretimde bulunmaları gerekir. Bunun ölçüsü bağımlılık oranıdır. Bağımlılık oranı, çalışma çağındaki kişilere bağımlı olan nüfusun kaba

bir ölçüsüdür.

Emek verimliliği nedir?

• Bir ülke nüfusunun tamamı tüketicidir, ancak çalışma çağındakiler hem tüketici hem de üreticidirler. Üretim-tüketim dengesini sağlamak için üretime katılanların kendileriyle birlikte katılmayanlara da yetecek kadar üretimde bulunmaları gerekir. Bunun ölçüsü bağımlılık oranıdır. Bağımlılık oranı, çalışma çağındaki kişilere bağımlı olan nüfusun kaba

bir ölçüsüdür.

İlgili aramalar:

  • sürekli satın alma yapılan firmalara ait özel dosyalar oluşturulması ve firma performanlarının takip edilerek raporlanması

Maliyet Muhasebesi 3.Sınıf 2.Dönem Ders Notları

Konu Kasım 14, 2009 tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

MALİYET MUHASEBESİ 2.DÖNEM DERS NOTLARI

* Safha maliyeti sistemi ile sipariş maliyeti sistemi arasındaki farklar nelerdir?

Safha maliyeti sistemi ile sipariş maliyeti sistemini birbirinden ayıran temel farklılıkları; üretilen mamuller açısından farklılık, maliyetlerin izlenmesi açısından farklılık, kullanılan temel belgeler açısından farklılık ve birim üretim maliyetlerinin hesaplanması açısından farklılık olmak üzere dört başlık altında toplanabilir

* Eşdeğer birim sayısı nedir? Eşdeğer birim sayısına niçin gerek duyulur?

Safha maliyeti sisteminde, her bir safhada işlem gören mamullere, ilgili safhada gerçekleşen üretim maliyetlerinin dağıtılabilmesi için, Eşdeğer birim sayısı kavramına gereksinim duyulur Eşdeğer birim sayısı kavramı ise, en genel anlamda safhalardaki yarı mamullerin tam mamul cinsinden ifade edilmesi şeklinde tanımlanabilir Eşdeğer birim sayısının hesaplanması için “Eşdeğer Birim Sayısı = Yarı Mamul Miktarı x Tamamlama Derecesi” formülünden yararlanılır

* Safha maliyeti sisteminde mamul ve yarı mamul maliyetlerinin hesaplanmasında izlenecek adımlar nelerdir? Safha maliyeti sistemi hesaplamalarında, dönem başı yarı mamul stoklarının hesaplamalar üzerinde nasıl bir etkisi vardır?

Safha maliyeti sisteminde mamul ve yarı mamul maliyetlerinin hesaplanmasında izlenecek adımlar aşağıda belirtildiği gibi genellikle beş başlık altında toplanır Bunlar:
1. Adım: Fiziki Akımların Belirlenmesi,
2. Adım: Eşdeğer Birim Sayısının Hesaplanması,
3. Adım: Birim Eşdeğer Mamul Maliyetlerinin Hesaplanması,
4. Adım: Mamul ve Yarı Mamul Maliyetlerinin Hesaplanması,
5. Adım: Sağlamanın Yapılması olmaktadır
Hesaplama sırasında, eğer dönem başı yarı mamul stokları varsa, bu dönem başı yarı mamul stoklarının maliyetinin, dönem içinde oluşan üretim maliyetlerinden ayrı mı tutulacağı, yoksa birlikte mi dikkate alınarak hesaplanacağı konusunda karar verilmesi gerekmektedir Eğer dönem başı yarı mamulün maliyeti, dönem içinde oluşan üretim maliyetlerinden ayrı tutularak hesaplama yapılıyorsa, bu hesaplama ilk giren ilk çıkar varsayımı altında yapılan bir hesaplama olacaktır Aksi durumda ise, yapılacak hesaplama ortalama maliyet varsayımı altında yapılan hesaplama olarak adlandırılacaktır.

* ilk giren ilk çıkar yöntemlerine göre iki safhalı bir üretim işletmesinde mamul maliyetleri nasıl hesaplanır?

Hesaplamasını yaptığımız üretim işletmesinde, dönem başı yarı mamullerin var olması durumunda,
dönem başı yarı mamullerin maliyetinin dönem maliyetleri ile ilişkilendirilmesi açısından bir varsayımda bulunmamız gerekmektedir ilk giren ilk çıkar varsayımı altında problemin çözümü yapılacaksa, dönem başı yarı mamulün maliyeti, hesaplamanın yapıldığı dönem içindeki dönem maliyetlerinden ayrı tutulur Tamamlanan mamullerin maliyeti hesaplanırken; dönem başı yarı mamulün maliyeti, dönem başı yarı mamulü tamamlamak için dönem içinde yapılan işin maliyeti ve dönem içinde imaline başlanıp tamamlanan mamullerin maliyeti olmak üzere üç kalemin maliyetleri toplanması gerekir

* Ortalama maliyet yöntemine göre iki safhalı bir üretim işletmesinde mamul maliyetleri nasıl hesaplanır?

Ortalama maliyet varsayımı altında problemin çözümü yapılacaksa, dönem başı yarı mamulün maliyeti ile hesaplamanın yapıldığı dönem içindeki dönem maliyetleri toplanarak birlikte ele alınır Bulunan bu toplam maliyet bir anlamda ortalama maliyet olduğu için, ilk giren ilk çıkar varsayımı altındaki hesaplamaya göre daha kısa yoldan tamamlanan ve dönem sonu yarı mamullere yüklenerek hesaplamalar tamamlanmış olur.

* Üretim kayıpları ile ilgili temel kavramlar nelerdir?
Üretimin farklı aşamalarında karşılaşılan üretim kayıpları işletmeler için önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır Üretim kayıplarının bir kısmı işletme yönetimi tarafından kontrol edilemez ve bu kayıplardan kaçınmak pek olanaklı değildir Anormal kayıplar ise, işletme yönetiminin kontrol edebileceği unsurlardır Üretim kayıpları ister normal isterse anormal olsun dört başlık altında ele alınmaktadır Bunlar;
i) kusurlu mamuller,
ii) bozuk mamuller,
iii) artıklar ve
iv) firelerdir.

* Üretim kayıplarının oluşmasının nedenleri nelerdir?
Üretim kayıplarının nedenleri işletmeden işletmeye farklılık göstermektedir Bu nedenleri dört başlık altında ele almak olanaklıdır Bunlar;
i) malzeme,
ii) insan unsuru,
iii) üretim, ölçme yöntemleri, makine ve teçhizat ve enerji,
iv) yönetim ile ilgili olabilir
Bu nedenlerden biri veya bir kaçı birlikte üretim kayıplarının ortaya çıkması sonucunu doğurur

* Üretim kayıplarının maliyetler ile olan ilişkisi nedir?
Üretim kayıpları, daha fazla ilk madde ve malzeme kullanımına veya ilk madde ve malzemenin amaç dışı tüketimine neden olacağından üretim maliyetlerini artıran bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır Bu üretim kayıplarının azaltılması üretim maliyetlerini azaltarak kârlılığı artıracağı gibi, müşteri memnuniyetinin ve işletmenin pazar payının artırılmasına da yardımcı olacaktır.

* Üretim kayıpları nasıl hesaplanır ve muhasebeleştirilir?

Üretim kayıplarının hesaplanması ve muhasebeleştirilmesi özellik göstermektedir Üzerinde işlem yapılarak sağlam mamul haline getirilebilen kusurlu mamullere ilişkin ek maliyetler toplam üretim maliyetine eklenebileceği gibi; sağlam ve kusurlu mamullerin maliyetleri ayrı ayrı da hesaplanabilir Bozuk mamuller üzerinde ek işlem yapmak ekonomik olmadığından, bu mamuller genellikle o şekilde satılmaktadır Bozuk mamulün satışından elde edilen hasılat, toplam üretim maliyetinden düşülerek “net üretim maliyeti” hesaplanmaktadır Döküntü, kırpıntı ve kalıntılardan oluşan artıklar da üretimde tekrar kullanılabileceği gibi, doğrudan satışı yapılabilir Bu artıkların satılması durumunda, satış hasılatının toplam üretim maliyetinden veya ilk madde ve malzeme maliyetinden düşülmesi gerekir Herhangi bir satış değeri olmayan firelerin de, üretim maliyetinin bir unsuru olarak dikkate alınması gerekir Ancak, firelerle ilgili olarak normal ve anormal fire ayrımının göz ardı edilmemesi gerekir.

* İşletmenin maliyetleri, faaliyet hacmi ve kârını oluşturan unsurlar arasında nasıl bir ilişki vardır?

Ürünlerin satış fiyatları, birim değişken maliyetleri, toplam sabit maliyetleri, faaliyet hacimleri ve satışları arasındaki ilişkiler ve bu değişkenlerde ortaya çıkan artış veya azalışlar işletmenin kârı üzerinde etkili olmaktadır Bu ilişkilerin ortaya konabilmesi için maliyet hacim kâr analizinden yararlanılır.

* Maliyet–hacim–kâr analizinde kullanılan kavramlar nelerdir?

Gelir tablosu modeline dayanan maliyet-hacim-kâr analizinde değişken maliyet, sabit maliyet, faaliyet kârı ile net kârın ne olduğunun bilinmesi gerekir Faaliyet hacmindeki değişmelere bağlı olarak artan veya azalan maliyetler değişken maliyet, faaliyet hacmindeki değişmelerden etkilenmeyen maliyetler ise sabit maliyetler olarak tanımlanmaktadır Faaliyet kârı, brüt satış kârı ile faaliyet giderleri arasındaki fark iken; net kâr, faaliyet kârı ile vergi arasındaki farktır.

* Başabaş noktası satış miktarı ve satış tutarı nasıl hesaplanır?

Başabaş noktası satış miktarı; toplam sabit maliyetlerin birim katkı payına oranıdır Birim katkı payı ise; birim satış fiyatı ile birim değişken maliyet arasındaki farktır Başabaş noktası satış tutarı; toplam sabit maliyetlerin katkı oranına bölünmesi ile hesaplanmaktadır Katkı oranı, katkı payının birim satış fiyatına bölünmesi ile hesaplanacaktır.

* Kârı etkileyen faktörlerde meydana gelen değişmelerin maliyet-hacim-kâr analizi üzerindeki etkileri nelerdir?

Ürün satış fiyatındaki, birim değişken maliyetlerdeki, toplam sabit maliyetlerdeki veya bu faktörlerin
birden fazlasında meydana gelen değişiklikler başabaş noktası satış miktarı, başabaş noktası satış tutarı ve/veya katkı payında değişmelere neden olacaktır Bu değişmelerden hareket ederek işletmeler çeşitli yönetsel kararlar alabileceklerdir.

* İşletmenin birden fazla ürün üretip satması durumunda, başabaş noktası nasıl hesaplanır?

Birden fazla ürünün üretilip satılması durumunda başabaş noktası hesaplanırken:
1- Her bir ürün için katkı payı ve katkı oranı,
2- işletme için tartılı ortalama katkı oranı,
3- Tartılı ortalama katkı oranından hareketle, işletmenin bütünü için başabaş noktası satış tutarı; ve her bir mamulün toplam içindeki satış oranından hareketle de mamul bazında başabaş satış tutarı,
4- Yine toplam satış içindeki orandan hareketle, her bir mamul için başabaş noktası satış miktarı hesaplanacaktır.

* Maliyet-hacim-kâr analizinde dikkate alınması geren varsayımlar nelerdir?
Maliyet-hacim-kâr analizinin sınırlarının belirlenmesi ve hesaplama kolaylığı sağlanması açısından bazı varsayımların yapılması gerekir Bunlar; a) Tüm maliyetlerin tam değişken ve tam sabit olmak üzere iki başlıkta ele alınması; b) Hem gelirlerin hem de maliyetlerin belirli bir faaliyet hacmi aralığında, faaliyet hacmiyle bir davranış biçimi içinde ilişkili olduğu; c) Satılacak tüm birimlerin aynı satış fiyatıyla satılacağı ve değişmeyeceği; d) Birim değişken maliyetin, üretilen ve satılan tüm birimler için aynı olacağı ve değişmeyeceği; toplam sabit maliyetlerin de analiz yapılan faaliyet hacmi aralığında değişmediği, e) Maliyet-hacim-kâr analizinin uygulanabilmesi için, işletmenin sadece bir tek ürün ürettiği veya birden fazla ürün üreten işletmelerde toplam satışlar içinde ürün karmasının oranının dönem içinde değişmeyeceği; f) Dönembaşı ve dönemsonu mamul stokları arasında bir değişiklik olmadığı ve dolayısıyla üretilen mamul miktarının satılan mamul miktarına eşit olduğu; g) Dönem içinde kapasiteyi artırmak amacıyla bir çaba olmayacağı, işçilerin ve makinelerin etkinliği ile verimliliklerinin değişmeyeceği ve faaliyet gösterilen pazar koşullarının aynı kalacağı; h) Dönem içinde enflasyon olmayacağı; enflasyon olsa bile parayla ifade edilebilen değerleri aynı ölçüde etkileyeceği varsayılır.

* Bütçe ve bütçeleme nedir? Bütçenin kullanım amaçları nelerdir?

işletmenin izleyen dönemdeki hedeflerinin yer aldığı bütçe, işletme yönetimi tarafından belirlenen amaçlara ulaşabilmek için yerine getirilmesi gereken faaliyetleri yürütebilmek amacıyla önerilen planın sayısal ve finansal ifadesi olarak tanımlanabilir Bütçeleme ise, işletmede bütçelerin hazırlanması sırasında yürütülen çalışmaların bütünüdür Bütçelerin hazırlanma amaçları temelde;
a) Yıllık faaliyetlerin planlanmasına yardımcı olmak,
b) Farklı bölümlerdeki bölüm içi faaliyetlerin eşgüdümü ve bölümler arasındaki uyumun sağlanması,
c) Farklı bölüm yöneticilerine işletme planlarının iletilmesi,
d) Yöneticileri işletmenin amaçlarının başarılabilmesi yönünde güdüleyebilmek,
e) işletme faaliyetlerinin kontrol edilmesi,
f) Yöneticilerin başarısının değerlenmesi, olarak sıralanabilir.

* Bütçe hazırlanmasındaki aşamalar nelerdir?

Aylık, üç aylık, altı aylık, yıllık veya daha uzun dönemler için düzenlenecek bütçelerin hazırlanma aşamaları işletmeden işletmeye farklılık gösterebilmektedir Buna rağmen bütçe hazırlama sürecindeki aşamalar temelde şu başlıklar altında ele alınabilir;
a) ilkelerin belirlenmesi,
b) ilk teklif,
c) Birleştirme ve gözden geçirme,
d) Görüşmeler ve düzeltmeler,
e) Ayrıntılı plan teklifi ve
f) Onaydır işletmelerde bütçe çalışması satışlar bütçesinin hazırlanması ile başlar, proforma finansal tabloların hazırlanması ile tamamlanmaktadır.

* Kontrol sistemlerinin işletmeler açısından önemi nedir?

Birim mamulün bütçelenmiş maliyeti olarak ta ifade edilen standart maliyetler, işletme yöneticilerinin karar almaları açısından önemlidir Üretim başlamadan önce belirlenen standart maliyetler, fiili maliyetler ile karşılaştırılarak farklılık olup olmadığı belirlenir ki, bu farklılık ta sapma olarak ifade edilmektedir işte belirlenen bu sapmalar işletme ve işletme çalışanlarının performansını ve çabasını ölçmede en önemli araçtır.

* Standart maliyet nedir? Maliyet kontrolü amacıyla standartlar nasıl kullanılır?

Standart maliyetler her bir maliyet unsuru için ayrı ayrı belirlenmektedir işletme faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan sapmaların nedenlerinin belirlenmesi gerekir Bu nedenler işletmeden işletmeye farklılıklar gösterebilmektedir Standart maliyetler belirlenirken izlenecek aşamalar: 1- Direkt ilk madde ve malzeme ile direkt işçilik standartlarının belirlenmesi, 2- Değişken ve sabit genel üretim maliyeti sapmalarının belirlenmesi, 3- Gerektiği zaman standartların gözden geçirilmesi ve 4- Standartların üst düzey tarafından onaylanması
Değişken maliyetler için sapmalar nasıl hesaplanır?
Değişken maliyet unsurları ile ilgili temelde üç sapmadan söz edilmektedir Direkt ilk madde ve malzeme için; miktar, fiyat ve toplam sapma hesaplanmaktadır Direkt işçilik için ise; ücret, verim ve toplam sapma belirlenmektedir Genel üretim maliyeti sapmaları olan bütçe, verim ve toplam sapma da karar alma için önemlidir.

* Direkt ilk madde ve malzeme sapmaları nasıl hesaplanır ve bu sapmalar işletme için ne anlama gelir?
Direkt ilk madde ve malzeme fiyat sapması, üretilen ürünler için fiilen kullanılan direkt ilk madde ve malzemenin maliyeti ile olması gereken maliyet arasındaki farktır Malzemenin standart maliyetinin fiili maliyetten fazla olması durumunda “olumlu”; tersi durumda ise “olumsuz” sapmadan söz edilir Miktar sapması, üretimde fiilen kullanılan malzeme miktarı ile kullanılması gereken standart miktar arasındaki farkın standart fiyat üzerinden belirlenen maliyetidir Standart miktarın fiili miktardan fazla olması durumunda “olumlu”; tersi durumda ise “olumsuz” sapma söz konusu olacaktır

* Direkt işçilik sapmaları nasıl hesaplanır ve bu sapmalar işletme için ne anlama gelir?

Direkt işçilik ücret sapması, belirlenen standart ücret ile fiili ücret arasındaki farkın fiilen çalışılan süre ile çarpılması ile belirlenir Fiili ücretin, standart ücretten fazla olması durumunda “olumsuz”; standart ücretin fiili ücretten fazla olması durumunda da “olumlu” sapmadan söz edilir Verim sapması ise, fiilen çalışılan süre ile standart süre karşılaştırarak hesaplanmaktadır.

* Genel üretim maliyeti ile esnek bütçeler arasındaki ilişki nedir?

Değişken genel üretim maliyetlerinin farklı faaliyet hacimlerinde artıp azalacağı esasına dayanan esnek bütçe uygulaması karar almada statik bütçelere göre daha sağlıklı sonuçlar vermektedir Sapma analizi gerçekleşen değişken genel üretim maliyetleri ile bütçelenen genel üretim maliyeti arasındaki ilişkiye dayandığından, sapma analizi açısından esnek bütçelerin kullanılması karar vericilere daha anlamlı bilgiler sunmaktadır.

* Genel üretim maliyeti sapmaları nasıl hesaplanır ve bu sapmalar işletme için ne anlama gelir?

Değişken ve sabit olmak üzere iki kısımdan oluşan genel üretim maliyetleri sapmaları; değişken genel üretim maliyeti bütçe ve verim sapması ile sabit genel üretim maliyeti bütçe ve kapasite sapmasından oluşmaktadır Değişken genel üretim maliyet bütçe sapması, fiili yükleme oranı ile standart yükleme oranındaki farkın fiili süre ile çarpımına eşittir Değişken genel üretim maliyeti verim sapması ise, fiili süre ile standart süre arasındaki farkın standart yükleme ile çarpılması şeklinde ifade edilmektedir Fiili sabit genel üretim maliyeti ile bütçelenmiş sabit genel üretim maliyeti arasındaki fark bütçe sapması olarak tanımlanırken; kapasite sapması, tahmini sabit genel üretim maliyeti yükleme ölçüsü toplam miktarı ile fiili üretim için kullanılması gereken toplam standart yükleme ölçüsü miktarı arasındaki farkın tahmini sabit genel üretim maliyeti yükleme oranı ile çarpımıdır.

* Karar alma açısından maliyet bilgilerinin önemi nedir?
işletmelerin bir amaca ulaşabilmek için var olan olanak ve koşullara göre çeşitli olası eylem biçimlerinden, amaçlar ve araçlar arasından en uygun olanını seçme işlemi karar olarak ifade edilmektedir Alınan veya alınacak olan bu kararlar; mamul birim maliyetinin hesaplanması, maliyet kontrolü, planlama, performans değerlemesi ve özel yönetim kararlarının alınmasında kullanılmaktadır.

* Karar seçeneklerinin değerlendirilmesi açısından maliyetler nasıl sınıflandırılır?

Karar seçeneklerinin değerlendirilmesi açısından maliyetler geçerli ve batmış maliyetler olarak iki grupta ele alınmaktadır Geçerli maliyetler, yönetim kararlarının alınmasında göz önünde bulundurulması gereken maliyetlerdir Bu maliyetler geleceğe ilişkin olmalı ve karar seçenekleri arasında farklılık göstermelidir Batmış maliyetler ise, işletmenin alacağı kararları etkilemeyen maliyetlerdir işletmeler bu maliyetleri kullanarak işletmenin rutin olmayan
faaliyetleri ile ilgili kararlar alacaklardır.

* İşletmelerde maliyet bilgilerinin kullanımını gerektiren karar türleri nelerdir?

Karar seçenekleri arasından doğru olanının seçilmesinde maliyet bilgilerinden yararlanılmaktadır işletmelerde karşılaşılabilecek karar türlerinden bazı ları; i) indirimli fiyat talep eden bir siparişin kabul ya da reddedilmesi, ii) Kullanılmakta olan bazı araç ve makine teçhizatın yenileriyle değiştirilip, değiştirilmemesi, iii) Zararda görünen bir mamulün üretiminin sürdürülmesi ya da durdurulması, iv) Bir yarı mamul ya da parçanın işletme üretilmesi ya da dışarıdan satın alınması, v) Bir makine ve teçhizatın yenilenmesi ya da yenilenmemesi ve vi) Bir mamulün ara mamul olarak satılması ya da üretimine devam edilerek nihai mamul haline dönüştürüldükten sonra satılmasıdır

* Fiyatlama nedir? işletmelerde kullanılacak fiyatlama yöntemleri nelerdir?

işletmenin ürettiği mamul veya hizmetlerin satış bedelinin belirlenmesi olarak tanımlanan fiyatlamanın amaçları: i) Cari kârın en çoklanması, ii) Hedef kâra ulaşma, iii) Pazar payını artırmak veya azalmasını engelmek ve iv) Pazarın kaymağını alma olarak belirlenebilir işletmeler mamul veya hizmet maliyetini belirlerken şu faktörleri göz önünde bulundururlar: i) Mamul, hizmet ya da malın üretim ve satın alma maliyeti, ii) Mamul, hizmet ya da mala olan talep, iii) Rekabet durumu, iv) Hedeflenen pazar payı, v) Pazarın kaymağını alma ya da pazara derinliğine girme stratejisi ve pazarlama karmasının diğer unsurlarıdır Bu unsurlar dikkate alınarak işletmeler mamul veya hizmetlerini fiyatlandıracaklardır Ancak, fiyatlamada esas olanın maliyet olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır.

* Yönetsel kontrolün işletmeler açısından önemi nedir?

işletmede çalışan personeli işletme hedef ve amaçlarına ulaşmak amacıyla yapılması gereken işleri yapmaya özendirme ve motive etme süreci olarak tanımlanan yönetsel kontrol, işletmedeki hatalı ve zararlı faaliyetlerin belirlenmesi, düzeltici faaliyetlerin yerine getirilmesi ve hataların önlenmesini de içeren bir kavramdır Bu amaçla işletmeler; sorumluluk merkezleri bazında bütçelerini hazırlar, dönem içinde uygular, sonuçları kaydeder, sonuçlar raporlanır ve analiz edilir Böylelikle de işletmenin ve sorumluluk merkezlerinin performansları ölçülmüş olacaktır.

Merkezkaç (yerel) yönetim nedir? işletmelerde küresel rekabetin artması ve teknolojinin hızlı bir şekilde artması merkezkaç yönetim anlayışının ortaya çıkmasına neden olmuştur Böylelikle işletmede karar verme yetkisi üst yönetim düzeylerinde alt yönetim düzeylerine aktarılmaktadır Yetki göçerilmesi ile birlikte sorumluluk ta alt yönetim düzeylerine aktarılmaktadır Bu sorumluluk merkezleri: maliyet merkezi, gelir merkezi, kâr merkezi ve yatırım merkezi olmak üzere dört başlık altında ele alınabilir Maliyet merkezi, yöneticilerin maliyetlerini hesaplanabildiği ve kontrol edebildiği sorumluluk merkezidir işletmenin bölümüne ait gelirlerin ölçülebildiği sorumluluk merkezi ise, gelir merkezidir Hem gelir hem de giderlerin kontrol edilebildiği birimler kâr merkezi olarak ifade edilirken; yatırım merkezi, yatırımlara ilişkin sermaye maliyetinin hesaplanıp, kontrol edilebildiği birimlerdir.

* Sorumluluk muhasebesinin işletmeler açısından önemi nedir?

Planlanmamış ve gerçekleşmiş muhasebe verilerinin sorumluluk merkezleri bazında toplanması ve raporlanması sorumluluk muhasebesi olarak ifade edilir verilerini kullanan sorumluluk muhasebesi uygulamasından amaçlanan, işletmede oluşturulan sorumluluk merkezi yöneticilerinin performanslarının ölçümüdür Sorumluluk muhasebe ile ilgili bilgilerin yönetime raporlanması gerekir ve bu raporla sorumluluk raporları olarak ifade edilmektedir Örgüt yapısına uygun olarak düzenlenen bu raporlar; zamanlı, anlaşılır, gerektiği kadar ayrıntıda ve birbirleriyle tutarlı olduğunda anlam ifade etmektedir

* Transfer fiyatlamasının işletmeler açısından önemi nedir? Transfer fiyatlaması ile ilgili yöntemler nelerdir?

işletmenin bölümleri mamul veya hizmet alışverişleri için oluşturulan fiyat olarak ifade edilen transfer fiyatı, bölüm performanlarının ölçümünde ve üretim/satın alma kararlarında kullanılan bir araçtır Transfer fiyatının belirlenmesinde, kullanılan yöntemler:
i) Pazar (piyasa) temelli transfer fiyatlaması,
ii) maliyet temelli transfer fiyatlaması,
iii) pazarlık temelli transfer fiyatlaması ve
iv) ikili transfer fiyatlaması olarak ele alınmaktadır

İlgili aramalar:

  • katkı oranı formülü
  • 3 sınıf maliyet muhasebesi
  • mamül maliyeti ve birim maliyetinin hesaplanması
  • safha maliyet sistemi nedir
  • birim değişken maliyet nasıl bulunur
  • işletme 3 sınıf maliyet muhasebesi ders notları
  • birim eşdeğer mamul maliyeti
  • aöf trt okul maliyet muhasebesi dersi izle
  • aöf muhasebe uygulaması ders notları
  • aöf maliyet muhasebesi ders izle

Türk Siyasal Hayatı ders özetleri

Konu Kasım 10, 2009 tarafından  
2.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

ÜNİTE 1
Karşılaştırmalı Bir Perspektifte Demokrasiye Geçişler, Çöküşler ve Onarımlar
Türkiye’de 1945 ile 1950 yılları arasında demokrasiye geçiş sürecinin ne şekilde gerçekleştiğini açıklamak.
Türkiye’de 1945 ile 1950 yıllları arasındaki demokrasiye geçiş süreci, bir reform şeklinde olmuştur. Siyasal iktidarı elinde tutan otoriter Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bir kopma olmadan, anayasal düzen içinde iktidarı Demokrat Partiye (DP) teslim etmiştir. Bu Türk örnek olayı yani reform yoluyla demokrasiye geçişin ancak hükümetin muhalefetten güçlü olduğu zamanlarda, muhalefet ve iktidar gruplarında ılımlıların aşırılardan güçlü olduğu yerlerde mümkün olabileceği hipotezlerini desteklemektedir.
Demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan 1960, 1971 ve 1980 askeri müdahalelerinin nedenlerini ve aralarındaki farklılıkları saptayabilmek.
1960-1971 ve 1980 tarihlerinde üç kez demokratik süreç askeri müdahale ile kesintiye uğramıştır. 1960 ve 1980 askeri müdaheleleri var olan kurumsal düzenden tam bir kopuş içermesine karşılık 1971 askeri müdahalesi yarı darbe niteliği taşır. iki müdahele arasındaki en önemli fark 1960 darbesi anayasal krizi çözmeye yönelik arabulucu bir nitelik taşırken, 1980 MGK rejimi ise sosyal, ekonomik ve siyasal yapıları bütünüyle değiştirmeye yönelik bir müdahale olmasıdır. Dünyadaki demokratik çöküşleri açıklamak için iki hakim yaklaşım söz konusudur. Bir yaklaşım, toplumun yapısal niteliklerinin önemini vurgularken diğer yaklaşım ise bir rejimin istikrarı ve devamını sağlayan sosyal ve siyasal aktörlerin önemini vurgulamaktadır.
Demokratik yönetimin krizlerini 1960, 1971 ve 1980 yıllarında yaşayan askeri darbelere bağlı olarak açıklayabilmek.
Türkiye’nin ilk yaygın demokrasi girişimi (1946-1960) 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyle sona ermiştir. Dönemin iki büyük partisi olan DP ve CHP ideolojik olarak birbirinden büyük ayrılığı olmayan partilerdi. 1957 seçimlerinden sonra DP azalan oylarına tepki olarak “ince demokrasiye paydos” diyerek çeşitli alanlarda sert tedbirler almıştır. Nisan 1960 yılında olağan üstü yetkilerle donatılmış Meclis Araştırma Komisyonunun çalışmaya başlamasını ve ardından gelen öğrenci gösterileri sonunda, muhalefetin de desteğiyle 27 Mayıs 1960’ta ordu müdahele etmiştir. 1960 Anayasası’nın sağladığı liberal ortam sonucunda ise aşırı sağ ve sol grupları siyaset sahnesinde yer almıştır. Adalet Partisi hükümeti 1960’lı yılların sonuna doğru gittikçe kötüleşen siyasal ortamla baş edemez duruma gelmiştir. Bir grup radikal subay, radikal sosyal reformları yerine getirme görüntüsü altında uzun sürecek bir askeri rejim kurmayı hedeflemişlerdir. 12 Mart 1971 askeri memorandumu bu radikal hareketi engelleyen son dakika hareketidir. Bu ara yönetim, 1961 Anayasası’nı, yürütme oteritesinin güçlendirilmesi ve belirli temel özgürlüklerin kısıtlanması açısından elden geçirmiştir. 1973 sonlarında yapılan parlâmento seçimleriyle 1971 askeri darbesi son bulmuştur. 1975’den başlayarak 1980 yıllarına kadar; şiddet ve terörizm olayları artmış, hükümet ve meclis hareket edemez duruma gelmiş, ekonomik sıkıntılar ve uluslararası problemlerle birlikte rejim 1980’e gelindiğinde meşruluğunu kaybetmeye başlamıştır. 1980 çöküşüne yol açan yılların karakteristik bir özelliğide AP ve CHP’nin hükümete başkanlık yaptıklarında adaleti sağ ve sol teröristlere eşit bir şekilde uygulamadığı yönündeki yaygın kanaattır. Bu iki büyük partinin birlikte hükümet için işbirliğinde bulunmaması da demokrasinin çöküşünün önemli bir nedenini oluşturmuştur.
1. 1945 yılında Meclis’te hakiki ve uzun süreli ihtilaf çıkmasına neden olan yasanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?

a. Toprak reformu
b. ilköğretimin yaygınlaşması
c. Sanayi teşvikleri
d. Seçim usulü
e. Dış politika

2. 1949 yılında demokrasiye geçiş sürecindeki son engeller hangi başbakan döneminde kaldırılmıştır?

a. Şemsettin Günaltay
b. Hasan Saka
c. Recep Peker
d. Fethi Okyar
e. Fuat Köprülü

3. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de demokrasiye geçiş sürecinin başarılı olmasını sağlayan etkenlerden biri değildir?

a. Hükümetin, muhalefetten güçlü olması
b. Ilımlıların, aşırılardan güçlü olması
c. Reformcuların, tutuculardan güçlü olması
d. DP liderliğinin ılımlı olması
e. MP’nin uzlaşmacı bir politika izlemesi

4. Aşağıdakilerden hangisi, inönü’nün reform süreci başlatmasında rol oynayan güdülerle ilgili ileri sürülen görüşlerden biri değildir?

a. Demokratik rejimlerin II. Dünya Savaşındaki zaferi
b. Türkiye’nin Sovyet tehdidine karşı Batı ile yakınlaşma ihtiyacı
c. Türk toplumundaki sosyo-ekonomik dönüşümler
d. Tek parti sisteminin baştaki şahısa dayandığı düşüncesi
e. Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasal değişim lehindeki baskısı

5. Aşağıdakilerden hangisi DP’nin muhalefeti boyunca vurgulanan sloganlarından biri değildir?

a. Serbest ve dürüst seçimler
b. Kapsamlı sivil özgürlükler
c. Keyfi ve otoriter yönetime son verme
d. Bürokrasinin güçlendirilmesi
e. Ekonomik liberalleşme

6. Türkiye’deki tek parti rejiminin “liberal, demokratik geleneğe” komünist ve faşist tek parti rejimlerinden daha yakın olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

a. CHP’nin pozitivist-rasyonalist düşünceye sahip olması
b. Kemalist reformların etkisini kaybetmesi
c. CHP’nin sosyal ve ekonomik değişimlerle aşırı ilgili olması
d. CHP doktrinin değişmez bir karakterde olması
e. CHP’nin kadro partisi olması

7. Aşağıdakilerden hangisi 12 Mart 1971 askeri müdahalesinin amaçlarından biridir?

a. TBMM’yi dağıtmak
b. Siyasal partileri yasaklamak
c. Anayasayı yürürlükten kaldırmak
d. Sivil toplum kuruluşlarını yasaklamak
e. Demokrasiyi yeniden dengelemek

8. Aşağıdakilerden hangisi 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin özelliklerinden biri değildir?

a. Orta rütbeli askerler tarafından yapılması
b. Milli Birlik Komitesi ile üst rütbeli subaylar arasında ihtilaf yaşanması
c. Milli Birlik Komitesinin ana muhalefet partisi ile sıkı ilişki içinde olması
d. Milli Birlik Komitesinin yasama faaliyetlerinin sınırlı olması
e. Sosyal, ekonomik ve siyasal yapıların tüm aşamalarını etkileyecek 600 den fazla kanun çıkarılması

9. Aşağıdakilerden hangisi bürokratik otoriter rejimlerin ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerden biri değildir?

a. Yüksek enflasyon oranı
b. Ara mallar ve tüketici mallarının eksikliği
c. Döviz kurlarındaki düşüşler
d. Ödemeler dengesi açığı
e. işsizlik

10. Aşağıdakilerden hangisi DP iktidarının, 1960 askeri darbesine neden olan uygulamalarından biri değildir?

a. Basın yasasının sertleştirilerek çok sayıda gazetecinin hapsedilmesi
b. Devlet radyosunun iktidar lehine tek taraşı kullanılması
c. Siyasal toplantıların yasaklanması
d. Devlet memurlarının erken emekliliğe zorlanması
e. Seçimlerin askıya alınması

CEVAPLAR

1 2 3 4 5
E E E E D
6 7 8 9 10
D E C D C

================================================== =

ÜNİTE 2
Anayasa Yapımı Siyaseti
Farklı siyasi yapıya sahip ülkelerde demokrasinin pekişmesi açısından anayasaların ne şekilde hazırlandığını karşılaştırabilmek. Anayasa yapımı bir ülkede demokrasiye geçiş sürecinde, toplumun ve siyasal elitlerin desteğini alarak siyasal kurumları ortaya çıkarmak açısından mükemmel bir fırsattır. Anayasa yapım süreci sadece demokrasiye geçiş sürecini değil aynı zamanda demokrasinin pekişmesini de etkilemektedir. Oydaşmacı ya da ortaklıkçı tarz anayasa yapımı demokrasinin pekişmesi olanağını arttırır.
Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasası olan 1924 Anayasasının ne şekilde gerçekleştirildiğini açıklayabilmek.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk anayasası 1923’te seçilen Büyük Millet Meclisi tarafından gerçekleştirildi. 1924 Anayasası TBMM’nin devletin yüce organı olmasını devam ettirdi. Bu anayasanın en önemli eksikliği, seçilmiş çoğunluğun gücünü kontrol edebilecek etkili bir kontrol ve dengeleme sisteminin olmamasıydı. Tek partiden çok partili demokrasiye geçiş sürecinde anayasa açısından zorlayıcı hiçbir gerek hissedilmedi. 1924 Anayasası DP’nin iktidari süresince değişmeden kaldı. Bir anayasal kontrol ve dengeleme sisteminin olmaması da 1924 Anayasası’nın çökmesinin ana nedeni oldu.
1961 Anayasasının 1960 darbesine bağlı olarak gerçekleştirilmesini, bu anayasanın belirleyici özelliklerini ve üzerinde yapılan değişiklikleri saptayabilmek.
1960 askeri darbesi sonucunda oluşturulan Milli Birlik Komitesi yeni bir demokratik anayasa hazırladı. Kurucu Meclis tarafından hazırlanan 1961 Anayasası, devlet elitlerinin temel siyasal değerlerini ve çıkarlarını yaratmaktaydı. Bu anayasada temel özgürlükler büyük oranda genişletildi ve vatandaşlara geniş sosyal haklar sağlandı. Ayrıca seçilmiş organların gücünü sınırlandırmak amacıyla kontrol ve dengeleme sistemleri getirildi. 1961 Anayasasıyla birlikte idari mahkemeler güçlendirildi, yargının tam bağımsızlığı ve Yasama Meclisi içinde ikinci meclis yaratıldı. Diğer yandan, devlet memurlarının ve yargıların iş güvenliği iyileştirilirken, üniversiteler ve Radyo ve Televizyon Kurumu idari özerklik kapsamına alındı. 12 Mart 1971 askeri muhtırasının ardından askerlerin perde arkasından destek verdikleri hükümetler 1971 ve 1973 yıllarında 1961 Anayasasında üç temel kategoride değişiklik yaptılar: (1) Mahkemelerin denetleme yetkisinin sınırlandırılması ile belirli özgürlüklerin kısıtlanması; (2) yürütmenin güçlendirilmesi, TBMM’nin yürütmeye kanun hükmünde kararname yapma yetkisinin verilmesi; (3) sivil idare mahkemelerinin ve Sayıştay denetiminin dışında tutarak, askerlerin kurumsal özerkliğini artırmak. 1961 Anayasasında yapılan bu değişiklikler siyasal partiler arasında bir tartışma ve görüş alış-verişinden uzak olarak çatışmacı bir yöntemle yapıldı.
1982 Anayasının gerçekleştirilmesini, belirleyici özelliklerini ve dönemin siyası iktidarları tarafından hazırlanan değişiklik çalışmalarıyla gerçekleştirilen değişiklikleri saptayabilmek.
12 Eylül 1980’de iktidarı ele alan Milli Güvenlik Konseyi otoritesi altında yapılan 1982 Anayasasının yapımı, geniş bir oybirliğiyle siyasal kurumlar oluşturma anlamında uzaktır. 1982 Anayasasını hazırlayan Kurucu Meclis, 1960-1961 Kurucu Meclisinden farklı dır. 1982 Anayasası, 1961 Anayasına göre milli iradeye, seçilmiş meclise, siyasal partilere, siyasetçilere, sendikalara ve sivil toplum örgütlerine daha az güvenmekteydi. Bu anayasa, güçlendirilmiş bir cumhurbaşkanı ve Milli Güvenlik Kurulu ile askerin siyasal sistemin nihai koruyucusu ve hakemi olmasını sağladı. 1982 Anayasasının idari sistemi en iyi şekilde parlâmenterizmin değiştirilmiş ya da zayışatılmış şekli olarak tanımlanabilir. 1982 Anayasasının bütün siyasal partileri, sivil toplum kurumları dışlayarak yapılması ve hayli şüpheli bir referandum ile kabul edilmesi sürekli tartışma konusu olmuştur. 1982 yılından başlayarak bu anayasa üzerinde çeşitli değişiklikler yapıldı. Özellikle Haziran 1995 tarihinde 1982 Anayasası üzerinde önemli değişiklikler yapıldı. Ancak bu değişikler beklentilerin çok uzağında kalmasına rağmen yine de partiler arası işbirliğine bir örnek oluşturdu. Türkiye’deki anayasa yapım tarihine bakıldığında üç cumhuriyet anayasının hiç birisinin tartışmalar, pazarlıklar ve uzlaşmalar süreciyle ve toplumu geniş bir şekilde temsil eden bir Kurucu Meclis tarafından yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla da üç anayasanın hepside zayıf siyasal meşruluğa sahipti ve tam olarak pekişmiş demokratik rejim üretemedi.
1. 1924 Anayasa’sının en önemli eksikliği aşağıdakilerden hangisidir?

a. Seçilmiş çoğunluğun gücünü kontrol edecek kontrol ve dengeleme sisteminin olmaması
b. Siyasal kurumların kuruluşunda etkili olamaması
c. Demokrasinin pekişmesini sağlayamaması
d. Anayasayı hazırlayan Meclisin toplumun önemli güçlerini temsil etmemesi
e. Anayasa tartışmalarının özgür bir ortamda geçmemesi

2. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de ilk demokrasi tecrübesinin çökmesinin nedenlerinden biri değildir?

a. Anayasal kontrol ve dengeleme sisteminin olmaması
b. Temel hakların etkili yasal garantisinin bulunmaması
c. Kanunların Anayasaya uygunluğunun denetlenmemesi
d. Seçme ve seçilme hakkının sınırlı olması
e. Muhalefet haklarını kısıtlayan kanunların çıkarılması

3. Aşağıdakilerden hangisi 1961 Anayasa’sının temel özelliklerinden biri değildir?

a. Temel hak ve özgürlüklerin genişlemesi
b. iş güvenliğinin iyileştirilmesi
c. Etkili bir kontrol ve dengeleme sistemi yaratılması
d. idari mahkemelerin güçlendirilmesi
e. Kamu kurumlarının idari özerkliklerinin sınırlandırılması

4. Aşağıdakilerden hangisi 1961 Anayasa’sının temel özelliklerinden biri değildir?

a. Kanunların anayasaya uygunluğunun yargı denetimine sunulması
b. Bütün yürütme birimlerinin denetlenebilmesi
c. Yargı organlarının bağımsızlığının sağlanması
d. Yasamanın tek bir meclis içinde gerçekleştirilmesi
e. Devlet elitlerinin temel siyasal değerlerini yansıtması

5. Aşağıdakilerden hangisi 1971 ve 1973 yılında yapılan Anayasa değişikliklerinden biri değildir?

a. Temel özgürlüklerin sınırlandırılması
b. Mahkemelerin denetleme yetkisinin sınırlandırılması
c. Yürütmenin güçlendirilmesi
d. TBMM’nin yürütmeye kanun hükmünde kararname yapma yetkisi vermesi
e. Silahlı Kuvvetlerin Sayıştay denetimine tabi tutulması

6. 1982 Anayasa’sının hangi özelliği Üniversitelerin yapısını doğrudan etkilemiştir?

a. Temel özgürlüklerin sınırlandırılması
b. Sosyal hakların azaltılması
c. idari özerkliğin kaldırılması
d. Yargının denetleme yetkisinin sınırlandırılması
e. Cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılması

7. Aşağıdakilerden hangisi 1982 Anayasa’sının temel özelliklerinden biridir?

a. Genişletilmiş temel hak ve özgürlükler
b. Vatandaşlara tanınan sosyal haklar
c. Sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi
d. Yargı denetiminin güçlendirilmesi
e. Cumhurbaşkanının ve Milli Güvenlik Kurulunun yetkilerinin artırılması

8. Aşağıdakilerden hangisi ANAP iktidarı tarafından 18 Mayıs 1987 tarihinde 1982 Anayasası’nda yapılan değişikliklerden biridir?

a. Milletvekili sayısının 450 ye çıkarılması
b. Cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılması
c. Milli Güvenlik Kurulunun güçlendirilmesi
d. idari özerkliğin kaldırılması
e. Temel özgürlüklerin sınırlandırılması

9. Aşağıdakilerden hangisi 1995 yılında 1982 Anayasa’sında yapılan değişikliklerden biri değildir?

a. Seçmen yaşının 18 e düşürülmesi
b. Sendika ve derneklerin siyasal faaliyetlerine izin verilmesi
c. Kamu çalışanlarına sendika hakkı verilmesi
d. Siyasal partilere üye olma yaşının 18 e indirilmesi
e. TBMM üye sayısının 450 ye çıkarılması

10. 1982 Anayasası’nda yapılan aşağıdaki değişikliklerden hangisi politik yaşamın güçlendirilmesiyle doğrudan ilgilidir?

a. Siyasal partilere katılma ve siyasal partilerin örgütlenme haklarının genişletilmesi
b. idari mahkemelerin yetkilerinin güçlendirilmesi
c. Üniversitelerin idari özerkliklerinin tanınması
d. Radyo ve Televizyon Kurumunun idari özerkliğinin tanınması
e. Yargının tam bağımsızlığının sağlanması
CEVAPLAR
KAYNAK CD MEVCUT CEVAPLAR

1 2 3 4 5

6 7 8 9 10

İlgili aramalar:

  • türk siyasal hayatı
  • aöf türk siyasal hayatı ders notları
  • türk siyasal hayatı çıkmış sorular
  • aöf3 ssinif türk siyasal hayati
  • sosyal güvenlik uzmanı olabilmek için nereye başvurulabilir
  • türk siyasal hayatı
  • 2 sınıf ders
  • türk siyasal hayatı ara sınav özet
  • türk siyasal hayatı özet
  • sermaye şirketlerinde tasfiye işlemleri konu anlatımı

Muhasebe Denetimi Mali Analiz 4.Sınıf Ders Notları

Konu Kasım 8, 2009 tarafından  
AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

MUHASEBE DENETİMİ & MALİ ANALİZ

ÜNİTE–1 ( BİLGİNİN DOĞRULUĞU, GÜVENİLİRLİĞİ VE DENETİMİ )

Amaç: Finansal tablolarda sunulan bilgilerin doğru ve güvenilir olmasından işletme yönetimi 1. derecede sorumludur. İşletme yönetimi finansal tablolardaki bilginin doğruluk güvenilirliğini, işletmenin örgütsel yapısını ve muhasebe bilgi sistemini çağdaş işletmecilik kurallarına göre düzenleyerek sağlar. Bu da işletmede bir iç kontrolün oluşturulması demektir.

Denetleme Gerekleri (Bağımsız Denetçiler Tarafından)

1. İşletme sahiplerinin profesyonel yöneticilerinin beyan ettikleri mali tabloların doğruluğunu kontrol etme talepleri
2. İşletmenin büyümesi ile paralel muhasebe sisteminde olası karmaşıklıkların önlenmesi
3. Karar alıcıların işletmeden uzak olmaları
4. Ekonomik ve siyasi gelişmelerin firma içinde finansal yapılandırma gerektirmesi.

Denetimin Şartları
Denetçinin bağımsız olması, hiçbir etki altında kalmadan denetim ilkeleri ve bilimsel ölçülere göre hareket etmesidir.

Denetimin Unsurları

a) Ölçüt: Denetlenen bilginin türüne göre değişiklik gösterir.
Finansal Tablo Denetimi GKGMİ Vergi Denetimi Vergi Yasaları ve Düzenlemeleri
b) Kanıt: Denetçi tarafından nesnel olarak elde edilip değerlendirilen bilgidir. Amacın gerektirdiği miktarda ve nitelikte kanıt toplanmalıdır. Kanıtlar; müşteri beyanı, yazışma, gözlem veya soruşturma biçimindedir.
c) Denetçinin Bağımsızlığı: Etik değerleri yüksek ve işletmenin ücretli elemanı değilse denetçinin denetimi daha fazla güvenilirdir.
d) Denetim Raporu: Denetlenen bilgilerin niceliğine yönelik yargıları içerir. (Onay&Ret)

Denetim Türleri
1) Amaçlarına Göre Denetim Türleri

a. Finansal Tabloların Denetimi: finansal durumun ve faaliyet doğru biçimde GKGMİ uygun olarak hazırlanmasıyla elde edilir.

b. Uygunluk Denetimi: İşletme personeli tarafından yapılan işlemlerin yetkili organlarca (Üst yönetim-Devlet) konulmuş olan kural ve yöntemlere uygun olarak yapılıp yapılmadığının araştırılmasıdır.

c. Faaliyet Denetimi: İşletmenin etkinlik ve verimlilik denetimidir.

d. Özel Amaçlı Denetimler: Belli bir spesifik konuda yapılan denetimlerdir.

2) Denetçinin Konumuna Göre Denetim Türleri

a. Bağımsız Denetçi ve Dış Denetim:
b. İç Denetçi ve İç Denetim:

Denetçi : Denetçi için finansal tablolar denetimin girdisidir. Finansal tabloların GKGMİ’ ne uygunluğunu araştırırken kanıt toplar ve yorumlar. Denetçinin bu konuda deneyim sahibi olması muhasebeciden ayrılan özelliğidir.

Denetçinin Amacı Olmayan Konular
1) Yasal olmayan davranışları ortaya çıkarmak
2) Yolsuzlukları bulmak
3) Firma yapısının ve gelecekteki karların garantisini veya sinyalini vermek
4) Yasadışı durumların olması durumunda hukuk uzmanı gibi olmak

Yeminli Mali Müşavirlerin Özellikleri
• Defter Tutamazlar
• Muhasebe Bürosu Açamazlar
• Muhasebe Bürosuna Ortak Olamazlar
• Yalnızca Finansal tablo denetimi, uygunluk denetimi ve faaliyet denetimi yapabilirler

BÖLÜM YORUMLARI

# Mali tabloların doğruluğundan ve güvenilirliğinden enim olunabilinmesi için bağımsız denetçiler tarafından denetlenmiş olması gerekir.
# GKGMİ bağımsız denetimde bulundurulan temel ölçüttür.
# Soruda GKGMİ içeren bir denetçi türü soruluyorsa bu bağımsız dış denetçi demektir.
# Denetçi gelir tablolarını inceler, raporunu hazırlar ve ilgili mercilere sunar. O KADAR!!
# Bilginin güvenilirliğini sağlamak yönetimin, doğruluğunu araştırıp görüş bildirmek dış denetçinin görevidir. Verileri işletme birimleri hazırlar, kontrolü denetçi yapar.
# Finansal tabloları hazırlamak Muhasebecinin görevidir.

ÜNİTE–2 ( GENEL KABUL GÖRMÜŞ DENETİM STANDARTLARI )

Tanımı: elde edilen muhasebe bilgisinin doğruluğunun araştırılması ve güvenilirliğinin onaylanması ile ilgili işlemlerin yürütülmesi konusundaki standartlardır.
Genel olarak bağımsız denetçiye yol gösterir ve denetimin kalitesini ölçmeye yarayan ölçütlerdir.

Kapsamı1. Denetçinin sahip olması gereken özellikleri
2. İzleyeceği yol ve yöntemleri Gösterir/İçerir
3. Elde edilen bulgular neticesinde görüşünün belirlenmesi
4. Görüşün açıklanmasına ilişkin uyulması gereken kuralları

GENEL KABUL GÖRMÜŞ DENETİM STANDARTLARI

Genel Standartları Çalışma Alanı standartları Raporlama Standartları
1. Eğitim ve Yeterlilik 1. Planlama ve Gözetim 1. Uygunluk
2. Bağımsızlık 2. İç Kontrolün İncelenmesi 2. Yerli Açıklama
3. Mesleki Özen ve Dikkat 3. Kanıt Toplama 3. Görüş Bildirme
4. Tutarlılık

Genel Standartlar: Denetçinin sahip olması gereken özellikleri ve alınması gereken önlemleri açıklayan standartlardır.

1. Eğitim ve Yeterlilik: Denetçi ( Yeminli Mali Müşavir ) olabilmek için 10 yıl SMMM olarak çalışmak, giriş sınavından başarılı olmak ve yemin ederek ruhsat sahibi olmak gerekmektedir.
2. Bağımsızlık: Tarafsız düşünerek mesleki bilgisini objektif olarak ortaya koymalıdır.

Çalışma Alanı Standartları: Denetimin kapsamının belirlenmesinde ve güvenilir bir denetçi görüşüne ulaşmada, yeni kanıt toplamada denetçiye yol gösterici standartlardır.

1. Planlama ve Gözetim: Denetim uygulamasında kullanılacak zaman, iş gücü, araç-gereç ve diğer kaynakların tespiti için önemlidir. Denetim takım çalışmasıdır tek başına yapılmaz.

2. İç Kontrolün İncelenmesi: İç kontrol; Finansal bilgilerin güvenilirliğini, faaliyetlerin etkinliğini yasalara ve kurallara uygunluğunu sağlar. İşletme yönetiminin sorumluluğundadır. Bu inceleme modelinde denetimin kapsamı, süresi ve işin kabulü süreçleri yer alır. Bu sistem güvenilirse daha az personelin çalışması sağlanır. İşletmede etkin bir iç kontrol varsa finansal tabloların güvenilirliği o derece artar.

3. Kanıt Toplama Standardı: Denetçinin mali tablolar hakkında görüşe ulaşmasına yardımcı olan gözlem, soruşturma ve doğrulama gibi denetim tekniklerinin kullanılmasıyla yeterli sayı ve güvenilirlikte kanıtın toplanmasıdır. Toplanacak kanıtın miktarını denetçi belirler. Kanıtın miktarı kadar kalitesi de önemlidir. Kanıt miktarı iç kontrol sistemi ve mali tablo yapısının sağlıklı olmasıyla doğru orantılı toplanır.

Kanıtın Kalitesini Belirleyen Ölçütler

a) Geçerlilik
b) Nesnellik (Objektiflik)
c) Zamanlılık (Kanıtın denetimin yapıldığı zaman dilimine uyumluluğu)
d) Süreklilik (Koşullar değiştiğinde bile özelliğinin bozulmaması, geçerliliğini korumasıyla sağlanır)

Raporlama Standartları: Denetim raporu kaliteli bir denetimin son halkasıdır. Mali tablolar üzerinde bir uzmanın inceleme yaptığını gösteren tek kanıttır.

1. Uygunluk standardı: Raporda mali tabloların GKGMİ’ ne uygun hazırlanıp hazırlanmadığının belirtmesidir.
2. Yeterli Açıklama Standardı: Mali tablolar çok sayıda kullanıcıya hitap edecek şekilde geniş amaçlı düzenlenmelidir. Gerekli açıklamaların ek bilgilerle yapılması gerekir.
3. Görüş Bildirme standardı: denetim raporu sonunda mali tabloların bütünü ile ilgili olumlu, şartlı veya olumsuz bir yargıya ulaşılarak bunun ortaya konulmasıdır.
4. Tutarlılık Standardı: İncelenen dönemde geçerli olan muhasebe politikalarının ve yöntemlerinin önceki dönemde de aynen uygulanıp uygulanmadığının tespitidir.

Denetim İşlemleri (Yordamları) : Denetçinin denetim uygulamaları sırasında kanıt niteliğindeki bilgileri toplarken başvuracağı yollardır. Belli standardı yoktur, denetçiye göre değişir.

# GKGMİ:
Finansal tabloların hazırlanmasında kullanılan temel ölçütlerdir. Mali tablolarla elde edilen bilginin doğruluğunun araştırılması ve güvenilirliğinin onaylanmasıdır.

ÜNİTE–3 ( DENETİMDE ÖNEMLİLİK, RİSK VE KANIT TOPLAMA KAVRAMLARI İLE ÇALIŞMA KÂĞITLARI )
Önemlilik ve denetim riski denetçinin kanıt toplama kararlarını yani denetim yordamlarının yapısını, kapsamını ve zamanlamasını, planlamasını etkiler.

Önemlilik: Finansal tablolarda yanlış bir hesap veya olgu denetimin GKGMİ’ ne uygunluğunu önleyecek kadar önemliyse bu finansal tablonun yanıltıcı olduğunu gösterir.

Önemliliğin Uygulanması
Önemlilik kararı sayısal bir karardır. Bu sayısallık planlama ve denetim test sonuçlarının daha iyi değerlendirilmesini de sağlar. Önemlilik yargısının uygulanması üç aşama gerçekleşir.

1. Denetçinin Önemlilik Hakkında Ön Belirlemede Bulunması
İlk belirlenecek şey “Önemlilik Eşiği”dir.
Önemlilik Eşiği: Denetçinin mantıksal kararlarını etkilemeyeceğine inandığı maksimum tutardır. Kesin bir kavram olmadığından önemliliğin belirlenmesi denetlenen işlemlerin göreli büyüklüğüne bağlıdır. Önemliliği “Gelir Tablosu ve Bilânço Kalemleri” oluşturur.

2. Önemlilik Hakkındaki İlk Belirlemenin Hesap Kalanları veya İşlem Sınıfına Dağıtılması
Hesap Kalanları; Stok-alacak gibi kalemlerdir.
İşlem Sınıfları; Gelir İşlemleri-Satın Alma gibi işlemlerdir.

# ilk önemlilik yargısı bir hesaba dağıtılınca “Kabul Edilebilir Yanlışlık” olarak ifade edilir.
# Bir hesaba küçük tutarda önemlilik dağıtılmışsa, büyük tutarda önemlilik dağıtılmasına göre daha fazla kanıt toplanacaktır.
# Hesap kalanında çok küçük veya hiç yanlışlık beklenmiyorsa büyük tutarda önemlilik dağıtılabilir.
# Hata beklentisi düşükse hesabın denetim alanı daralır.
# Hesap kalanının denetimi çok pahalı ise daha fazla önemlilik dağıtılabilir.

3. Olası Yanlışlıkların Tahmin Edilmesi ve Toplamlarının Önemlilik Hakkında İlk Belirleme İle Karşılaştırılması
Elde edilen kanıtlar değerlendirildikten sonra denetimin sonuna doğru yapılır. Olası yanlışlıklar ilk önemlilik yargısından (Kabul Edilebilir Hata) azsa denetçi finansal tabloların dürüstçe sunulduğu yargısına ulaşabilir.

DENETİM RİSKİ

Bilgi Riski: Finansal tabloların önemli ölçüde yanlış ve yanıltıcı olma olasılığıdır.
Denetçi Riski: Denetçinin yanlış görüş verme riskidir.
Denetim Riski: Finansal tablolar hakkında uygun olmayan görüş verme olasılığıdır.

DENETİM RİSKİNİN BİLEŞENLERİ

a) Asıl Risk : İç kontrolün olmadığı ve yanıltıcı beyanların olma olasılığıdır. Denetçi asıl riski kontrol edemez, sadece önemini belirlemeye çalışır.
i. Göreli Risk: Fazla veya az asıl risk durumlarını ifade eder. Göreli risk asıl riski arttırır
b) Kontrol Riski : Yanıltıcı beyanların iç kontrol sistemi tarafından zamanında engellenememesidir.
c) Bulgu Riski : Yapılan doğrulama ve kontrollerin yanıltıcı beyanı ortaya çıkaramama riskidir.
i. Örnekleme Riski: Denetçinin tüm hesapları incelememesi durumunda ortaya çıkan risktir. Örneklemin evreni temsil etmemesi durumunda ortaya çıkar.
ii. Örnekleme Dışı Risk: Denetçinin uygun olmayan denetim yordamı kullanması veya yanlışlıkları belirlemede başarısız olması veya sonucu yanlış yorumlaması nedeniyle oluşan risktir.

DENETİM RİSK MODELİ

DR= AR X KR X BR ( Denetim Riski = Asıl Risk X Kontrol Riski X Bulgu Riski )

# Asıl risk ve Kontrol riski Müşteri riskidir. Bulgu riski ise denetim ve denetçinin riskidir.
# Kontrol riski ve Asıl risk yüksekse bulgu riski düşük düzeyde saptanır. Ters yönlü ilişkidedir.
(AR; KR) ≈ BR
# Bulgu riski diğer risklere dayanır denetçi bulgu riskini %0,8’i geçmeyecek şekilde tasarlamalıdır.
# Hata ne kadar fazlaysa, hataları yakalama oranı da artar.

DENETİM KANITLARININ SINIFLANDIRILMASI

1. Esas Muhasebe Verileri: Büyük defter, yevmiye ve yardımcı defter, finansal tablo düzeltmeleri, çalışma tabloları ve hesaplamaları, mutabakatlar ve açıklamalarıdır.
2. Destekleyici Bilgiler: Çekler, EFT’ler, faturalar, toplantı tutanakları ve analist raporları gibi.

Kanıtın Özellikleri
Nicelik bakımından yeterli miktarda ve nitelik bakımından kaliteli olmalıdır. Denetim kanıtının yeterliliği ve uygunluğunun denetçinin profesyonel yargısına bağlı olması bunların yasal kanıtlardan farkını gösterir.
# Kanıtın Yeterliliği (Miktarı); önemlilik ve risk unsurları tarafından belirlenir.
# Kanıtın Uygunluğu (Niteliği); hesapların ve açıklamaların ortaya çıkarılması ve güvenilir olmasına bağlıdır.
# Kanıtın İlgililiği; Denetim amacına ve departmana uygun olmalıdır. Başka kanıt diğerinin yerini tutamaz.

Kanıtın Güvenilirliği
1. Dışsal kaynaktan elde edilen kanıtlar daha güvenilirdir.
2. İç kontrol yapısı etkinse zayıf kontrol yapısına göre daha güvenilirdir.
3. Denetçi tarafından doğrudan elde edilen kanıt daha güvenilirdir.
4. Orijinal belgeden elde edilen kayıt kopyasından daha güvenilirdir.
5. Denetim kanıtı belgeli ise daha güvenilirdir.

DENETİM KANITLARI ELDE ETMEDE SAVLARIN KULLANIMI

1. Var olma ve Meydana Gelme ile İlgili Savlar: Belirli bir tarihte girdi ve çıktıların karşılaştırılmasıdır. Örn: Mamul stokunun satılması sonucu elde edilen girdinin dönem aralığında doğru yansıtılıp yansıtılmadığının kontrol edilmesidir.
2. Tamlık ile İlgili Savlar: Tüm işlem ve hesapların finansal tablolarda yer alıp almamasıyla ilgilidir.
3. Haklar ve Yükümlülükler ile İlgili Savlar: Belli bir tarihte varlıkların işletmenin haklarını, borçlarının da yükümlülüklerini yansıttığını iddia etmesidir.
4. Değerleme ve Dağıtım ile İlgili Savlar: Borç, varlık, öz sermaye, gelir ve gider hesaplarının tablolarda uygum rakam/değerlerle yer almasıyla ilgili savlardır.

KANIT ELDE ETMEK İÇİN UYGULANAN DENETİM YORDAMLARI

Denetçi denetim görüşüne ulaşabilmek için kanıt toplarken risk belirleme yordamları, kontrol testleri ve maddi doğrulama yordamları kullanır. Bunlar;

1. Kayıtların ve Belgelerin Kontrolü: Kayıt ve belgelerin incelenmesiyle sağlanan kanıtların güvenilirliği, kaynağına ve eğer içselse kontrollerin etkinliğine bağlıdır. Belgesel kanıtın ilgili olduğu denetim amacı geçerlilik ve tamlıktır.
Geçerliliğin test edilmesinde (doğrulanmasında) kaynak belgenin bulunması için kayıt sistemi boyunca geriye gidilir.

( Finansal Tablo Kalemi -> Mizan -> Büyük Defter -> Yevmiye Defteri -> Kaynak Belge )
Tüm olayların kaydedilip kaydedilmediğini (Tamlık) tespit etmek için temel kaynak belgelerden örnek kalemler seçilerek muhasebe sistemi boyunca ileriye doğru gidilir.
( Kaynak Belge -> Yevmiye Defteri -> Büyük Defter -> Mizan -> Finansal Tablo Kalemi )

2. Sabit Varlıkların Kontrolü: Varlıkların fiziksel olarak incelenmesiyle onların mevcudiyetleriyle ilgili güvenli kanıt sağlayan yordamlardır.

3. Gözlem: Başkalarınca yapılan bir işleme tanıklık etmektir.

4. Soruşturma: Finansal ya da finansal olmayan işletme içindeki veya dışındaki kişilerden bilgi sağlamaya çalışmaktır. Yazılı ya da sözlü olabilir. Tek başına etkinliği test etmek için yeterli değildir.

5. Doğrulama: Üçüncü kişilerden bir bilgi veya mevcut durum hakkında yazılı cevap istenmesidir. İki tür doğrulama vardır.
i. Pozitif Doğrulama: Tüm durumlarda cevap istenmesidir.
ii. Negatif Doğrulama: Karşı taraftan sadece eğer bir hesap kalanının doğru olmadığı düşünülüyorsa cevap istenmesidir.

6. Yeniden Hesaplama:
7. Yeniden Yapma: İç kontrol tarafından yapılan yordam ve kontrolleri denetçinin kendisinin yapmasıdır.

8. Analitik Yordamlar: Denetçinin finansal ve finansal olmayan veriler arasındaki ilişkiyi inceleyerek ve karşılaştırarak finansal tablo hesaplarını değerlendirmesidir.

ÇALIŞMA KÂĞITLARI
Denetçinin yaptığı çalışma ve denetim hakkında ulaştığı sonuçlarla ilgili tuttuğu kayıtlardır.

Çalışma Kâğıtlarının Özellikleri
 Sonraki denetimlere yol gösterici nitelikte olmalıdır.
 Denetim sürecinin tek düzeliğini sağlamalıdır.
 Performansın gözden geçirilmesi için bir araç olmalıdır.
 Denetim raporunda yer alan bulgular için güvenilir bilgi sağlamalıdır.

Çalışma Kâğıtlarının İşlevleri (Faydaları)
 Denetimin yönteminde ve gözetiminde denetçiye yardımcı olur
 Denetimin planlanması, yürütülmesi ve özden geçirilmesine yardımcı olur
 Astların çalışmalarının gözden geçirilmesine yardımcı olur
 Denetim raporuna destek olur ( Denetim raporu çalışma kâğıtları esas alınarak hazırlanır.)

Çalışma Kâğıtlarının İçeriği
a) Müşterinin finansal tablolarının muhasebe kayıtlarıyla uyuştuğunu
b) Denetimin uygun şekilde planlanıp yürütüldüğünü
c) Müşterinin iç kontrol yapısı hakkında yeterince görüş elde ettiğini
d) Denetim görüşü oluşturmaya yetecek ölçüde denetim kanıtı elde edildiğini
e) Denetçinin kendi yargısını oluşturan bulguları, sorguları ve ulaştığı son yargıları kapsar.

Çalışma Kâğıtlarının Türleri

1. Sürekli Dosya: Müşteriyle ilgili tarihsel bilgileri kapsar

a. Şirket Sözleşmesi, yönetmelikleri ve tüzüğü
b. Kira, tahvil ve telif sözleşmeleri
c. Şirketin geçmişine, ürünlerine ve pazarlarına ilişkin bilgiler
d. Genel ve yönetim toplantı tutanakları

2. Cari (Yıllık Çalışma) Dosya: Cari yılda yapılan işle ilgili veri ve bilgilerin yer aldığı dosyadır.

ÜNİTE–4 ( İÇ KONTROL, DENETİM TESTLERİ VE DENETİMİN PLANLANMASI )

İç Kontrol: Finansal bilgilerin doğruluğu ve güvenilirliğini, uyulması gereken yasal düzenlemeleri gerçekleştirmek üzere tüm çalışanların kontrolüne denir.

İç Kontrolün Özellikleri
• Bir süreçtir
• İnsanlar tarafından gerçekleştirilir
• Makul bir güven vermesi beklenir. Kesinlik ve garanti vermez
• bir veya birden fazla kategorideki amaçları elde etmek için dişli vazifesi görür.

İç Kontrolün Amaçları
1. Faaliyetle İlgili Amaçlar: İşletme varlık ve kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasıyla ilgili faaliyetsel amaçlardır.
2. Finansal Raporlamayla İlgili Amaçlar: Güvenilir finansal tablolar hazırlanmasıyla ilgili amaçlardır.
3. Uygunluk Amaçları: İşletmenin uyması gereken yasa, yönetmelik ve dğer düzenlemelerle ilgili amaçlardır.

İç Kontrolün Unsurları
1. Kontrol Çevresi,
2. Risk Değerleme
3. Kontrol Eylemleri
4. Bilgi ve İletişim
5. İzleme

1. Kontrol Çevresi : Bir işletmenin kontrol eylemlerinin ve bilgi sistemlerinin yapılandırılması, amaçların oluşturulması ve risk değerleme tarzları ve izleme üzerindekibelirleyicidir. En önemli unsuru yönetimin dürüst ve etik değerlere bağlı olmasıdır.

2. Risk Değerlemesi : İşetmede amaçların belirlenmesi ve bu amaçlara ulaşmayı engelleyen iç ve dış faktörleri dikkate alarak yönetim tarzının biçimlenmesidir. 3 aşamada gerçekleştirilir.
a. Amaçların Belirlenmesi : Temel amaçlara yönelikuygun stratejik ve uzun vadeli planlar oluşturulur.
b. Risklerin Tespiti ve Analizi : Her amaç grubu için iç ve dış kaynaklı riskler tespit edilir.
c. Değişim Yöntemi : Olası risklerin ortaya çıkması durumunda izlenilecek politika ve yöntemler belirlenir.

3. Kontrol Eylemleri : İşletmenin olası hata ve hileleri önlemeye yönelik önlemler almasıdır. Bunlar üst yönetimin performans sonuçlarının incelenmesi, alt yöneticilerin kendi birimlerini denetlemesi, fiziksel kontroller, bilgi sistemleri üzerindeki kontroller. Bir işi başından sonuna aynı personele verilmesi yani görevler ayrımının oluşturulması.

4. Bilgi ve İletişim : bilgi sistemleri bir işletmenin faaliyetlerinin devamlılığı ve kontrolünü mümkün kılan faaliyetsel, finansal ve uygunlukla ilgili bilgileri içeren raporları üretmekte görevlidir.

İç Kontrol Açısından Nitelikli Bilginin Özellikleri
a. Gereklilik : Bilginin yönetim kademesinin ihtiyaç duyduğu bilgi olmasıdır.
b. Zamanlılık : Bilginin yönetimin ihtiyaç duyduğu anda hazır olmasıdır.
c. Geçerlilik : Bilginin konuyla ilgili olasıdır.
d. Doğruluk : Bilginin doğru olasıdır.
e. Ulaşılabilirlik : Bilgiye ihtiyaç duyanların gerektiğinde ulaşılabilmesidir.

5. İzleme : İç kontrol tablosunun sürekli takip edilmesi ve değerlendiriilmesi demektir.

DENETİM KARAR SÜRECİ

Doğal risk, kontrol riski ve bulgu riski faktörlerinin minimize edilerek incelenen hesap kalanları veya işlem grupları ile ilgili görüş oluşturmasıdır.

# Denetçi iç kontrolle ilgili bilgi toplamada kullandığı yöntemler;
a. İç kontrol soru kağıtlarını (Anket Yöntemi)
b. Akış Şeması
c. Not alma

# Kontrol riskinin belirlenmesi için mevcut hatalar belirlenir, iç kontrolün olup olmadığı tespit edilir ve etkinliği değerlendirmek için testler yapılır. Bunlar;

a. Uygunluk Testleriİç kontrollerin düzenleniş ve etkinliğini değerlendiren testlerdir. Kontrol riski Max. İse uygunluk testleri yapılmaz.

b. Maddi Doğruluk Testleri
Finansal tablolardaki tutarların ve açıklamaların doğruluğunu değerlendirmek için kanıt toplama işlemidir. Finansal tablolardaki beyanlar esas alınır.

# İç kontrol riski düzeyine göre maddi doğruluk testleri yapılır.

# Kontrol riskleri yüksekse maddi doğruluk testleri bilanço tarihinde veya yakın bir tarihte yapılmalıdır. Daha çok kanıt toplanmalıdır.

c. İç Kontrol Riskinin Son Belirlemesinin Yapılması
Uygunluk testleri sonucuna göre mesleki deneyim ve sezgisine dayanarak yargılama yapılır.

DENETİMİN PLANLANMASI VE PROGRAMLANMASI
İşletme faaliyetleri gruplara ayrılır. Kontrol riski belirlemeleri yapılır. Özel denetim amaçları belirlenir, maddi ve uygunluk testlerş belirlenir.

Denetim İşlemleri = Denetim Testleri

ÜNİTE–5 ( MUHASEBE SİSTEMİNDE ÖRNEKLEME )

Başarılı Bir Örneklemenin Temel İlkeleri

a. Evrenle ilgili bazı bilgiler baştan elde edilmelidir.
b. Seçme işlemi ilgilenilen özellik veya değişkenden bağımsız olmalıdır.
c. Örneklem önyargısız seçilmelidir.
d. Örnekleme alınan birimler birbirinden bağımsız olmalıdır.
e. Verilerin hepsine aynı koşullar ayrıcalıksız olarak uygulanmalıdır.
f. Verilerin seçileceği alanlarla diğer alanlar arasında temel ayrımlar bulunmalıdır.

Evren: Denetçinin bilgi edinmek istediği “aynı türden” birimlerin oluşturduğu alan veya ana kütledir. Evren önceden tanımlanmalı ve çerçevesi belirlenmelidir.

Örneklem Çerçevesi: Evren birimlerini tam olarak içeren ve evrenin fiziki yapısını gösteren listedir.

# Satış faturaları, stoklar,çekler, ücretler birer evrendir. Bu konulardan birinde araştırma yapılıyorsa (Örn: çekler) çek numaraları arasında bir örneklem yapılır. Bu da örneklemin çerçevesini oluşturur.

Örnekleme Riski: Denetçinin örneklemi temel alan sonuçlarıyla evrenin tamamına aynı yolla uyguladığı testlerden elde edilen sonuçlar arasında fark olma olasılığıdır. Seçilen örneklerin evrenin büyüklüğünü doğru yansıtma yüzdesi de denilebilir.

Örnekleme Hatası: Örnekleme riski ile gerçek sonuçlar arasındaki %’sel hata oranıdır.
Örn: 500 çekten 50 si incelendi, 5’inde sorun çıktı. Ancek hepsi incelendiğinde 100 hata varsa aradaki fark yüzdesi örnekleme hatasıdır.

Örneklem Dışı Hata : Denetçinin bir tutardaki hatayı veya iç kontroldeki bir sapmayı fark edememesidir.

Uygunluk Testlerinin Gerçekleştirilmesindeki Örnekleme Riskleri

a. Alfa Riski (Hata Tipi-I)
İç kontrol yeterince güvenilir olduğu halde denetçinin örneklemden elde ettiği sonuçlara bakarak iç kontrolün yeterli güveni sağlamadığı sonucuna varmasıdır.

b. Beta Riski (Hata Tipi-II)
Denetçinin örneklemden elde ettiği sonuçlara bakarak iç kontrolün yeterince güvenilir olmadığı halde güvenilir olduğu kanısına varmasıdır.

Maddilik Testlerinin Gerçekleştirilmesindeki Hata Tipleri

a. Yanlış Ret Riski (Tip-I)Örneklem sonuçlarının hesap kalanlarında maddi bir hata olduğu desteklenmesine rağmen maddi hata olmama riskidir.

b. Yanlış Kabul Riski (Tip-II)
Örneklem sonuçlarının maddi hata olmadığını desteklemesine rağmenmaddi hata olma riskidir.

İSTATİSTİKSEL ÖRNEKLEME TÜRLERİ

İstatistiksel Örnekleme : Örneklem biriminin evrenden rassal olarak tüm karakteristik özelliklerini yansıtan sonuçların sayısal ve matematiksel olarak değerlendirilebildiği örneklemedir.

1. Nitelik Örneklemesi
Evrendeki hataların ortaya çıkış oranını tahmin etmek için kullanılır. Önemli olan hata yada hilenin maddilik değeri değil, var olup olmadığıdır. Bu örneklem türü uygunluk testlerinde kullanılır. Evrenin sadece hata tutarı bilinmek istenirse nitelik örneklemesi yapılır.

Denetçinin Belirlemesi Gereken Unsurlar
 Kontrol Test Amaçlarını Belirlemek
 Evreni Tanımak
 Örneklem Birimini Tanımak
 Örneklem Büyüklüğünü Belirmek * En Önemli Unsurudur..

Kabul Edilebilir Risk: İç kontrol güvenilir olmamasına rağmen örneklem sonuçlarına göre güvenilir olduğu kanısına varma olasılığıdır. Bu beta riski %5-10 olarak belirlenir. Riskin büyüklüğü ile örneklem büyüklüğü arasında ters orantı vardır.

Buluş Örneklemesi: Denetçinin bir sapmayı sıfıra yakın bir olasılıkla beklediği durumlarda kullandığı örnekleme türüdür. Sık rastlanmayan özel durumları belirlemek için kullanılır.

2. Parasal birim Örneklemesi
Nitelik örneklemesi teknikleriyle bir hesap sınıfına veya hesap kalanına ilişkin parasal tutar hatalarının tahmininde kullanılır. Yüksek tutarlı kayıtların örnekleme girme sansları, düşük tutarlı kayıtlara göre daha fazladır. Muhasebe birimleri incelenecekse bu örneklem kullanılır.

3. Değişkenler Örneklemesi (Nicelik Örneklemesi
Hesap kalanlarında parasal hataların tahmini için kullanılır. Evrenin parasal hata tutarı bilinmek istenirse değişkenler örneklemesi kullanılır. Maddilik testlerinde kullanılır.

ÖRNEKLEM SEÇİMİ

1. Rassal Sayılar Tablosu: Hangi birimlerin ilk olarak inceleneceğini belirlemek için evrene rastgele rakamlar verilir. En çok bu sistem kullanılır. Örn: çeklere 3, staklara 5 ücretlere 7 gibi.
2. Bilgisayarla Rassal Sayıların Oluşturulması: Rassal sayılar tablsunun bilgisayar tarafından yapılmasıdır.
3. Sistemetik Seçim: İlk birimin rassal, diğerlerinin otomatik olarak seçildiği sistemdir. Yanlı bir örnekleme yol açtığından çok tercih edilen bir sistem değildir.
4. Katmanlı Seçim: Parasal tutara göre büyük parasal tutarlar ayrı küçük parasal tutarlar ayrı değerlendirilir. Bir seçim tekniği değildir. Tasarım etkinliğinin arttırılmasında kullanılır.

# İyi bir örnekleme için örneklem büyüklüğünün yeterli olması ve örneklem birimlerinin rassal olarak seçilmesi gerekir.
# Denetçi evrenin hata oranını bilmek isterse sadece Nitelik Örneklemesine bakabilir.
# Parasal hata tutarını öğrenmek için değişkenler örneklemesi kullanılır.
# Denetçi parasal tutarlardan hareketle inceleyeceği muhasebe birimlerine ulaşmak için Parasa Birim Örneklemesi kullanılır.

Defter Değeri X Güvenilirlik Faktörü
Örneklem Büyüklüğü = ——————————————————————————
Kabul Edilebilir Hata – ( Beklenen Hata X Genişleme Faktörü)

ÜNİTE–7 ( DENETİMİN TAMAMLANMASI VE DENETİM RAPORU )

Denetimin tamamlanmasında temel 2 aşama vardır.

1. Çalışmanın Tamamlanması

a. Şarta Bağlı Borçların ve Zararların İncelenmesi
Doğrudan doğruya işletme ve işletmeyle i
Lgili taraflar arasındaki ilişkilerdenkaynaklanan, denetim raporu yazıldığı ana kadar sonuçları kesinleşmemiş, gelecekte netleşecek olaylardır. Dönem bitmesine rağmen bir sonraki seneye devretmiş borç, alacak, vergi veya anlaşmazlıklardır. Bilanço ve gelir tablolarında gösterilmek zorundadır.
b. Bilanço Sonrası Olayların Gözden Geçirilmesi
31.12 tarihinden sonra gerçekleşecek olayların incelenmesiyle belirlenen olaylardır. Hisse senetleri veya stokların bilanço tarihi sonrası piyasa değerlerindeki düşüşleri sonucu çikan kayıplar buna örnek olarak gösterilebilir.
c. Müşteri İşletmeden Beyan Mektubunun istenmesi
Amaçları:• Denetçiye verilen sözlü beyanları doğrulamak
• Beyanların uygunluğunun devam ettiğini belirlemek
• Yanlış anlaşılma olasılığını azaltmak
• Mali tablolarla ilgili beyanları yönetime mal etmek
• Müşteri ile denetçi arasındaki anlaşmazlıklarda kanıt olarak kullanılmak için

# Müşteriden beyan mektubu almak bir denetim tekniği değildir. Sadece mali tabloların usulünce hazırlandığının kanıtıdır. İşletme beyan mektubu vermezse denetçi şartlı görüş hazırlayabilir.

2. Sonuçların Değerlendirilmesi

a. Kanıtların Yeterliliğinin Değerlendirilmesi
Denetçi tüm önemli konuların tespit edilip edilmediğine karar vermek için denetimi gözden geçirir.
b. Önemlilik Düzeyinin ve Denetim Riskinin Son Defa Ölçülmesi
Daha önce 2 kez belirlenen risk düzeyleri birbiriyle karşılaştırılarak bulunan risk düzeyi kabul edilebilirliğin üzerindeyse ek maddi doğruluk testleri yapılır. Hatalar düzeltilmezse denetçi olumsuz görüş vermek zorunda kalır.
c. İşletmeden Hataların Düzeltilmesini İsteme
Denetçi Tespit ettiği hataların yönetim tarafından düzeltilmesi için muhasebe defterlerinde gerekli düzeltmelerin yapılmasını ister.
d. Çalışma Kağıtlarının Gözden Geçirilmesi
e. İşletme Yönetimi ile Görüşme

DENETİM RAPORUNUN HAZIRLANMASI
Denetim raporu hazırlanırken GKGMİ’dan raporlama standartları temel alınır.

Denetim Raporu: Denetçinin incelemeleri sonucunda öali tabloların işletmenin mali durum ve faaliyet sonuçlarını doğru yansıtıp yansıtmadığı hakkında görüşünü belirttiği raporlardır.

Denetim Raporunun Bölümleri
1. Başlık
2. Müşterinin Açık Adresi
3. Giriş Paragrafı
4. Kapsam Paragrafı
5. Görüş Bildirme Paragrafı
6. Denetçinin Adı, Ünvanı, İmzası ve Tarih

# Denetçi olumlu görüş açıklarsa raporda sadece kapsam ve görüş bölümleri olur. Diğer görüş hallerinde ise nedenlerin açıklandığı “Açıklama bölümü yada bölüm” yer alır.

Denetim Görüş Türleri

1. Olumlu (Şartsız) Görüş
Denetçi mali tablolarda işletmenin mali durumu ve faaliyet sonuçlarının doğru olarak yansıtıldığına inanıyorsa olumlu görüş bildirilir.
2. Şartlı Görüş
Mali tablolardaki bazı kalemlerin doğruluğundan şüphe edildiği halde yada bazı konularda tam kanaate sahip olunamaması durumunda, yinede mali tabloların bütünü hakkında bir görüş beyan edilecekse şartlı görüş açıklanır. Kafalarda soru işaretleri kalmışsa şartlı görüş bildirilir.
3. Olumsuz GörüşDüzenlenen mali tabloların dönemin mali durumu ve faaliyet sonuçlarını doğru olarak yansıtmadığına inanılıyorsa olumsuz görüş açıklanır.
4. Görüş Bildirmekten Kaçınma
Kanıt yetersizliği, mali tabloların bütünü hakkında bir fikir yürütemeyecek kadar görüş oluşturmamışsa denetçi görüş açıklamaktan kaçınır. Kanıtlar toplanamazsa.

ÜNİTE–9 ( KARŞILAŞTIRMALI TABLOLAR ANALİZİ ) – ( YATAY ANALİZ)

Tanım: Bir işletmenin iki veya daha fazla dönemine ilişkin finansal tablolarının birbirini izleyen aynı uzunluktaki dönemler bakımından karşılaştırılmasıdır.

Amaç: Finansal tablolarda yer alan her bir kalemin yıllar itibariyle belirlenen finansal durum (Bilanço) ve faaliyet sonuçları (Gelir Tablosu) bakımından gösterdiği gelişmeyi görebilmektir.

# Bilanço: Bir işletmenin o anki finansal durumunu gösterir
# Gelir Tablosu: Bir işletmenin faaliyet sonuçlarını gösterir

Yatay Analiz: Farklı yıllarda gerçekleşen aynı kalem türlerinin mutlak ve oransal olarak karşılaştırılarak değerlendirilmesidir.

Düzenlemesi Nasıl Yapılır
1. Eşit uzunluktaki sürerleri kapsayan en az 2 döneme ait finansal tablo kullanılır.
2. Bu tabloların karşılaştırılabilirlik oranları araştırılır, gerekiyorsa düzenlemeler yapılır. (2 dönem arasında enflasyonist bir değişim varsa bu değişimler de düzenlemeler yapılır.)
3. Değişmeler mutlak fark veya oransal olarak hesaplanır.

1. Değişmelerin Mutlak Fark olarak Hesaplanması

a) Sabit Baz Dönemi Yöntemine Göre Mutlak Hesaplanması
Belirli bir yıl temel alınarak kalemlerdeki değişmeler temel yılın rakamına göre hesaplanır.

Örn: 2000 yılı baz alınarak Stokların hesaplanması

x y z
Bilanço Kalemi 2000 2001 2002 Mutlak Fark
2001-2000 Mutlak Fark
2002-2000
Hazır Değerler 100.000 300.000 180.000 200.000 80.000
Menkul Değerler 50.000 0 80.000 -50.000 30.000
Gelir Tablosu Kalemi 2000 2001 2002 Mutlak Fark
2001-2000 Mutlak Fark
2002-2000
Faaliyet Kar veya Zarar 50.000 20.000 -5.000 -30.000 -55.000

Formül; 2001 – 2000 için : y – x
2002 – 2000 için : z – x

b) Hareketli Baz Dönemi Yöntemine Göre Mutlak Hesaplanması
Her bir kalemdeki değişme bir önceki yılın rakamına göre hesaplanır.

x y z
Bilanço Kalemi 2000 2001 2002 Mutlak Fark
2001-2000 Mutlak Fark
2002-2001
Hazır Değerler 100.000 300.000 180.000 200.000 -120.000
Menkul Değerler 50.000 0 80.000 -50.000 80.000
Gelir Tablosu Kalemi 2000 2001 2002 Mutlak Fark
2001-2000 Mutlak Fark
2002-2001
Faaliyet Kar veya Zarar 50.000 20.000 -5.000 -30.000 -25.000

Formül; 2001 – 2000 için : y – x
2002 – 2001 için : z – y

2. Değişmelerin Oransal Olarak Hesaplanması

a. Sabit Baz Dönemi Yöntemine Göre Oransal Hesaplanması

x y z
Bilanço Kalemi 2000 2001 2002 Oransal Fark
2001-2000 Oransal Fark
2002-2000
Hazır Değerler 100.000 300.000 180.000 200% 80%
Menkul Değerler 50.000 0 80.000 -100% 60%
Gelir Tablosu Kalemi 2000 2001 2002 Oransal Fark
2001-2000 Oransal Fark
2002-2000
Faaliyet Kar veya Zarar 50.000 20.000 -5.000 -60% -110%

Formül-1; 2001 – 2000 için : (Y – X) / X x 100
2002 – 2000 için : (Z – X) / X x 100
Formül-2; Temel Yıla Göre Değişim Tutarı / Sabit Yıl X 100

b. Hareketli Baz Dönemi Yöntemine Göre Oransal Hesaplanması,

x y z
Bilanço Kalemi 2000 2001 2002 Oransal Fark
2001-2000 Oransal Fark
2002-2001
Hazır Değerler 100.000 300.000 180.000 200% -40%
Menkul Değerler 50.000 0 80.000 -100% -
Gelir Tablosu Kalemi 2000 2001 2002 Oransal Fark
2001-2000 Oransal Fark
2002-2001
Faaliyet Kar veya Zarar 50.000 20.000 -5.000 -60% -125%

Formül-1; 2001 – 2000 için : (Y – X) / X x 100
2002 – 2000 için : (Z – Y) / Y x 100
Formül-2; Bir Önceki Yıla Göre Değişim Tutarı / İlk Tutar X 100

KARŞILAŞTIRMALI TABLOLAR ANALİZ TEKNİĞİNİN YORUM OLARAK ESASLARI
1. Ele Alınan Kalemdeki Değişimin Belirlenmesi
Analize tabi tutulan kalemin mutlak ve oransal olarak değişimin büyüklüğü ve yönü belirlenir.
2. Değişimin Ortaya Çıkardığı Sonucun Belirlenmesi
Kalemdeki artış veya azalışın kalemin özelliğide dikkate alınarak finansal durum (Bilanço) ve faaliyet sonuçları (Gelir Tablosu) bakımından ne anlama geldiği belirlenir.
3. Değişme Nedenlerinin Belirlenmesi
a. Bilançodaki Değişme Nedenleri: Bilanço içinde değişme gösteren kalemlere bakılır

Artış Nedeni Azalış Nedeni
Varlık Kalemi Diğer bir varlık kalemindeki azalış Diğer bir varlık kalemindeki artış
Dönen/Duran Varlık Kaynak unsurlarının artışı Kaynak unsurlarının azalışı

b. Gelir Tablosundaki Değişme Nedenleri: Gelir tablosu analiz edilirken sadece bölüm sonuçlarındaki değişmeler analiz edilip yorumlanır.
4. Neden – Sonuç İlişkisinin Kurulması
İncelenen kalemdeki değişim analiz sonuçlarını verir. Herhangi bir kalemdeki değişme diğer kalemlerdeki değişmelerin etkisiyle oluşur.
5. Neden – Sonuç İlişkisine Bağlı Olarak Gelecekteki Beklentilerin Belirlenmesiİşletmenin içinde bulunduğu sektördeki değişmeleri, ülke koşullarını, işletme içi politikalarındaki değişmelerde beklentileri etkileyen faktörler arasındadır.

# KTA’de kalemlerdeki değişmeler “Neden – Sonuç” ilişkisine dayanarak yorumlanır.

ÜNİTE–10 ( YÜZDE YÖNTEMİ İLE ANALİZ ) – ( DİKEY ANALİZ)
Temel Özellikleri
Finansal tablo kalemlerinin aynı tabloda yer alan belirli bir kaleme veya toplama oranlanarak bulunan yüzdelere göre ifade edildi türdür. Finansal tabloları oluşturan unsurların uygun ve yeterli büyüklükde olup olmadıklarının analizi bu yöntemle saptanır.
Bu yöntem tek bir döneme ait finansal tabloların analizinde kullanıldığı için STATİK analizdir.

Dikey Analiz Tekniğinin Üstün Yöntemleri
a. Bilanço unsurları 100 kabul edilen bilanço toplamı itibariyle ifade edildiği için her bir unsurun genel toplam içindeki nisbi önemini göstermesi
b. Bir işletmenin tek başına rakip işletmelerle yada sektör sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak incelenmesini sağlar.

Aktif ve pasif kalemlerin işletmenin finansal tablolarında nasıl dağıldığının saptanmasına yardımcı olur. Bu durum varlık ve kaynakların dağılımının incelenmesini sağlar. Özet bilgi vermez, diğer analiz yöntemleriyle birlikte kullanılması daha sağlıklı olur.

Yüzdelerle İfade Edilmiş Bilançoların Hazırlanması
Dikey yüzdeler hesaplanırken aktif ve pasif toplamı 100 kabul edilerek her bir varlık ve kaynak kaleminin genel toplama oranı hesaplanır.

Kalem Tutarı *
Genel Toplama Göre Dikey Yüzde = X 100
(Aktif veya Pasif) Toplamı

* Kalem hangi gruptaysa (aktif / pasif ) bölmenin altına o grubun toplamı yazılır

Her bir unsurun içinde bulunduğu kendi hesap grubu içindeki payıda hesaplanır. Bunun için grup toplam değeri 100 kabul edilir.

Hesaplanacak Kalemin Tutarı
Genel Toplama Göre Dikey Yüzde = X 100
Kalemin İçinde Bulunduğu Grup Toplamı

Bilançoda indirim olarak gösterilen kalemlerin dikey yüzdeleri hesaplanmaz. İndirimler düşüldükten sonraki net değerlerin dikey yüzdeleri hesaplanır.
Dikey yüzdelerin negatif çıkma olasılığı yoktur. Kalemin o yılda tutarı yoksa dikey yüzdesi “0” olur.

Yüzdelerle İfade Edilmiş Gelir Tablolarının Hesaplanması
Gelir tablosunun yüzde yöntemi ile analizinde “NET SATIŞLAR” ın değeri yüz kabul edilir ve tablodaki her kalemona bölünür.

Gelir Tablosu Kalemi
Gelir Tablosu Dikey Yüzdesi = X 100
Net Satışlar

FİNANSAL TABLOLARIN YÜZDE YÖNTEMİ İLE ANALİZ VE YORUM ESASLARI

# Dikey yüzdelerle ifade olunmuş bilançolarda yer alan yüzdeler her kalemin toplam içinde ve dahil . olduğu bölüm içindeki önemini, yani uygun ve yeterli büyüklükte olup olmadıklarını gösterir.
# Gelir tablosundaki dikey yüzdelerse her kalemin net satışlara oranını gösterir.
# İşeltmenin kendi içinde geçmiş dönem dikey yüzdeleri ile karşilaştırmalar yapılarak gelişme yönü . görülebilir. Yani dinamik analiz de yapılabilir.
# Rakip işletmelerin dikey yüzdeleri ile analiz karşlaştırmaları yapılabilir.

BİLANÇOLARIN ANALİZ VE YORUM ESASLARI

1. Varlık Dağılımının İncelenmesi

Varlık dağılımı üzerinde; iş kolu, teknoloji,ve fyat hareketleri etkilidir.
• Ticaret işeltmelerinde dönen varlıkların, üretim işletmelerinde ise duran varlıkların payı daha yüksektir.
• Emek yoğun teknoloji kullanan işletmelerde dönen varlıkların payı yüksektir.
• Dönen varlıkların içinde hazır değer, menkul kıymet ve alacaklaron payının yüksekliği likititenin yüksek olduğunu gösterir.
• Stokların likititesi düşük olduğu için gereğinden fazla olmaması istenir.
• Duran varlıklar içinde maddi duran varlıkların daha büyük paya sahip olması gerekir.

2. Kaynak Dağılımının İncelenmesi• Öz kaynakların yabancı kaynaklardan fazla olması ve Uzun vadeli yabancı kaynaklarında kısa vadeli yabancı kaynaklarından yüksek olması istenir.
• Yabancı kaynaklar faiz nedeniyle karları azaltır.

# Ülkemizde işletmeler finansman konusunda daha çok kısa vadeli yabancı kaynaklara yönelmişlerdir.

3. Varlık – Kaynak İlişkilerinin incelenmesi
Dönen ve duran varlıkların hangi kaynaklarla finanse edildiğinin ve uygunluğunun incelenmesidir.
• Dönen varlıklar kısa vadeli yabancı kaynaklarla finanse edilir. Ancak net çalışma sermayesinin olabilmesi için bir kısmında öz kaynaklar veya uzun vadeli yabancı kaynaklarla finanse edilmesi istenir.
• Duran varlıklar ise öz kaynaklar ve uzun vadeli yabancı kaynaklarla finanse edilir.
• Bu durum işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeyebildiğini, satış ve gider karşılamada başarılı olduğunu ve karlılığında kuvvetli olacağını gösterir.

# Kısa vadeli yabancı kaynakların dönen varlıkların finansmanında, Uzun vadeli yabancı kaynakların ise duran varlıkların finansmanında kullanılması işletme yararına bir yapı ortaya koyar.

GELİR TABLOSU ANALİZ VE YORUM ESASLARI

• Olağan dışı gider ve zararların olmaması istenir.
• Hasılat ve kar büyüklüğü, kendilerinden sonra gelen gider ve zararları karşılayıp diğer bölümlere ve dönem karına katkıda bulunmasıyla ölçülür.

# Dönen varlıkların finansmanının 2 temel işlevi vardır.
1. Kısa vadeli borçların ödenmesi
2. Günlük faaliyetlerin sürdürülebilmesi için net çalışma sermayesinin devamı

# Dönen varlıklar; üretimin günlük faaliyetlerin aksamadan sürdürülebilmesi ve kısa vadeli borçların ödenmesinde kullanılan varlık unsurlarından oluştuğu için bu faaliyetlerin aksamadan sürdürülebilmesi için uygun ve yeterli büyüklükte olması önemlidir.

# Duran varlıklar; Öz kaynaklar ve Uzun vadeli yabancı kaynaklarla finanse edilmelidir.
# Ticaret işletmelerinde dönen varlıkların duran varlıklardan fazla olması normaldir.

ÜNİTE–11 ( TREND – “EĞİLİM YÜZDELERİ” ANALİZİ )
Amacı ve Kapsamı: Mali durumun ve faaliyet sonuçlarının uzun dönemdeki eğiliimini, seyrini inceleyen analizdir. İşletmenin uzun dönemdeki varlıklarını verimli kullanma durumu, borçlanma eğilimi, satışları ve karlık gibi konularda yapılan değerlendirmelerdir.
8-10 yıldan başlayan dönemlere ait tablolar kullanılır. Yanlızca aralarında anlamlı ilişkil kurulabilen kalemlerin eğilimlerinin karşılaştırması yapılabilir. Karşılaştırmalı mali analizden farkı budur.

Yönetim Uygulama Aşamaları

1. Eğilim Yüzdelerinin Hesaplamasında Baz (Temel) Alınacak Dönemin Seçilmesi
Her yönden normal kabul edilen dönemdir. Seçilen dönemde kriz, hiper enflasyon yada çok olumlu gelişmelerin yaşandığı yıllar seçilmemelidir.

2. Kalemlerin (Mali Tabloların) Eğilim Yüzdelerinin Hesaplanması
Tüm kalemlerin baz yıldaki tutarı 100 kabul edilir.

Kalemin Diğer Yıldaki Tutarı
Eğilim Yüzdesi = X 100
Kalemin Baz Yıldaki Tutarı

# Burada seçilen temel (Baz) yıla göre mali tablo kalemlerinin değişmeleri izlenir.
# Çıkan küsüratlı sayılar tam sayıya çevrilir.
# 100’ün üzerinde çıkan değerler ARTIŞ, 100’ün altında çıkan değerler AZALIŞ eğilimi gösterir.
# Baz yılı rakamına çok yakın ve sürekli aynı seyri izleyen değişmeler, o kalemin eğiliminin olmadığını gösterir.

MALİ DURUMA İLİŞKİN (BİLANÇO) ANALİZ VE YORUM

1. Dönen – Duran Varlıklar
Amaç; Varlık yapısının gelişiminin uyumlu olup olmadığının ve dağılımın dengeli seyir izleyip izlemediğini belirtmektir.

2. Dönen Varlıklar – Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar
Amaç; İşletmenin net çalışma sermayesinin likititesininkısa vadeli borç ödeme seyrini belirlemek. Dönen varlıklardaki artış eğilimi Kısa Vadeli Yabancı Kaynakların artıl eğiliminden fazlaysa olumlu karşılanır.

3. Stoklar – Ticari Borçlar
Amaç; Malzeme alımlarının peşin mi kredilimi yapıldığını, ticari borçların zamanında ödenip ödenmediği takip edilir. Stoklar artış eğilimindeylen, ticari borçların azalış veya yavaş artış göstermesi olumlu yorumlanır.

4. Maddi Duran Varlıklar – Öz Kaynak
Amaç; Duran varlıkların finansmanında özkaynakların yeterli olup olmadığına bakılır. Özkaynakların artış eğiliminin duran varlıklardan fazla olması istenir.

5. Yabancı Kaynak – Özkaynak
Amaç; İşletmenin mali durumunu, finansmanda daha çok hangi kaynağın kullanıldığını görmektir. Özkaynakların artış eğilimine karşılık yabancı kaynakların azalış eğiliminde olması istenir.

FAALİYET SONUÇLARINA İLİŞKİN (GELİR TABLOSU) ANALİZ VE YORUM

1. Bürüt Satışlar – Net Satışlar
Brüt satışlar artış eğilimindeyken net satışlarında aynı oranda yada daha fazla artış göstermesi istenir.

2. NetSatışlar – Satışların Maliyeti
Net satışlar artış eğilindeyken satışların maliyetinin azalış yada daha yavaş artış göstermesi olumlu karşılanır.

3. Net Satışlar – Faaliyet Giderleri
Net satışlar artarken faaliyet giderlerinin azalış eğiliminde olması işletme lehinedir.

4. Net Satışlar – Finasman Giderleri
Net satışlardaki artış eğiliminin finansman giderlerindeki artış eğiliminden yüksek olması iyidir.

BİLANÇO VE GELİR TABLOSUNUN SONUÇLARININ KARŞILIKLI YORUMU
1. Dönen Varlık – Net SatışDönen varlıklar artış eğilimindeyken net satışların aynı oranda artması olumludur.

2. Ticari Alacaklar – Net Satışlar
Net satışların artış eğilimine karşılık ticari alacakların aynı seyri izlemesi veya daha yavaş artması istenir. Net satışlar artış eğilimindeyken ticari alacaklar azalış eğilimindeyse satışların peşin yapıldığı, alacakların tahsil edildiği düşünülür.

3. Stoklar – Net Satışlar
Stoklardaki artış veya azalışa karşılık net satışlarda daha yüksek artış eğilimi tercih edilir.

4. Maddi Duran Varlıklar – Net Satışlar
Net satışlardaki artışdaki artış eğilimine karşılık maddi duran varlıkların dağişmemesi yada daha az artış göstermesi beklenir.

İlgili aramalar:

İktisat Tarihi Ders Notları

Konu Kasım 8, 2009 tarafından  
AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

ÜNİTE – 1

İKTİSAT TARİHİ BİLİMİNİN DOĞUŞU : İktisat tarihi ile ilgili önerilen iki tarih vardır.Bunlardan ilki Adam Smith’in “Milletlerin Serveti” adlı kitabının yayım tarihi olan 1776 yılıdır.Diğer tarih ise 1892 yılıdır.Bu tarihte Abd Harvard Üniversitesinde William Ashley için özel bir iktisat kürsüsü kurulmuştur.İktisat tarihinin doğuşu tarihçi okula çok şey borçludur.Bu okul klasik iktisat okuluna bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.Klasik okul iktisadi davranış kurallarının fizik kanunları gibi evrensel olduğunu iddia ederken tarihçi okul toplumun gelişme düzeyine göre farklılık göstereceğine değinmiştir.Klasikler tümdengelim;tarihçi okul ise tümevarım metodunu esas almıştır.

TARİHÇİLERİN İKTİSAT BİLİMİNE BAKIŞI : John Clapham’a iktisat tarihi geçmişin sosyal kurumlarının ekonomik yönlerini araştıran bir bilimdir.Unwin’e göre iktisat tarihi yazılı tarih boyunca insanoğlun içinde bulunduğu iktisadi şartları araştıran bir bilimdir.Gras’a göre iktisat tarihi iktisadi olayları kronolojik olarak sıralayan ve bu olaylar arasındaki ilişkileri ortaya çıkaran bir bilimdir.

İKTİSATÇILARIN İKTİSAT BİLİMİNE BAKIŞI : Hicks’e göre iktisat tarihi geçmiş çağların uygulamalı iktisadıdır.Heckser’e göre iktisat tarihinin amacı kıt ve yetersiz kaynakların insanların amaçları uğrunda çağlar boyunca nasıl kullandığının ve bu andaki değişmelerin insan hayatını ve toplumları ne şekilde etkilediğinin araştırılmasıdır.

İKTİSAT TARİHİNİN KONUSU VE GÖREVİ : İktisat tarihinin temel görevi ekonomilerin performanslarında ve yapılarında zaman içinde meydana gelen önemli değişikleri açıklamaktır.Toplumun siyasi ve ekonomik kurumları,teknolojisi,demografik durumu ve ideolojisi bu özellikleri başlıcalarıdır.Ekonomide uzun dönemdeki değişmelerin kaynağı,iktisatçılar tarafından kısa dönem tahlillerde çoğunlukla sabit olarak kabul edilen nüfus,teknoloji,mülkiyet hakları ve ekonomik kaynaklar üzerinde devlet kontrolünün derecesi gibi parametrelerde meydana gelen değişikliklerdir.İnsanlığın ekonomik tarihi,toplumların ekonomik performansını temelden değiştiren ve uzun dönemli ekonomik büyümeyi mümkün kılan iki köklü değişim çerçevesinde yazılabilir.Bu iki değişimden birincisi tarım inkılabı,ikincisi ise sanayi inkılabıdır.

TARIM İNKILABI : İnsanlar yaklaşık 10000 yıl önce yerleşik tarıma geçmişlerdir.Çeşitli bitkiler yetiştirmeyi ve hayvanları evcilleştirmeyi öğrendiler.Bu gelişme neolitik inkılap da denen temel ekonomik değişimi hızlandırdı.Avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik tarıma geçiş insanın sosyal ve ekonomik gelişme hızını artırdı.Tarım birbirinden bağımsız olarak farklı zamanlarda farklı bölgeler olan Ortadoğu,Orta Amerika ve Kuzey Çin’de ortaya çıktı.Neolitik çağın çiftçileri sürekli ekim nedeniyle verimliliği yiten toprakları terk ederek yeni,bakir topraklarda tarım yapıyorlardı.Modern zamanlarda bilinen bütün önemli yiyecek bitkileri neolitik çiftçiler tarafından keşfedilmiştir.Ayrıca çanak çömlek imali,dokuma,ekmek yapma ve keskin bir araç elde etmek için taşların cilalanması gibi teknikler de neolitik zamanlarda keşfedilmiştir.

TARIM İNKILABINI AÇIKLAYAN TEORİLER : Childe tarafından geliştirilen çevre değişikleri teorisi , Braidwood tarafından geliştirilen çekirdek alan teorisi , Binford tarafından geliştirilen nüfus artışı teorisi.

TARIM İNKILABININ SONUÇLARI : Nüfus arttı.Zaman içinde avcılık ve toplayıcılıktan çiftçiliğe doğru sürekli bir geçiş oldu.İlk kez siyasi bir organizasyon tipi olarak devlet doğdu.Teknolojik gelişme alanında büyük adımlar atıldı.Demir çağı bronz çağının yerini aldı.Ticaret gelişti ve genişledi.Bölgelerarası ticaretin önemi arttı.Şehirler ilk kez gelişti.Çeşitli ekonomik organizasyon tipleri doğdu.Komünal mülkiyet tipi doğdu.

ÜNİTE – 2

İLK MEDENİYETLERDEN KLASİK DÖNEME İLK ÇAĞ EKONOMİLERİ : Yalnızca yıllık su baskınlarının tarlaları verimli hale getirdiği bazı nehir vadilerinde sürekli tarım yapılabiliyordu.Tarımın ilk geliştiği bölgelerden yalnızca iki vadi böyle bir imkanı sağlıyordu.Bu vadiler: Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki bölge ve Mısır’ın Nil Vadisi’ydi.

MEZOPOTAMYA : M.Ö. 6000 ile 3000 yılları arasında ortaya çıkan bir dizi sosyal değişim ve teknik ilerleme küçük neolitik yerleşim yerlerinin şehirlere dönüşmesini sağladı.Bu dönemde ortaya çıkan en önemli teknik ilerlemeler; yazının icadı,bakırın eritilmesi ve dökülmesi,hayvan gücünün saban ve tekerlekli araçlara koşulması,yelkenli gemilerin ve çömlekçi tekerleğinin bulunmasıydı.Daha 3000’lere gelmeden köleler,kiracı çiftçiler,esnaf,tüccar,din adamları ve yöneticiler ayrı sosyal gruplar olarak ortaya çıktılar.İlk Sümer kayıtları Mezopotamya bölgesinde verimli topraklarda bazı bağımsız şehir devletlerinin doğduğunu göstermektedir.İstilalara rağmen Sümer hayat tarzı oldukça istikrarlı olarak varlığını sürdürebildi.Uzak mesafeli ticaret Mezopotamya’da önemli ve hayati bir rol oynuyordu.Ticari koloniler oluşturulmuştu.Hukuk kuralları oldukça gelişmişti.Gümüş para şeklinde olmasa bile bir değişim aracı ve değer ölçüsü olarak kullanılıyordu.

MISIR : Mısır’ın gelişmesi Mezopotamya’nın gelişmesi ile paralellikler göstermekle birlikte önemli bir fark vardı.O da aşılmaz çöllerle Mısır’ın istilalara karşı korunmuş olmasıydı.Mezopotamya’da topraklar özel mülkiyet altındayken; Mısır’da firavun tüm Mısır topraklarının sahibiydi.Ticaret firavunun adamlarının tekelindeydi.Mısır’da üretim büyük ölçüde merkezi bürokrasi tarafından planlanıyordu.

MEDENİYETİN YAYILMASI : 4.binyıl boyunca Ortadoğu’da çiftçiler ürün rotasyonu,nadasa bırakma ve hayvan pisliği,kül ve deniz kabukları ile toprağı gübreleme gibi verimliliği artırmayı sağlayan tedbirleri öğrendiler.Sürekli köyler teşekkül ettikten sonra ticaret yollarının kesiştiği noktalarda ya da idari ve dini merkezlerde yeni şehirler kuruldu.

YUNAN EKONOMİSİ : Yunanistan’ın toprağı dağlıktı.Bu yüzden deniz ana ulaşım yoluydu.İlk yunan tüccarları esas olarak Doğu medeniyetlerinin gelişmiş merkezleri ile Akdeniz çevresinin geri kalmış ülkeleri arasında aracı rol oynadılar.Lidyalılardan öğrenilen para ticarette büyük bir kolaylık sağladı.Yunan şehirlerinde Pazar ekonomisinin ve ihtisaslaşmanın gelişmesini teşvik etti.Toprakların büyük bir bölümünü bağcılığa ve zeytinciliğe ayırdılar.Sonraki yüzyıllarda zeytincilik ve bağcılık tipi tarım,Akdeniz dünyasının büyük bir bölümüne yayıldı.M.Ö. 800-500 yılları arasında ihtisaslaşma ve işbölümü arttı.Hem iç hem de uluslar arası ticaret gelişti ve bunu da para ekonomisinin yaygınlaşması izledi.Buğday,kereste,esir ve bazı lüks mallar ithalatı gümüş,zeytinyağı,çanak çömlek ve diğer ihracat mallarıyla karşılanıyordu.Atina parası ayarı ve ağırlığıyla uluslar arası bir ödeme aracı oldu.Atina’nın ekonomik refahının en önemli nedeni üretim faktörleri üzerinde etkin bir mülkiyet hakları sistemi kurmayı ve buna uygun bir hukuki çerçeve meydana getirmeyi başarmasıydı.Helenistik çağda ekonominin en göze çarpan özelliği üretim ve bölüşüm üzerinde Doğu’ya özgü devlet kontrolü uygulamasının benimsenmesiydi.İskender’in fetihleri ile gerçekleşen coğrafi yayılma Helen dünyasının Hindistan ile doğrudan ticaret ilişkileri kurmasını sağladı.Çin ile ticaret de önem kazandı.bazı şehirler sınai ihtisaslaşmaya bile yöneldi.Helen çağı eski dünyada başarılmış,bölgesel ekonomik bağımlılık ve ihtisaslaşmanın en yüksek düzeyine ulaştı.

İLKÇAĞ EKONOMİLERİNDE DEĞİŞME VE GERİLEME : Tarımın ortaya çıkışından sonra nüfus önemli ölçüde artmaya başlamıştı.Nüfus artışı ve bunu izleyen azalan verim hadisesi geçmiş ekonomilerin çöküşünün ilk hazırlayıcısı olmuştur.

ROMA İMPARATORLUĞUNUN EKONOMİSİ : Roma şehir devleti başlangıcında aristokratik bir karakter arz ediyordu.Roma toplumu başında bir kral ve yönetimi elinde bulunduran askeri patrici zümresi ile küçük toprak sahipleri,kiracı çiftçiler,esnaf ve tüccarın meydana getirdiği pleb sınıfından meydana gelmekteydi.Zenginleşen plebler devletin idaresinde particilerin arasına katılarak etkinlik kazanabildi.Böylece siyasi yapı aristokrasiden oligarşiye dönmüş oldu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA NÜFUSU : Ölüm oranı yüksek,hayat süresi kısaydı.nüfusun büyük bir bölümü kırsal bölgelerde yaşıyor ve toprakta çalışıyordu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA TARIMI : İmparatorluk nüfusunun büyük bir bölümü tarımla uğraşıyordu.Tahıllar yaygın üretimi yapılan ürünlerdi.İmparatorlukta deniz yoluyla yürütülen uzak mesafeli ticaret mahalli ihtisaslaşmaya imkan veriyordu.Yeni fethedilen bölgelerden Roma’ya bol ve ucuz olarak hububat akması üzerine İtalya’da karlı olmaktan çıkan tahıl üretiminin önemi azalırken,geniş alanlar hayvancılığa ayrılmış,verimli topraklarda ise bağcılık ve zeytincilik önem kazanmıştı.Kölelik yeniliği önleyici bir faktördü.İtalya’nın kırsal nüfusu büyük ölçüde kendi sahibi ya da kiracısı oldukları toprakları izleyen bağımsız köylülerden oluşuyordu.İmparatorlukta temel vergi ekili arazi üzerindeydi.Köylüler altın olarak sabit kalan vergiyi gümüş parayla değerlendirildiğinde daha fazla olarak ödemek zorundaydılar.

LATİFUNDİA : İşgücünün büyük kısmı kölelerce sağlanan ve kar amacıyla üretim yapan büyük çiftliklerdir.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA ŞEHİRLERİ : Roma uygarlığı bir şehir uygarlığıydı.Şehirlerin önemli bir fonksiyonu mahalli yönetim merkezleri olmasıydı.Bazı şehirler ise askeri bir fonksiyona sahipti.Şehir nüfusunun önemli bir bölümünü tarım işçileri oluşturuyordu.Şehir halkının gerek duyduğu tahıllar,zeytinyağı ve şarap vergi gelirleriyle karşılanıyordu.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA TİCARETİ : Ticaret imparatorluğa hayatiyet kazandıran ve zenginliğinin temelinde yatan unsurdu.Akdeniz, ticareti ve mal hareketlerini teşvik ediyordu.Ticaret,büyük ölçüde zengin kesimin lüks ihtiyaçları ile ordunun taleplerini karşılamaya yönelikti.İmparatorluk geniş bir yol ağına sahipti.Akdeniz ticaretinin en önemli kalemi tahıldı.Kara ticareti daha değerli mallarla sınırlıydı.Diğer önemli bir ticaret konusu kölelerdi.Askeri ve stratejik önemi olan malların imparatorluk dışına gönderilmesi yasaktı.Çanak çömlek ve bronz eşyalar en çok ticareti yapılan mallardı.Bu ticaret karşılığında imparatorluğa barbar dünyadan hayvan,orman ürünleri ve en önemlisi de köle geliyordu.Roma’nın altın parası Aureus; gümüş parası ise Denarius’du.

GEÇİMLİK EKONOMİ : Üretimin esas olarak öz tüketim için yapıldığı,yaşam standardının temel ihtiyaçların ötesini karşılamadığı,marjinal prodüktivitenin çok düşük olduğu bir ekonomidir.

GENİŞLEME DÖNEMİNDE ROMA’DA İMALAT FAALİYETLERİ : İmparatorlukta önemli sanayi dallarından biri taş ocağı işletmeciliğiydi.Diğer önemli bir sanayi kolu da madencilikti.Madenler,önemli ölçüde uzak mesafeli ticarete konu oluyordu.Diğer gelişmiş bir sanayi kolu çanak çömlek sanayisiydi.Önemli sanayi kollarından bir diğeri olan dokuma daha çok bir ev endüstrisi durumundaydı.Doğu eyaletleri zengin bir sınai geleneğe sahip mamul mal üreticisi bölgelerdi.Buna karşılık imparatorluğun Avrupa’daki batı eyaletleri daha çok hammadde yetiştiricisi bölgeler durumundaydı.Büyük şehirlerde aynı meslekten esnaf grupları loncalarda toplanmıştı.Collegia adı verilen bu dernekler ekonomik olmaktan çok sosyal amaçlı kuruluşlardı.

ROMA İMPARATORLUĞUNUN GERİLEMESİ VE ÇÖKMESİ : Barbarların artan askeri yetenekleri Roma’nın mukayeseli üstünlüğünün azalmasına yol açıyordu.Askeri üstünlükteki bu nisbi düşüşle birlikte imparatorluğun masrafları da artmaktaydı.Harcamalar böylece artar ve vergi ihtiyacı yükselirken verginin kaynağı süratle aşınıyordu.İmparatorlukta bir işgücü kıtlığı da doğmuştu.İmparatorluk karşılaştığı bu problemlerin üstesinden gelebilmek için sonuçta ekonomiyi daha zor şartlara iten çeşitli tedbirlere başvurdu.İlk olarak artan gelir ihtiyacını karşılayabilmek için vergiler ağırlaştırıldı.İkinci olarak da paranın ayarıyla oynayarak değerini sürekli düşürdü.Sonuçta imparatorluk tamamen altın para sistemine geçti.Para değişim aracı olma fonksiyonunu önemli ölçüde kaybetti.

ÜNİTE – 3

AVRUPA’NIN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ : Avrupa toprakları coğrafi farklılıklar gösteriyordu.Nehirlerin önemli bir kısmı gemiciliğe elverişli olduğundan ağır ve hacimli malların taşınabilmesi için önemli bir imkan sağlıyordu.Kuzey Batı Avrupa’nın kıyıları girintili çıkıntılı olup pek çok sayıda liman bulunmakta ve bu coğrafya denizciliği teşvik etmekteydi.Kuzey Avrupa maden kaynakları bakımından zengindi.Demir ve kömür iki önemli madendi.Kuzeybatı Avrupa’nın iklimi Akdeniz’den daha nemlidir.Yağışlar yıl içinde düzenli olarak dağılmıştır.Kışlar daha soğuk,yazlar ise daha sıcak olur.

ORTAÇAĞ AVRUPA TOPLUMU : Ortaçağ’da Avrupa toplumu üç etkiye tabiydi.İlk etki Roma İmparatorluğu’nun mirasının etkisiydi.Bu etki kıtanın güney ve güneydoğu bölgelerinde daha belirgindi.İkinci etki Cermen istilacılarının etkileriydi.Bu etki kuzeyde daha belirgindi.Üçüncü etki evrensek kilise kurumlarından kaynaklanıyordu.Kilisenin etkisi din,politika ve ekonomide hissedilmekteydi.Roma İmparatorluğu döneminde medeni Avrupa Roma’nın egemenliği altında olan Akdeniz Avrupa’sı ile sınırlıydı.Toprakta komünal mülkiyet vardı.Hayvanlar özel mülkiyet altındaydı.Romalılarla hayvan ve köle karşılığında yürütülen lüks mallar ticareti Cermen aşiretlerinin süratli bir sosyal farklılaşma sürecine girmesine yol açtı.Kilise eğitimin tek merkeziydi.Pek çok manastır Ortaçağ’da aynı zamanda önemli tarım üretim merkezleriydi.

ORTAÇAĞ’IN EKONOMİK DÖNEMLERİ : 476 ile 1000 yılları arasındaki dönemde (Karanlık Çağ ya da Erken Ortaçağ) Avrupa siyasi ve ekonomik düşüş içindeydi.Bu dönemde Avrupa’da giderek feodal bir siyasi yapı ve malikaneler ekonomisi gelişti.1000 yıllarından başlayarak 14. yüzyılın başlarına kadar olan İleri Ortaçağ döneminde yaygın ve hızlı bir ekonomik kalkınma görüldü.Feodalizmin zirveye ulaştığı bu dönemde nüfus,zirai ve sınai üretim ve ticaret büyüdü;şehirler canlandı;kültürel bir patlama oldu.14. ve 15. yüzyıllardaki Geç Ortaçağ’da ekonomik bir kriz yaşandı.Büyük ölçekli malikane tarımının sanayinin ve uluslar arası ticaretin düştüğü bu dönemde nüfus da azaldı.Asiller arasındaki savaşlar ve yaygın köylü isyanları bu krizin siyasi göstergeleriydi.

ERKEN ORTAÇAĞ’DA İSTİLALAR VE FEODAL ÖRGÜTLENME : Roma İmparatorluğu’nun yıkılışıyla Avrupa yaklaşık yarım bin yıl sürecek bir siyasi kargaşa dönemine girdi.Önce Cermen aşiretlerinin uzun ve tahripkar istilaları yaşandı.Daha sonra Müslümanlar fetihleriyle Avrupa’yı sarstılar.Dönemin sonlarına doğru ise Macarlar ve Vikingler Avrupa’yı istila eden yeni güçler oldular.İlk iki istila dalgasının Avrupa üzerinde olumlu bir etkisi oldu.Avrupa içinde iktisadi ve kültürel birlik doğdu.Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Kuzey Avrupa nisbi durumunu iyileştirmeye başladı.Bunun kısmi bir nedeni Güney Avrupa ile daha yakın bir işbirliğine girilmesiydi.Müslümanların Akdeniz’i ele geçirmesi bu bütünleşmeyi daha da hızlandırdı.7. yüzyıldan itibaren Akdeniz dünyasının birliği kaybolurken Avrupa içinde bütünlük doğmuş oldu.Fakirleşen Akdeniz kesimi kıtanın kuzey kesimine daha sıkı şekilde bağlandı.Avrupa bütün bu istilalara karşı bir kendini savunma sistemi olarak feodalizmi geliştirdi.Şövalye at üzerinde mızrak ve kılıçla dövüşen kalkan ve zırhla korunmuş profesyonel bir savaşçıydı.Tepede ülkenin bütün toprakları Tanrı tarafından kendisine bağışlanmış bir kral bulunuyordu.Kral topraklarını fief adı verilen parçalara ayırarak vassal adı verilen adamlarına emanet etmişti.

FEODALİZM : Büyük arazilere sahip lord ya da senyör denilen kişilere korunma ve adalet karşılığında mal ve hizmet üreten kölelerle,serfler ve hür köylülerin alt tabakasını medyana getirdiği dikey olarak örgütlenmiş siyasi,iktisadi ve sosyal bir organizasyondur.

FİEF : Osmanlı toprak sistemindeki tımara benzer.Ancak tımarda toprağın çıplak mülkiyeti devlete aittir.

VASSAL : Bir derebeyinin himayesindeki ve ona bağlı kimsedir.

FEODAL SÖZLEŞMENİN TEMEL UNSURU : Senyör tarafından bağışlanan toprak üzerindeki hakların vassal tarafından sağlanan askeri ve diğer hizmetler karşılığında değiştirilmesidir.

ERKEN ORTAÇAĞ’DA MALİKANE : Siyasi gelişmeler sonucu 10. yüzyılda Avrupa’nın pek çok kısmı malikane olarak bilinen küçük siyasi ekonomik birimlere ayrılmıştı.Malikanenin işlevi köylünün güvenliğini,aristokrat sınıfın ise otoritesini ve geçimini sağlamaktı.Bu dönemde ticaret son derece sınırlıydı.

AĞIR SABAN VE AÇIK TARLA SİSTEMİ : Malikanenin toprakları dört bölümden meydana geliyordu.Yerleşim yeri,tarlalar,çayırlar,koruluk ve ormanlar.Tarlalar, malikane halkının beslenmesini sağlayan ürünlerin yetiştirildiği yerlerdi.Akdeniz Avrupa’sı kuru bir iklime ve yumuşak topraklara sahip olduğundan temel tarım aracı bir çift öküzle çekilen ve toprağı adeta tırmıklayan hafif bir sabandan ibaretti.Geleneksel hafif saban çapraz sürümü gerektirdiğinden tarlalar genellikle kare şeklinde oluyordu.Ağır sabanda ise tarlaların uzun çizgiler halinde sürülmesi en etkin sürüm şekliydi.Ortaçağ Kuzey Avrupa tarımının bir başka özelliği bölgeler arasında ihtisaslaşma olmadığı için hububat tarımı ile hayvancılığın aynı malikane içinde bir arada yürütülmesiydi.

İKİLİ VE ÜÇLÜ TARLA ROTASYONU : Erken Ortaçağ’da Avrupa ikili tarla rotasyonunda tarlaların bir bölümüne kış ekimi yapılıyor,diğer bölümü ise üretkenliğini yeniden kazanabilmesi için boş bırakılıyor yani nadasa ayrılıyordu.Üçlü tarla rotasyonunda ise tarlalar üç ana kısma ayrılıyordu.

ORTAKLAŞA TARIM : Sürüm,ekim,biçme ve harman zamanı her topluluk tarafından geleneklere,iklim şartlarına ve diğer faktörlere bağlı olarak düzenleniyordu.Tek tip ürün tartışmanın yapılması zorunluydu.Sistem herhangi bir yeniliğe kapalıydı.

ÇAYIR , KORULAR VE YERLEŞİM YERİ : Çayır da tarlalar kadar önemliydi.Korular ise malikanenin çeşitli hayvanlarının yazın otlamasını sağlıyordu.Korulardan aynı zamanda yakacak odun ve inşaat kerestesi elde ediliyordu.Malikanenin dördüncü kısmı ise yerleşim merkeziydi.Yerleşim yeri tarlaların ortasında,su kaynağına yakın bir yerde ve köyü dış dünyaya bağlayan bir yolun üzerinde bulunuyordu.

MALİKANEDE SOSYAL YAPI : Ortaçağ’da toprak üzerinde yaşayan insanlar arasında karışık bir sosyal ve hukuki farklılaşma vardı.Bu yapının alt tabakasını ise korunma ve adalet karşılığında mal ve hizmet üreten kölelerle,serfler ve hür köylüler meydana getiriyordu.Bir bütün işletmeye sahip olan her köylü rezervde genellikle haftada üç gün çalışmak ve bu iş için gerekli saban,öküz ve aletlerden kendi payına düşeni getirmek zorundaydı.Köylülerin angarya hizmetlerini düzenleme işi lord tarafından tayin edilen kahyalarca yürütülüyordu.Lord malikanedeki anlaşmazlıkları ve davaları görerek karara bağlayan ve cezaları tespit eden bir mahkeme toplardı.Para ya da ürün şeklinde verilen cezalar lorda ödenirdi.

REZERV : Lordun doğrudan yararlandığı topraklardır.

SANAYİ : Ortaçağın ilk yarısında sınai mamul mal üretimi sınırlıydı.

ÜNİTE – 4

İLERİ ORTAÇAĞ’DA AVRUPA’DA SİYASİ İSTİKRARIN SAĞLANMASI : Yalnızca savaşçılık ve din adamlığı saygı gören mesleklerdi.Bu dönemde Avrupa dışa karşı saldırgan bir politika izleme imkanı buldu.Haçlı akınları şeklinde Müslümanlara karşı girişilen saldırılar,Avrupa içindeki göç ve kolonizasyon hareketleri ile Avrupa dışında ticari üsler kurma çabaları bu saldırgan politikanın en belirgin göstergeleriydi.

EKONOMİK BÜYÜME : 11. yüzyıldan itibaren Avrupa’da ticaret genişlemiş,yeni şehirler doğmuş ve büyümüş,ekonomik ihtisaslaşma ortaya çıkmıştır.Henry Pirenne’ye göre Avrupa’nın gösterdiği genişleme bir dış faktörün etkisiyle ortaya çıkmıştır.Bu dış faktör bir yandan Haçlı seferleri sonucunda Akdeniz’in ticarete yeniden açılması,öte yandan da 11. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın gerek Akdeniz yoluyla ve gerekse Rusya toprakları aracılığıyla Bizans ve İslam dünyasıyla ticari ilişkilerini geliştirmesidir.Ortaçağ’daki ekonomik gelişmenin merkezleri Kuzey İtalya,Güney Alçak Ülkeler (Hollanda,Lüksemburg ve Belçika) ve Hansa şehirleriydi.İtalya Avrupa’nın en gelişmiş bölgesiydi.Güney Alçak Ülkeleri ise Karolenj döneminde ekonomik canlanmasını gerçekleştirmişti.

NÜFUS : Savaşlar,açlıklar,kıtlıklar ve salgın hastalıklar yüzünden nüfus artışı yavaşladı.Ortaçağ döneminde Avrupa nüfusu daima genç bir nüfustu.10. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar süren artışlara rağmen Avrupa nüfusu nispeten azdı.Çeşitli kültürel faktörler sanayi öncesi Avrupa’da doğurganlığı sınırlamaktaydı.Evlilik yaşı oldukça ileriydi.

ŞEHİRLERİN DOĞUŞU VE BÜYÜMESİ : 11. yüzyıldan itibaren gezginci tüccarın ve esnafın bu merkezlere yerleşmesiyle şehirler birer değişim ve imalat yeri haline geldi.Şehirler birer değişim ve imalat yeri haline geldikten sonra süratle büyüdü.Bu büyümenin temelinde yoğun halinde göç hareketi yatıyordu.Şehir nüfusu kırsal bölgelerden nüfus göçüyle büyüdü.şehirlerin doğuşunun siyasi bir sonucu feodal olmayan bir yönetim şeklinin ortaya çıkmasıydı.Malikane mahkemesinin kuralları şehirli tüccarın ihtiyaçlarına pek uygun düşmüyordu.Bu yüzden tartışmalı sözleşmelerin bir karara bağlanabilmesi için yeni ticaret hukuku kuralları geliştirildi.Canlı bir tüccar ve esnaf topluluğunun kendilerine ek bir gelir getireceği ümidiyle pek çok müteşebbis feodal yönetici yeni şehirler kurma yoluna gitti.bu yeni şehirlere sakinlerinin sahip olacağı hürriyetleri belirten imtiyaznameler bağlandı.Fransa ve İngiltere’de krallar da kasaba ve şehirlerin bu imtiyazlarının garantörü oldular.Böylece krallarla şehir halkı arasında bir ittifak doğu.Bu ittifak Fransa ve İngiltere’de milli monarşilerin kurulmasının temelini oluşturdu.Feodal dünyada tipik olarak dikey bir düzenleme geçerliydi.İnsanlar arasındaki ilişkileri fief ve hizmet,bağış ve bağlılık yemini,lord vassal ve serf gibi kavramlar düzenlemekteydi.

TEKNOLOJİK YENİLİKLER : 6. ve 11. yüzyıllar arasında ortaya çıkan teknolojik yenilikler daha çok tarımla alakalıydı.Bu yeniliklerin en önemlileri ağır saban,üçlü tarla rotasyonu ve yeni bir at koşum siteminin geliştirilmesi ile çivili at nalıydı.Ağır sabanın en büyük avantajı yumuşak topraklara göre daha verimli olan Kuzey Avrupa’nın yoğun ve sert topraklarını tarıma elverişli hale getirmesiydi.ikinci önemli avantajı insan emeğinden tasarruf sağlamasıydı.üçüncü avantajı ise toprakların uzun çizgiler halinde sürülmesine imkan sağlamasıydı.Üçlü tarla rotasyonu da önemli avantajlara sahipti.Farklı mevsimlerde değişik ürünlerin ekilmesi hasat kötülüğüne ve onu izleyen kıtlığa karşı bir sigorta mekanizması görevi yapıyordu.Bu sistemin ikinci ve daha önemli avantajı sürüm işlemlerinin yıl içinde daha düzenli olarak dağılmasına ve böylece yeni toprak açma faaliyetlerinin hızlanmasına imkan vermesiydi.Yulaf üretiminin artması atı,tarımda,taşımada ve sanayide yararlanılan önemli bir güç haline getirdi.Avrupa’da at besleme yaygınlaştı.Ortaçağ’da meydana gelen bir diğer önemli teknolojik değişme de su ve rüzgar değirmenlerinin yaygınlaşmasıydı.10. yüzyılın ortalarında Flandra’da dikey tezgah bulundu.13. yüzyılın ikinci yarısının önemli yenilikleri çıkrık ve gözlüktü.14. yüzyılın başlarında ilk saatler ve ateşli toplar ortaya çıktı.Aynı dönemde kanallar için kapama sistemleri geliştirildi.15. yüzyılda ise gemi yapım teknolojisinde önemli değişmeler oldu.Tam yelkenli gemilere inşa edildi.15. yüzyılda ortaya çıkan diğer önemli bir değişme matbaanın icadıydı.

TEŞEBBÜS VE KREDİ ALANINDAKİ GELİŞMELER : Panayırların düzenlenmesi,ticari temsilcilerin yaygınlaşması,yeni muhasebe tekniklerinin doğuşu,çek,ciro ve sigorta bu gelişmelerden yalnızca birkaçıdır.İtalya,bu yeniliklerin bir çoğunun doğuş yeridir.Tasarrufların toplanarak prodüktif alanlara yöneltilmesi amacıyla daha karmaşık başka müesseseler de geliştirildi.Bunun tipik bir örneği 10. yüzyılda doğan ve daha sonra yaygınlaşan Commenda’ydı.Commenda’nın ekonomik önemi toplumun likit fona sahip bütün üyelerinin dolaylı yolla da olsa üretim sürecine katılabilmesiydi.15. yüzyıla doğru Commenda yerini saha gelişmiş bir ortaklık şekli olan Kumpanya’ya bıraktı.İlk başta kumpanyalar kan bağına sahip kişiler arasında kurulan bir ortaklıktı.Kumpanyaların ilave sermaye ihtiyacı mevduat yoluyla karşılandı.Bu durum ticaretle bankacılık faaliyetlerinin birbirlerine yaklaşması demekti.Poliçenin gelişmesi bu ilişkiyi daha da güçlendirdi.Poliçe paranın bir bölgeden diğerine transferinin bir atacıydı.Poliçenin ekonomiye katkısı sermayeyi oldukça likit ve uluslar arası ölçüde mobil hale getirmesiydi.Bütün bu gelişmeler genel bir ekonomik gelişmeyi mümkün kıldı.Tüm gelir kategorileri,karlar,ücretler ve kiralar arttı.Yalnızca faizler yükselmedi.

PARA ALANINDAKİ GELİŞMELER : Pound bir ağırlık,shilling eski bir paranın adı,penny ise dolaşımdaki tek paraydı.Ortaçağ’da uluslararası seviyede haklı bir şöhret yapan paralar Floransa’nın altın florini ve Venedik’in altın dukasıydı.Para kıtlığından ve düşen fiyatlardan kurtulmanın yolları kredinin geliştirilmesi,madeni para dışında ödeme araçlarının yaygınlaştırılması,paranın altın ve gümüş ayarının bozulmasıydı.Ortaçağ boyunca en hızlı ekonomik gelişmeyi yaşayan ülkeler aynı zamanda en büyük para ayarı bozulmasına şahit olan ülkelerdi.

TARIMSAL GENİŞLEME : Tarımsal genişleme iki şekilde kendini gösterdi.İlk olarak yeni topraklar tarıma açıldı.İkinci olarak yaygın bir kolonizasyon faaliyetine girişildi.Tarımla ilgili Alman tekniklerinin etkisi Slav bölgelerinde de görüldü.

MALİKANE BÜNYESİNDE DEĞİŞMELER : Malikane halkı sınai üretimlerine son vererek bu ihtiyaçlarını kendi tarımsal ürünleri karşılığında şehirlerden temin etmeye başladılar.Asil sınıfın tüketmek istediği malları pazardan temin etmesi mümkündü.Ticaretin yeniden canlanması asil sınıfın tüketim malları talebini yükseltmişti.Bu iki gelişme de asil sınıfın nakdi gelir ihtiyacını artırmıştı.Lord için topraklarından nakdi kira almak,vergileri ürün yerine para olarak toplamak ve elde ettiği bu nakdi gelirle ihtiyaçlarını pazardan sağlamak daha etkin bir çözüm haline gelmişti.Lordlar angaryaları yıllık sabit para ödemelerine çevirdiler.Aynı zamanda rezerv topraklarını parçalara bölerek sabit bir ödeme karşılığında kiraya verdiler.Anlaşmalar geleneksel olmaktan çıkarak sözleşmelere dayalı hale geldi.Daha önce krala karşı hizmetlerini şahsen yerine getiren lordlar bu hizmetlerinin karşılığı para olarak ödemeye başladılar.

TİCARETİN BÜYÜMESİ VE ÇEŞİTLENMESİ : Avrupa’da ticaret daima varolmuştu.9. ve 10.yüzyılın istila ortamında daralmış,lüks ve dini karakterli mallarla sınırlı hale gelmiş,ancak yine de devam etmişti.12. yüzyıldan itibaren Avrupa artık satmak için yeni mallara sahipti.Dokuma ve madeni eşya ihracatı artan ölçüde kereste,şap,ipek ve baharat ithalatı karşılığında kullanılmaya başlanırken,altın çıkışı daha küçük oranlara inmeye başladı.Akdeniz ticaretinin karakteri de değişti.Daha 12. yüzyılda üretimde bölgesel ihtisaslaşma Ortaçağ Avrupa ekonomisinin belirgin bir özelliği olmaya başlamıştı.Avrupa içinde önemli bir ticaret hareketi Kuzey Avrupa ile Güney Avrupa arasında cereyan ediyordu.Ortaçağ’da önemi giderek artan bir diğer ticaret alanı Kuzey denizleriydi.Bu ticarete Hansa adı altında örgütlenmiş Alman ticaret şehirleri hükmediyordu.Kuzey denizlerindeki ticarette Avrupa gelişmiş,İskandinavya ve Baltık Bölgesi ise gelişmekte olan bölge durumundaydı.Karolenj döneminde tüccarlar başta Suriyeliler ve Yahudiler olmak üzere yabancılardı.Tüccar sınıfı ayrıca şehirlerde siyasi güç tekeline de sahipti.

SANAYİ : Ortaçağ toplumu esas olarak tarıma dayalıydı.Ancak sanayinin ekonomiye katkısı da önemliydi.Ortaçağ’da en geniş ve yaygın sanayi kolu dokumacılıktı.Kumaş Avrupa’da her ülkede,her bölgede ve hatta her evde imal ediliyordu.Yün yanında keten de başta Fransa ve Doğu Avrupa olmak üzere pek çok bölgede üretiliyordu.İpek ve pamuk üretimi ise İtalya ile Müslüman İspanya’sında toplanmıştı.Dokuma endüstrisine göre daha küçük,fakat ekonomik açıdan daha önemli bir sanayi kolu da ****lurji ve onunla ilgili yan faaliyetlerdi.Diğer önemli bir sanayi kolu dericilikti.

ÜNİTE – 5

GEÇ ORTAÇAĞ’DA AVRUPA’DA EKONOMİK KRİZ : 14. yüzyıl boyunca nüfusun azalması,talebin ve üretimin de düşmesi sonucunu doğurmuştu.Rönesans dönemi azalan üretim,düşen hayat standartları ile ekonomik düşüş dönemi olarak görülmektedir.Büyüme dönemi 14. yüzyılın başlarında sona ermiştir.İktisat tarihçileri Ortaçağ’ın sonlarındaki bu ekonomik düşüşün nedenleri konusunda farklı açıklamalarda bulunmuşlardır.Birinci görüşe göre bu düşüş ekonomik hareketlerin devri niteliğinin bir sonucuydu.İkinci görüş bu krizi mali nedenlere bağlamaktadır.Avrupa devletleri bu dönemde Yüzyıl Savaşları savaş ekonomisi içine girmişti.Bu durum vergi gelirlerine olan ihtiyacı artırdı.Üretici likidite sıkıntısı içine düştü.Üçüncü bir açıklama bu ekonomik krizi iklim değişmelerine bağlamaktadır.

TARIM : 13. yüzyıl boyunca Avrupa ekonomisinde bazı darboğazlar kendini göstermeye başlamıştı.Demografik baskı sonucu daha düşük verimli topraklar üretime açılmaktaydı.Toprak nüfusa göre kıt bir faktör haline geldiğinden değeri yükselmiş,buna karşılık ücretler düşmüştü.14. yüzyılın ortasındaki büyük nüfus kırımı üretimin iki temel faktörünün nisbi kıtlık durumlarını çarpıcı biçimde değiştirdi.İşgücünün %25 oranında azalması onu nisbi olarak yetersiz hale getirdi.Köylü isyanları ortaya çıktı.Toplam talep nüfustaki azalmaya paralel bir şekilde düştü.Bir başka değişme ortalama köylü işletmesinin büyümesiydi.Nüfusun düşmesi rezervler üzerinde olumsuz etkide bulundu.Lordlar için en önemli alternatif toprak kullanım şekli ekili alanların çayırlara dönüştürülmesiydi.Tarımsal malların fiyatlarının düşmesi köylü ve şehirli kesimlerin refahını farklı şekilde etkiledi.Geçimlik üretim yapan köylü daha büyük ve verimli topraklara sahip olduğu için bu kriz döneminden kazançlı çıktı.Şehirlilerin sattığı sınai ve ticari malların fiyat esnekliği tarımsal mallar göre genellikle daha düşüktür.Nakdi gelirleri azalana köylü kesiminin alım gücü de düşmüş oldu.Şehirli tüccar ve esnaf,müşterisini büyük ölçüde yitirdi.14. yüzyıldaki salgının etkisi Doğu Avrupa’da Batı ve Güney Avrupa’ya göre daha sınırlı oldu.Küçük şehirlerin tüm Doğu Avrupa’ya yayılması bölgede tarımsal ve sınai üretim için talebin genişlemesi demekti.Üretim ve ticaretteki bu genişlemenin önemli bir sonucu ticari tahıl üretiminin artışı oldu.İşletmeler köylülerden geri alındı ve yarı hür köylülerin statüleri tekrar serf durumuna düşürüldü.16. yüzyıla girmeden serfleştirme süreci tamamlanmıştı.Doğu Avrupa’da hububat fiyatlarının düşmesi batı’daki gelişmelerin aksine yeniden büyük çiftliklerin kurulması ve köylü üzerindeki lord kontrolünün artması sonucunu doğurdu.

TİCARET VE SANAYİ : Tüccarlar daralan iş hacmi karşısında işlemlerini rasyonelleştirmek için çift girişli muhasebe sistemini benimsediler.Sanayide ise mamul malların hem üretimleri hem de talepleri Büyük Salgın’dan sonra önemli ölçüde düştü.Mesleğe giriş şartları zorlaştırıldı.madeni üretimle ilgili sanayilerde ise Ortaçağın son döneminde genişleme görülmekteydi.

SANAYİLERİN KIRSAL BÖLGELERE GÖÇÜ : Büyük çapta dokuma sanayi,daha sınırlı ölçüde de demir ve madeni eşya sanayileri kırsal bölgelere yayıldı.Ortaçağ’ın sonlarında sanayinin bu göçü çok çeşitli nedenlerden kaynaklanıyordu.Bunlar arsında en önemlisi su gücüyle çalışan basit makinelerin sanayide artan ölçüde kullanılmaya başlanmasıydı.Diğer önemli bir neden talep yapısındaki değişmelere uyma konusunda şehir sanayilerinin yeterli esnekliği gösterememesiydi.Sanayide bu coğrafi değişimin diğer bir nedeni işgücünün kırsal bölgelere göre daha ucuz olmasıydı.Modern kapitalizmin ilk tezahürü olarak değerlendirilebilecek ve putting-out sistemi olarak adlandırılan bu düzenlemede esnaf tüccar için çalışıyordu.Tüccar hammaddeyi temin ediyor ve iş için parça esası üzerine ücret ödüyordu.Esnaf,tüccara karşı hiçbir güvenceye sahip değildi.

ÜNİTE – 6

GELİŞMEMİŞ AVRUPA’DAN GELİŞMİŞ AVRUPA’YA GEÇİŞ : Ancak 1000 yıllarından itibaren Avrupa kalkışa geçti.Kalkış Amerikalı iktisat tarihçisi Rostow’un geliştirdiği bir kavramdır.Kalkış kavramı iktisadi gelişme aşamaları teorisine göre 5 aşamadan üçüncüsüdür.12. yüzyılda hala Batı ,Doğu’ya çoğunlukla demir,kereste ve katran gibi hammaddeler ve köle ihraç ediyor ve mamul mallar ile bazı hammaddeler ithal ediyordu.Kağıt,sabun ve mamul dokuma ürünlerine yalnız Yakındoğu sahipti.Ancak 13. yüzyılın ikinci yarısında daha önce Arap ülkelerinden ithal ettikleri kağıdı kullanan Bizans Mahkemeleri artık İtalya’dan ithal ettiklerini kullanmaya başlamışlardı.Özelikle kağıt ve dokuma sanayinde Avrupa’nın başarısının ana nedenlerinden biri su gücünden istifade ederek üretimi mekanikleştirmesiydi.

COĞRAFİ KEŞİFLER VE AVRUPA’NIN GENİŞLEMESİ : Ünlü iktisatçı Kuznets’e göre 1492-1776 yılları arasındaki dönemin ekonomik ve hatta sosyal,politik ve kültürel tarihi coğrafi keşifler ve bununla ilgili olaylarla açıklanabilir.17. yüzyıl ortalarındaki Avrupa ekonomisi ile 15. yüzyıl Avrupa ekonomisi arasında önemli farklar vardı.Denizaşırı genişleme sayesinde Avrupa ile Asya arasında doğrudan yeni bir deniz yolu açılmıştı.Dünya tarihi açısından daha önemli bir sonuç ise Avrupalıların Batı yarımküresini ele geçirmeleriydi.15.16. ve 17. yüzyıllar Atlantik Avrupa’sının geliştirdiği okyanus geçebilen ve silahla donatılmış yelkenli gemiler Avrupa’nın bu başarısının temel aracıydı.Avrupai genişleme ilk yüzyılında yalnızca İspanya ve Portekiz’in tekelinde kaldı.Portekizlilerden farklı olarak İspanyollar daha başlangıçta istila ettikleri bölgelere yerleşmeye başladılar.Yerli halka zorla Avrupai teknikleri,araçları ve kurumları benimsetmeye çalıştılar.Batı yarımküresine daha önce bilinmeyen yeni ürünler getirdiler.Tahıl,şeker kamışı,kahve ve çeşitli meyveler ile sebzeler bunlar arasındaydı.At,sığır,koyun,eşek,keçi ve domuz ve pek çok kümes hayvanını Amerika’ya İspanyollar getirdi.Avrupa medeniyetinin Amerika’ya tanıttığı diğer özellikler ateşli silahlar ve alkol ile çiçek,tifüs ve grip gibi salgın hastalıklardı.Avrupa kültürünün yeni dünyaya taşınması ve yerli kültürlerin yok edilmesi Avrupai genişlemenin önemli sonuçlarından biridir.Genişleme Avrupa kültürünü de etkiledi.Bu açıdan önemli bir gelişme ticaret hacminin ve mal çeşitlerinin büyük bir artış göstermesiydi.Şeker plantasyonlarının gelişmesi siyah köle işgücü için büyük bir talep yarattı ve her yıl önemli sayıda siyah köle yeni dünyaya taşındı.Amerika’nın medeniyete en tartışmalı katkılarından biri olan tütün Avrupa’da süratle yayıldı.Amerika’dan patates,domates,fasulye,mısır ve kabak geldi.Asya’dan öğrenilen pirinç Avrupa ve Amerika’da üretildi.Özellikle mısır ve patates üretiminin yaygınlaşması 18. yüzyıldan itibaren Avrupa hızlı bir nüfus artışı dönemine girdiği zaman açlık tehlikesinin azaltılmasına ve yiyecek probleminin çözümlenmesine büyük katkıda bulundu.Lizbon,Orta,Doğu ve Kuzey Avrupa 16. yüzyıldaki ticari genişlemeden pek yararlanamadılar.Tüm Orta Avrupa ekonomik gücünü yiyip bitiren din ve saltanat savaşlarına gömüldü.Büyük keşiflerin getirdiği ekonomik değişmelerden en kazançlı çıkan bölge Alçak Ülkeler,İngiltere ve Kuzey Fransa oldu.

NÜFUS : 16. yüzyıldaki nüfus artışının çeşitli sebepleri vardı.Veba ve saflın hastalıklar doğal bağışıklığın gelişmesi ve taşıyıcıları etkileyen ekolojik değişmelerin bir sonucu olarak giderek azalmış,iklimde iyileşme olmuş,daha önceki yüzyıllarda nüfusun düşmüş olması sonucu nüfus ve toprak dengesinde görülen olumlu değişmelerin yol açtığı 15. yüzyıldaki daha yüksek reel ücretler evlenme yaşını düşürerek doğum oranını yükseltmişti.16. yüzyılın sonunda kaynaklar üzerindeki nüfus baskısı aşırıydı.17. yüzyılın ilk yarısında yeni bir veba ve salgın dalgası ile savaşlar nüfus büyümesini sona erdirdi.Avrupa’nın pek çok bölgesinde özellikle İspanya,Almanya ve Polonya’da nüfus 17. yüzyılın büyük bir bölümünde veya tamamında düşme gösterdi.17. yüzyılda nüfus artışının kesilmesinin en basit açıklaması nüfusun kendisini yanına yeterli ölçüde besleyeceği düzeyi aşmış olmasıdır.

TARIM : Tarımsal teknolojinin ilerletilememesi ortalama tarımsal verimlilikte durağanlığa hatta düşmeye yol açmıştı.Doğu Avrupa’da dönem başında serflik sosyal ilişkilerin yaygın şekliydi,dönem içinde yaygınlığını giderek artırdı.Lordlar büyük çiftliklerini doğrudan kendileri işletiyordu.İtalya’da küçük mülk sahibi köylüler ve bağımsız çiftçiler olduğu kadar,yoksul ortakçıların ve ücretli işçilerin işlettiği büyük çiftliklerde bulunuyordu.Üretilen ürünler arasında tahılın yanında pirinçte yer alıyordu.Ayrıca bağcılık ve zeytincilik de önemliydi.İspanya,Hristiyan Avrupalıların eline geçmesinden önce gelişmiş bir bahçe tarımına ve sulama sistemine sahipti.İspanyol tarımının diğer bir özelliği köylü ile koyun sürüsü sahipleri arasındaki düşmanlıktı.Bu yüzden İspanyol tarımının prodüktivitesi Batı Avrupa tarımının en düşüğüydü.Batı Avrupa’da Ortaçağ’dan devralınan açık tarla sistemi varlığını sürdürdü.Avrupa’da en gelişmiş tarıma sahip bölge Alçak Ülkeler özellikle de Hollanda’ydı.16. yüzyılda Hollanda modern tarıma geçen ilk bölge oldu.

SANAYİ : Sanayinin en önemli kolu dokuma sektörüydü.Bu dönemde dokuma sanayi dağınık bir haldeydi.Ortaçağın sonlarında dokuma sanayinde geçerli olan putting-out sistemi modern dönemlerin başında da devam etti.Karakteristik müteşebbis tüccar sermayedardı.Teknolojik açıdan önemli değişmelerin ortaya çıktığı bir alanda okyanus denizciliğiydi.Fakat en önemli yenilik 16. yüzyılın sonunda ortaya çıkan Fluyt adlı özel ticari taşıma gemileriydi.İstihdam ve üretim itibariyle pek az öneme sahip olan ****lurji sanayi savaşlarda ateşli silahların ve topların artan önemi nedeniyle stratejik bir değer kazandı.Denizaşırı keşifler yeni sanayilerin doğuşunu teşvik etti.Şeker ve tütün işleme sanayileri bunlardan en önemlileriydi.Matbaanın icadı kağıt talebini büyük ölçüde artırdı.Ancak bu gelişen sanayilere rağmen Avrupa ekonomisi hala düşük verimli tarıma bağlıydı.

KIYMETLİ MADEN AKIŞI VE EKONOMİK SONUÇLARI : Avrupa’nın denizaşırı yayılmasının önemli ekonomik sonuçlarından biri de zengin altın ve gümüş yataklarına sahip olan Meksika ve Peru’nun keşfiydi.Amerika’dan İspanya’ya ithal edilen altın ve gümüş miktarları,Avrupa’ya taşınan kıymetli madenler,mal ve hizmetlere talep yarattı.Arzın elastik olduğu ölçüde talepteki bu yükselme üretimdeki artışla karşılandı.Ancak özelikle tarım sektörünün üretiminde darboğazlar belirince üretim genişlemesi yerini fiyatlarda hızlı bir yükselmeye bıraktı.Bu nedenle 1500-1620 yılları arası iktisat tarihçiler tarafından Fiyat İhtilali Çağı olarak adlandırıldı.Hamilton’un fiyat yükselişleri teorisi Amerikan gümüş ve altınının Avrupa’ya akışı sırasında sıkı bir ilişki olduğunu ileri süren bir teoridir.Fisher’in paranın miktar teorisine dayanan bu görüş önemli, tenkitlere uğradı.Çünkü 1500’lerden itibaren kıymetli maden arzının artışı fiyat yükselişlerinden muhtemelen daha fazlaydı.Bir başka tenkit değişmelerin sırasıyla ilgilidir.Bu görüşe göre ekonomik faaliyetlerin canlanması fiyatların artmasına yol açmış,fiyatların yükselmesi ise madencilik faaliyetlerini hızlandırmıştı.Batı Avrupa’ya kıymetli maden akışının ikinci önemli sonucu faiz hadlerinin düşmesi olmuştur.Bu görüşü ileri süren Cipolla 16. yüzyılda gerçek bir fiyat yükselişini şüpheyle karşılamaktadır.Ona göre 16. yüzyılın mali yapısı açısında en önemli olay fiyatların yükselmesi değil faiz hadlerinin düşmesidir.Kıymetli maden akışının üçüncü önemli ekonomik sonucu ücret artışlarının fiyat artışlarını izleyememesi oldu.Bu görüşe göre fiyatlar yükselirken ücretler ve rantlar kurumsal katılıklar yüzünden geride kaldı,bu artışı izleyemedi.Kıymetli maden akışının bir başka sonucu dış ticaretle ilgiliydi.Daha fazla kıymetli maden arzı,daha fazla uluslar arası ödeme aracı demekti.

TİCARET,TİCARET YOLLARI VE TİCARİ ORGANİZASYON : 15. ve 17. yüzyıllar arasında Avrupa ekonomisinin bütün sektörleri içinde en dinamik olanı şüphesiz ticaretti.Bu yüzden 16. yüzyıl Ticaret İnkılabı Dönemi olarak da adlandırılmıştır.16. ve 17. yüzyıllarda yeni ticaret yollarının açılmasının bir sonucu olarak Avrupa ticaretinin ağırlık merkezi Akdeniz’den Kuzey denizlerine kaydı.16. yüzyılın başında lüks nitelik arz eden baharat ticareti yaygınlaştı.Avrupa’nın ticaretinin büyük bir bölümü yağma niteliğindeydi.Yağma mümkün olmadığı zaman Asyalılara silahlar ve diğer savaş araçları fakat en çok da altın ve gümüş verdiler.İngiltere tarafından 18. yüzyılda Hindistan’ın istilasına kadar ticaret dengesi hep Avrupa’nın aleyhineydi.Ticaretin diğer bir alanı da köle ticaretiydi.Büyük şirketlerin kuruluşu,yük sorumluları ile şirketlerin menfaatlerini limanlarda ve gemilerde temsil eden temsilcilerin ortaya çıkışı;deniz sigorta şirketlerinin gelişmesi hep denizaşırı genişlemenin sonuçlarıydı.16. ve 17. yüzyıllardaki ticari gelişmelerin önemli sonuçlarından biri Avrupa ülkelerinde görülen olağanüstü servet birikimiydi.Ancak daha önemli olan değerli ve zengin bir insan sermayesinin oluşmasıydı ki insanlar iş ahlakı,riske girme tecrübesi ve açık fikirlilik sağlamıştı.Şehirlerdeki yerli ve yabancı tüccarlar çift girişli muhasebe sistemi ve kredi kullanımı gibi iş tekniklerini İtalyanlardan öğrenmişlerdi.Ticaret alanındaki diğer gelişmeler bankacılıkla ilgiliydi.Bankacılık alanında iki önemli değişme oldu.Ortaçağ’da ve modern dönemin başlarında hükümet borçlanmaları kralın yaptığı kişisel borçlanmalar olarak görülüyordu.17. yüzyılın sonlarına doğru borçların hükümete ait resmi bir borç olduğu fikri doğdu.İkinci önemli, gelişme banknot kullanımının artışıydı.

DEVLET VE EKONOMİ : Modern çağın başlarında Avrupa ülkelerinin ekonomik politikaları iki amaca dönüktü.Ekonomik gücü kullanarak devleti güçlendirmek.Diğeri ise devletin gücünü kullanarak ekonomik gelişmeyi ve ülkenin zenginleşmesini sağlamaktı.1500 ile 1800 yılları arasında Batı Avrupa ülkelerindeki iktisadi fikir ve uygulamalar merkantilizm olarak adlandırılmıştır.16. yüzyılda mali metotlar daha karmaşıklaşmış olmakla birlikte zengin altın ve gümüş stoklarına ilgi devam etti.Külçecilik olarak adlandırılan bu ekonomik politika ülke içinde mümkün olduğu kadar çok altın ve gümüş biriktirmeyi amaçlıyordu.Hükümetler ülke içi arzını bollaştırmak için tahıl ve diğer yiyeceklerin ihracını yasaklarken mamul malların üretimini yalnız ülkenin kendi kendine yeterliliğini güçlendirmek için değil dışarıya satmak amacıyla da teşvik ettiler.Bu ortak yanlarına rağmen merkantilist iktisadi politikalar ülkeden ülkeye farklılıklar gösteriyordu.Bu açıdan ilginç iki örnek Fransa ve İngiltere’dir.Ekonomik milliyetçiliğin en tipik örneği Fransa’da 1661-1683 yılları arasında yaşanan Colbert dönemiydi.Colbertin etkisi o kadar büyüktü ki Colbertizm ile merkantilizm kelimeleri eş anlam kazanmışlardı.Colbert ekonomi üzerinde devlet kontrolünü sistemleştirmeye ve rasyonelleştirmeye,bunun için de vergi sistemini düzeltmeye ve etkinliğini artırmaya çalıştı.Colbert geniş bir sömürge imparatorluğu kurmaya da gayret etti.Dış ticarette tekelci anonim şirketler kurdu.16. ve 17. yüzyıllarda kıta Avrupa’sı ülkelerinde kralların gücü artarken İngiltere’deki gelişmeler 1688’de parlamento kontrolü altında anayasal bir monarşinin doğmasıyla sonuçlandı.Parlamentonun bu gücü kamu maliyesinde daha iyi bir mali yönetim ve daha rasyonel bir vergileme sistemi sağladı.Parlamento dış ekonomik ilişkilerde sıkı bir milliyetçilik politikası izledi.Ülke içinde ise ekonomiyi kontrol etmek istemesine rağmen bunu gerçekleştirecek güçten yoksun olması nedeniyle İngiliz müteşebbisleri dünyada benzeri olmayan bir serbestlikten yararlandılar.

MERKANTİLİZM : Ülkenin zenginliği sahip olunan kıymetli maden stokları ile ölçülür.Ülke içinde altın ve gümüş girişini artırmak için müdahaleci bir dış ticaret politikası ile mamul mal ihracatını teşvik edip ithalatı ise önlemek gerekir.

ÜNİTE – 7

İSPANYA’NIN EKONOMİK DÜŞÜŞÜ : 16. yüzyılda İspanya Avrupa’nın en geniş imparatorluğuydu.Amerika’da da geniş bir sömürge imparatorluğuna sahipti.Ekonomik gerileme halkın hayat standartlarının düşmesi,kıtlık ve salgın olaylarının artması ve 17. yüzyılda da nüfusun azalması şeklinde kendini gösterdi.İspanya’nın ekonomik düşüşünde yanlış ekonomik politika ve uygulamaları da önemli rol oynadı.İspanya kralları Hristiyan Avrupa’yı birleştirme gayretiyle büyük savaşlara giriştiler.Krallık Amerikan altın ve gümüşüyle büyük bir gelir kaynağına kavuştu.Durumu daha da kötüleştiren toplam gelirlerin hükümet harcamalarını güçlükle karşılayabilmesiydi.Bu ise kralları üçüncü bir gelir kaynağı olarak borçlanmaya itiyordu.Borçlanma olağan bir mali uygulama haline gelmişti.Hükümetin ekonomiye verdiği zararların tek örneği kötü mali yönetim değildi.Mali ihtiyaçlardan kaynaklanan diğer müdahaleler de aynı ölçüde yıkıcıydı.Krallıkça tanınan çeşitli imtiyazlar bu kötü uygulamaların örnekleriydi.İspanya’da herhangi bir uzun dönemli ekonomik politikanın mevcut olmadığının en canlı örnekleri tahıl üretimi ile kumaş sanayidir.Bu geniş imparatorlukta gümrük birliği de yoktu.Her bölge diğerine karşı kendi tarife engellerini yükseltmişti.Hatta her biri ayrı para sistemine sahipti.İspanyol krallarının dini politikaları ülkenin ekonomik gücünü zayıflatıcı diğer bir nedendi.1492’de Yahudilerin kovulması ile ülke pek çok tüccarını,bankerini,fizikçisini ve esnafını;1502’de Müslüman Arapların kovulmasıyla da tarımsal işgücünün önemli bir bölümünü yitirdi.İspanya’nın Amerika’daki topraklarına yönelik politikası da dar görüşlüydü.Hükümet burada da tekelci ve sıkı kontrole dayalı bir politika izledi.İhtisaslaşmış işgücünün azlığı ve devletin isabetsiz politikaları yüzünden ekonomide darboğazlar ortaya çıkmaya başlayınca üretimdeki genişleme durdu,fiyatlar yükseldi ve talebin büyük bir kısmı yabancı mal ve hizmetlere kaydı.

İTALYA’NIN EKONOMİK GERİLEYİŞİ : İtalya nispeten sınırlı bir iç pazara sahip,doğal donanımı yoksul bir ülkeydi.Onun ekonomik zenginliği,ürettiği mamul malların ve hizmetlerin çok yüksek bir oranını ihraç etmesinden kaynaklanıyordu.İtalyan mal ve hizmetlerinin yerini başkalarının almasının temel nedeni İngiliz,Hollandalı,Fransız mal ve hizmetlerinin daha düşük fiyatlarla arz edilmesiydi.Bu fiyat farklılığının ilk önemli sebebi,İtalyan mallarının daha kaliteli olmasıydı.Aynı zamanda İtalya’da üretim maliyetleri de daha yüksekti.Bu durumun birinci nedeni loncaların genidir.İkinci nedeni,İtalyan devletlerinde vergi baskısı yüksekti ve kötü bir şekilde düzenlenmişti.Üçüncü ve daha önemli bir neden ise İtalya’da ücretlerin rakiplere göre daha yüksek olmasıydı.Bu gelişmeler İtalyan ekonomik büyümesinin 16. yüzyıla kadar motorunun teşkil eden dış ticarette büyük değişmelere yol açtı.İtalyan ihracatı hem miktar olarak büyük düşmeler gösterdi,hem de daha çok tarımsal mallar ve yarı mamullerden ibaret olmaya başladı.Ticaretteki bu değişme ekonomide yeni oluşumlara yol açtı.Emek ve sermaye imalat ve hizmet sektörlerinden tarıma kaydı.Böylece İtalya,Avrupa’da az gelişmiş bir bölge olarak yeni ekonomik kariyerine başladı.

KUZEY HOLLANDA’NIN EKONOMİK YÜKSELİŞİ : Kuzey Hollanda ekonomisinin en önemli sektörleri tarım,hayvan yetiştiriciliği ve gemiciliğe bağlı olarak Baltık bölgesi ile ticaret ve balıkçılıktı.Ancak 1568’de İspanya’ya karşı isyanla ve bunu izleyen savaşla birlikte Güney Hollanda harap oldu.Hollanda’nın güney bölgeleri İspanya egemenliği altına girdi.Savaş yüzünden önemli tekstil merkezleri zarar gördü.1609’da barış yapıldıktan sonra yedi kuzey eyaleti Hollanda Cumhuriyeti olarak siyasi bağımsızlığını elde etti.Kuzey Hollanda’nın ekonomik hayatiyetinde en önemli rolü Güney Hollanda’dan kaçarak Kuzey Hollanda’ya sığınan insanlar oynadı.Onların arasında pek çok usta,sanatkar,denizci,tüccar,maliyeci ve meslek sahibi bulunuyordu.Bunlar beraberlerinde Kuzey Hollanda’ya sanatkarlığı,ticari bilgiyi,teşebbüs ruhunu ve likit sermayelerini götürdüler.Daha sonra okyanus ticaretinin gösterdiği gelişmeler Kuzey Hollanda’nın bir altın çağa girmesine yol açtı.Kuzey Hollanda 17. yüzyılda gemicilik ve ticarette Avrupa’nın en önde gelen ülkesiydi.17. yüzyılda Hollanda’nın tarım ve imalat sektörleri de oldukça gelişmişti.Hollandalıların tarım,ticaret ve sanayi alanındaki başarılarının bir başkası da iki cansız enerji kaynağı olan kamış ve rüzgarın büyük ölçüde kullanılmasıyla enerji darboğazını aşmalarıydı.Hollandalıların ekonomik başarılarının temelini,dünyanın her yerinde her şeyi diğer ülkelerden daha ucuza satabilmeleri oluşturuyordu.Bunu büyük ölçüde üretim maliyetlerini düşürerek başarmışlardı.Ortaçağ esnaf ve tüccarı,üretim birimi başına karını maksimize etmeye uğraşırdı ve bu nedenle yüksek kalitede ısrar ederdi.Hollandalılar ise kitle üretimine yöneldiler.Satış miktarını artırarak karlarını maksimize etmeye gayret ettiler.Onlar birim başına mütevazi karlarla yetindiler.Hollanda modern dönemin başlarında Avrupa’nın ekonomik açıdan en gelişmiş bölgesi haline geldi.Ekonomik büyümeyi başaran ilk ülke olan Hollanda uzun bir süre Avrupa’da fert başına gelir düzeyi en yüksek ülke olma özelliğini de korudu.

İNGİLTERE’NİN EKONOMİK YÜKSELİŞİ : İngiltere Avrupa’nın en iyi yün yetiştiricisiydi.14. yüzyıldan itibaren daha fazla yünlü kumaş üretmeye başlamıştı.Ortaçağın sonlarında yün ve yünlü kumaş,İngiliz ihracatının büyük bir kısmını oluşturuyor ve bu ihracat içinde yünlü kumaşın ham yüne oranı giderek artıyordu.Ekili alanlar han yün ihtiyacını karşılamak için çayırlara dönüştürüldü.Tekstil sanayi tüm kırsal bölgelere yayıldı.Tüccar sayısı arttı.İhracatın gelişmesi ithalatın da büyümesini sağladı.İngiltere’nin ekonomik büyümesinin en önemli nedeni dış ticaretinde görülen büyük genişlemeydi.17. yüzyılın sonunda İngiltere,Hollanda dışında kişi başına dış ticaret değeri en yüksek ülkeydi.

İNGİLTERE’NİN TİCARET AĞINI GELİŞTİRMESİNİ MÜMKÜN KILAN KAYNAKLARI : a) İyi gemicilerin ve yetenekli tüccarların çokluğu. b) Fizik ve mali kapitalin nisbi bolluğu c) Gelişmiş bir kredi,ticaret ve sigorta organizasyonunun varlığı. d) Tüccar sınıfının isteklerine karşı duyarlı bir yönetimin mevcudiyeti. e) Krallık deniz gücünün üstünlüğü.

ULUSLAR ARASI TİCARETİN İNGİLİZ EKONOMİSİNE KATKILARI : a) Dış ticaret,İngiliz sanayinin ürünlerine talep yaratmıştır. b) Uluslar arası ticaret,İngiliz sanayi ürünlerinin sayısını artıran ve ucuzlatan hammaddeleri elde etme imkanını sağlamıştır. c) Uluslar arası ticaret yoksul ve az gelişmiş ülkelere İngiliz mallarını satın alma gücü sağlamıştır. d) Uluslar arası ticaret,sınai genişlemeyi ve tarımsal gelişmeyi finanse etmeyi kolaylaştıran ekonomik bir fazla yarattı. e) Uluslar arası ticaret dış ticaretin olduğu kadar ülke içi ticaretin de gelişmesinde etkili olan kurumsal yapı ve iş ahlakının doğmasına yardımcı oldu.

ÜNİTE – 8

SANAYİ İNKILABINI HAZIRLAYAN FAKTÖRLER : a) Sermeye teşkili oranındaki artış. b) Dünya ticaretinde modern zamanlarda meydana gelen artıştan en büyük payı İngiltere’ni alması. c) Teknolojik değişmelerin ekonomik verimliliği yükseltmesi. d) Serbest ekonominin gelişmesi ve insanların servete karşı daha rasyonel bir ahlaka sahip olmaları.

SANAYİ İNKILABININ ZAMANI : İktisat tarihçileri İngiliz sanayi inkılabının ortaya çıktığı zaman konusunda farklı açıklamalarda bulunmuşlardır.Toynbee’ye göre 1750’lerde İngiliz ekonomisinde köklü bir değişim başladı ve bunu 1850’lere doğru tamamlanan hızlı ve genel bir sanayileşme süreci izledi.Clapham ise 1850’de sanayileşmenin yalnızca pamuklu dokuma ve demir sanayileriyle sınırlı olduğunu;makineleşmenin ve fabrika sisteminin diğer alanlara yayılması suretiyle genel bir sanayileşmenin çok daha ileri tarihlerde tamamlandığını ileri sürdü.Nef tarihte devamlılığın esas olduğunu belirterek büyük ölçekli sanayinin ve teknolojik değişmenin başlangıçlarının 16. ve 17. yüzyıla kadar götürülebileceğini ileri sürmüştür.Rostow sanayi inkılabını ani ve hızlı bir değişme olarak görmüş ve onu 1783-1802 gibi çok kısa bir döneme sıkıştıran bir teori geliştirmiştir.

SANAYİ İNKILABINI HAZIRLAYAN EKONOMİK DEĞİŞMELER : a) Tarımsal değişmeler. b) Sınai teknoloji ve yenilikler.

TARIMSAL DEĞİŞMELER : 17. ve 18. yüzyıllarda eski malikane ilişkilerinde giderek yoğunlaşan teknolojik değişmeler ortaya çıktı.Batı Avrupa ülkelerinde malikane tekniklerinin verimsizliği,tarlaları çizgiler halinde bölmenin yol açtığı güçlükler ve şehir pazarlarının yarattığı yeni imkanlar geleneksel şekilde tarım yapılan toprakların azalmasına yol açtı.Açık tarla sistemi süratle tasfiye olmaya başladı.Fiyatların yükselmesi,şehir nüfusunun artışı ve taşıma imkanlarının gelişmesi artan ölçüde tarımın ticarileşmesini teşvik etti.17. yüzyılın ikinci yarısında bütün bu teknikler Hollanda’dan İngiltere’ye aktarıldı.18. yüzyılda tarımsal gelişme tutkusu tüm İngiltere’yi sardı.Çeşitli ürünler,makineler,gübreler,rotasyonlar,hayvan besiciliği ve tohum çeşitleriyle ilgili denemeler yapıldı.Tarım dergileri yayımlanmaya başlandı.İngiltere’deki tarımsal gelişme parlamentonun toprak sahiplerince gerçekleştirilen sayısız mecburi çevirme hareketine izin vermesiyle de kolaylaştırıldı.Yüzlerce hektardan meydana gelen büyük çiftlikler yaygın işletme haline geldi.

SINAİ TEKNOLOJİ : Sanayi kesiminde yer alan yönetim,iletişim,bilişim,enerji ve imalata ilişkin bütün teknolojilerdir.

SINAİ TEKNOLOJİ VE YENİLİKLER : 17. yüzyıl boyunca Hollanda sanayi ve teknoloji alanında Avrupa’nın lideri durumundaydı.18. yüzyılda ise İngiltere liderliği ele geçirdi.Sınai teknoloji alanında pek çok yenilik İngiltere’de ortaya çıktı.Bu yenilikler madencilik ve ****lurji ile tekstil alanında üretimi büyük ölçüde etkiledi.Madencilik alanında en belirgin artış kömür üretimindeydi.Sınai teşebbüslerin yakınında bir kömür madeninin bulunması sanayinin yerini tayin eden temel bir faktör oldu.Bu gelişme,nüfusun ve üretimin geniş ölçüde coğrafi olarak yer değiştirmesine yol açtı ve Avrupa’nın kömür buluna alanları başlıca nüfus yığılma merkezleri haline geldi.18. yüzyılın başlarında demiri kok kömürü ile eritme metodu keşfedildi.1780’lerde büyük miktarlarda yumuşak demir imal etme imkanı doğdu.Makine parçalarını ustalar,eğeler ve çelik kalemlerle işleyerek uyumu sağlıyorlardı.madenleri çok ince olarak kesebilen torna tezgahlarının icadı,bu güçlüğün çözümü konusunda önemli bir adım oldu.Önemli teknik yeniliklerin olduğu bir diğer alan da tekstil sanayiydi.Dokuma sanayi putting-out sistemi çerçevesinde sanayi inkılabı dönemi öncesinde de önem kazanmıştı.Gerek iplik yapma ve gerekse dokuma safhasında işgücünden tasarruf sağlayacak makineler icat etme çabaları daha 1730’larda başlamıştı.1733’te John Kay bir dokuyucunun iki kişinin işini yapmasına imkan veren uçan mekiği icat etti.1764’te Hargreaves’in icat ettiği çıkrık,1769’da patenti alınan Arkwright’ın su güzüyle çalışan pamuk ipliği tezgahı,ağır ve pahalı bir makine olduğundan fabrika sistemine geçilmesi sonucunu doğurdu.Ancak bu makineler su gücüyle çalıştığından fabrikalar çoğunlukla kırsal bölgelerde kuruluyordu.İplik yapımıyla ilgili en önemli yenilik Crompton’un çıkrık makinesiydi.Bütün bu yeniliklerin sonucunda üretim maliyetleri düşerken,üretim ve ihracat miktarları süratle arttı.Ancak bunların gelenek ve düzenlemelere bağlı olmaları ve hammaddenin işlenmesinin makineleştirilmesinin arz ettiği güçlükler başarıyı geciktirdi.Yeni teknolojilerin yayılmasını yavaşlatan bir diğer faktör de eski, lonca sınırlamaları ile hükümetlerin yeni endüstrileri teşvik etmek ya da eskisini korumak için kurdukları ayrıntılı üretim düzenlemelerinin,tarifelerin ve devlet destekli monopollerin varlığıydı.

PATENT HAKKI : Bir yeniliğin başkalarınca kullanımını yasaklayan bir haktır.

SANAYİ İNKILABININ SONUÇLARI : a) Nüfus çok hızlı oranda artmaya başladı. b) Batı dünyası geçmişte benzeri olmayan bir hayat seviyesine ulaştı. c) Batı dünyasında tarım hakim ekonomik faaliyet olmaktan çıktı. d) Batı dünyası bir şehir toplumu haline geldi. e) Sürekli teknolojik değişme bir kural haline geldi. f) Gelir dağılımında değişmeler oldu. g) Ekonomik faaliyet aile içi veya mahalli kullanımlardan çok ülke çapında ve uluslar arası pazarlar için üretime doğru ihtisaslaşmaya yöneldi. h) Tipik üretim birimi genişledi. ı) Toprak dışındaki üretim araçları (yani sermaye) sahipliğinin ya da bu araçlarla ilişkinin belirlediği yeni sosyal ve mesleki sınıflar doğdu.

ÜNİTE – 9

19. YÜZYILDA NÜFUS VE SOSYAL YAPI : 19. yüzyılda Avrupa nüfusu yüzyıldan daha kısa bir sürede ikiye katlandı.Ucuz ulaşım aynı zamanda göç hareketlerini de hızlandırdı.Şehirleşme,sanayileşme ile birlikte 19.yüzyılda hız kazandı.Tarihsel olarak şehirlerin büyümesinin ana engeli nüfusun temel ihtiyaçlarının karşılanmasındaki güçlüklerdi.Tarımdan sanayiye kayış ve şehirlerin gelişmesi yeni sosyal sınıfların doğmasına neden oldu.19. yüzyılın başında şehirli işçiler nüfusun küçük bir bölümünü meydana getiriyordu.19. yüzyılda sanayileşmenin yol açtığı sosyal yapıyla ilgili bir diğer değişme de okuryazarlığın ve eğitimin yaygınlaşmasıydı.Avrupa ülkeleri arasında sanayileşme ile okuryazarlık düzeyi arasında büyük bir paralellik bulunuyordu.

TAŞIMA VE HABERLEŞME ALANINDAKİ GELİŞMELER : Buharlı lokomotif 19. yüzyılda sanayileşmenin yalnızca sembolü değil aynı zamanda onun en önemli aracıydı.Taşıma alanındaki bu gelişmelerin önemli bir sonucu sermaye tasarrufu sağlamasıydı.Haberleşme alanında da önemli gelişmeler oldu.Düzenli posta hizmetleri kuruldu.Taşıma ve haberleşme alanındaki bu değişmelerin etkisi dünyanın ekonomik açıdan bütünleşmesi oldu.

TARIMSAL GELİŞME VE ORGANİZASYON : Yeni ürünler,kimyevi gübreler,ileri tarım metotları,tohum geliştirme ve hayvan besiciliği çalışmaları ile etkin rotasyon sistemleri Batı Avrupa’da yiyecek üretiminin büyük ölçüde artmasını sağladı.İki yeni ürün tarımdaki üretim artışında önemli rol oynadı.Patates bir dönüm topraktan elde edilebilen ürünün kalori miktarını dört katına çıkardı.Patatesin üretiminin yaygınlaşması,şehirlerdeki sanayi işçilerinin reel ücretlerinin düşük tutulmasını sağlamıştır.Şeker kamışı ise insanlar için şeker sağlamakla kalmadı artık ve posalarıyla değerli bir sığır besi yemi oldu.Bilimsel tarım ve toprağın etkin kullanımı tarımsal organizasyonda bazı değişiklikleri de gerektirdi.Geleneksel toprak mülkiyeti şekilleri değişti.Ferdi mülkiyet altındaki toprakların sınırları belirlenmiş oldu.Her çiftçi istediği ürünü üretme serbestliğine kavuştu.İngiltere ve Kuzeydoğu Almanya’da yüzlerce hektardan meydana gelen büyük çiftlikler hakim iletme tipi oldu.Avrupa’nın diğer kısımlarında ise küçük üreticilik yaygınlığını devam ettirdi.Serfliğin kaldırılmasını uzun dönemdeki sonucu toprakların köylülerin eline geçmesi oldu.1870’lerde okyanuslarda yük taşıyıcısı olarak buharlı gemilerin yaygınlaşması,Avrupa çiftçisi için denizaşırı bir rakibin ortaya çıkması demekti.İngiltere’de hükümet serbest ticareti tercih ederek çiftçisini korumaya teşebbüs etmedi.Sonuç İngiliz tarımı için çok yıkıcı oldu.

SINAİ TEKNOLOJİ VE ORGANİZASYON : İnsan icat etmenin metodunu keşfetti ve 18. yüzyılın sınai yenilikleri fen bilimleri ile çok az yakınlığı olan sanatkar esnaf ve müteşebbislerce gerçekleştirilmişti.Bilimsel ilerleme teknolojik ilerlemenin ön şartı haline geldi.19. yüzyılın sonunda sınai teşebbüsler artık özel araştırma elemanları bulunduruyorlardı.Elektrik ve kimya sanayileri bu gelişmede öncü oldu.19. yüzyılda sanayide teknolojik gelişmelerin en önemli alanlarından birisi enerji üretimiydi.Sanayi alanında diğer bir gelişme elektrik enerjisiyle ilgiliydi.19. yüzyılda ticari kullanıma yönelik pek çok yeni maddenin üretimine başlandı.İlaçlar,patlayıcılar,fotoğraf malzemeleri ve sentetik dokuma hammaddeleri gibi çok çeşitli ürünler elde edildi.Daha önce kok kömürünü yakılması sonucu ortaya çıkan zararlı bir yan ürün olarak kabul edilen katran bu sanayilerin çoğunun hammaddesiydi.Kimya sanayi tarımı da etkiledi.Toprağın bilimsel olarak incelenmesi daha gelişmiş tarım tekniklerine ve suni gübrelerin doğmasına yol açtı.****lurji alanındaki ana değişme çeliğin ucuzlaması ve bunun sonucu olarak kullanımının yaygınlaşmasıydı.Demir sanayindeki en çarpıcı teknolojik değişme yüzyılın ikinci yarısında çelik üretiminde gerçekleşti.Makinede yapılan üretim malların fiyatlarını düşürdü ve günlük tüketime elverişli malların sayısı oldukça çoğaldı.İnsanların hayat standardı yükseldi.Enerjiyle çalışan makinelerin yaygınlaşmasıyla fabrikalar sınai organizasyonun hakim şekli haline geldi.Yapılan düzenlemelerle şirketlere hukuki bir şahsiyet kazandırıldı ve yatırımcıların sınırlı sorumluluğu esası getirildi.Şirketlerle ilgili değişmenin diğer bir yönü ise büyüklüklerinin artmasıydı.

ULUSLAR ARASI TİCARET VE DÜNYA EKONOMİSİNİN GELİŞMESİ : 20. yüzyılın başlarında artık bir dünya ekonomisinden söz etmek mümkündü ve Avrupa bu sistemin dinamizm merkezini oluşturuyordu.19. yüzyılın başında uluslar arası ticaretin serbestçe cereyan etmesini engelleyen biri tabi diğeri suni iki engel bulunuyordu.Yüzyıl ilerledikçe bu iki engel de önemini yitirdi.Yüksek taşıma maliyetlerinden kaynaklanan tabi engeli,demiryolları ile deniz taşımacılığında meydana gelen ilerlemeler hafifletti.İthalat ve ihracat üzerine konan tarifeler ve bazı mallara uygulanan ithalat yasakları gibi suni engeller de yüzyılın sonunda bazı ülkelerde korumacılığa döndü.Uluslar arası ekonominin bütünleşmesinin diğer bir sonucu ülkeler arası fiyat dalgalanmalarının paralellik kazanmasıydı.Uzak mesafeli ticaretin önemi 19. yüzyılda hızla ve büyük ölçüde arttı.1873 krizini izleyen depresyon,sınai dönemin en şiddetli ve en yaygın bunalımıydı.Bu bunalımın sonucunda bazı ülkeler korumacılığa döndüler.Geniş Asya ve Afrika kıtası 19. yüzyıla kadar ticari genişlemeye çok sınırlı ölçüde katılmışlardı.19. yüzyılın sonuna gelmeden Asya ve Afrika’nın da dünya ekonomisiyle bütünleşmesi gerçekleşti.Sermayenin uluslar arası dolaşımı da büyük bir artış gösterdi.Sermaye ihracı da uluslar arası ekonomik bütünleşmeyi güçlendirdi.Böylece sermaye ihracı siyasi kontrol kurmanın bir aracı olarak da kullanılıyordu.

LAİSSEZ FAİRE FELSEFESİ : Devlet yalnızca toplumu şiddet ve istilaya karşı korumalı,adalet hükümlerini yerine getirmeli ve kişilerin ilgi göstermeyeceği bazı kamu işlerini yürütmelidir.

DEVLET VE EKONOMİK HAYAT : Ekonomik liberalizm,serbest ticaret yanında ekonomide devletin rolünün azaltılmasını da öngörüyordu.Ekonomik düşünce alanındaki bu değişmeler 19. yüzyılda değişen derecelerde olmak üzere ekonomik hayatın kontrolünde devletin rolünün azaltılmasına neden oldu.Bu azalma kıta Avrupa’sında İngiltere’ye göre daha sınırlı kaldı.İngiltere genellikle laissez-faire felsefesinin vatanı olarak bilinir.1815’te sona eren Napolyon Savaşları’ndan sonra 19. yüzyıl boyunca İngiltere’de merkezi hükümetin harcamalarının milli gelire oranı % 10’un altında kalmıştı.İngiltere merkezi bir bürokrasiye sahip değildi ve daha önemlisi en geçerli ekonomik fikirler,kişisel menfaatlerin uzun dönemde toplumun bir bütün olarak iyiliğini sağlamaya yeterli olacağı inancını doğurmuştu.İngiliz hükümeti gümrük tarifeleri ve devlet işletmeciliği konusunda da liberal bir politika izledi.İngiliz sanayileşmesinde hemen hemen hiç rol oynamayan askeri düşünceler,Alman hükümetinin yöneticilerinin temel hareket noktalarından biriydi.Alman demiryollarının büyük bir bölümü özel şirketlerce yapıldı.Ancak demiryollarının önemli bir bölümü devlet mülkiyetindeydi ve resmi olarak işletiliyordu.

SANAYİLEŞMENİN YAYILMASI : Sanayi inkılabı,tarım inkılabının aksine çok kısa bir sürede yayılma gösterdi.19. yüzyılın ortalarına kadar sanayileşme sürecinde kömür kaynaklarının mevcudiyeti önemliydi.Sanayileşmeye İngiltere’den daha sonra başlayan ülkeler hem avantajlı hem de dezavantajlı bir durumdaydılar.Avantajları,önlerinde izleyecek bir örneğe sahip olmaları;dezavantajları ise İngiltere gibi büyük bir sınai güçle rekabet etmek zorunda kalmalarıydı.

İNGİLTERE : İlk sanayi devleti olan İngiltere 19. yüzyılda dünyanın en önde gelen sınai ve ticari gücüydü.Birleşik Amerika ve 20. yüzyılın başında Almanya toplam sınai üretimde İngiltere’yi geride bıraktı.İngiliz refahının temelleri olan dokuma,kömür,demir ve makine imalatı sanayileri 19. yüzyılda durumlarını korudu.İngiltere sınai zaferini sınırlı bir kaynak donatımıyla başarmıştı.Dünyanın daha az gelişmiş fakat daha zengin kaynak donatımına sahip olan diğer ülkeleri sanayileşmeye başlayınca İngiltere nisbi olarak geride kaldı.İngiltere’nin bu nisbi düşüşünün bir açıklaması müteşebbis başarısızlığıdır.İngiliz müteşebbisleri yeniliğe kapalı kalmışlardı.

İngiliz sınai gelişme hızının yavaşlığı ve teşebbüs yetersizliği kısmen İngiliz eğitim sisteminin geriliğiyle ilgiliydi.Bütün bunlara rağmen 1914’te ortalama gelir düzeyinde bir İngiliz,Avrupa’nın en yüksek hayat standardına sahipti.

BİRLEŞİK AMERİKA : Ülkenin gelir ve serveti nüfusundan daha hızlı arttı.Ülkede toprağa ve diğer kaynaklara göre emeğin nisbi kıtlığı,yüksek ücretlere ve dolayısıyla Avrupa’dan daha yüksek bir hayat standardına yol açtı.Hızlı teknolojik gelişme ve artan bölgesel ihtisaslaşma Birleşik Amerika’nın ekonomik büyüme oranı itibariyle de Avrupa’yı geride bırakmasına yol açtı.Kırsal sanayinin çöküşü ancak elektrik kullanımının yaygınlaşmasından sonra oldu.1890’larda artık Birleşik Amerika dünyanın en güçlü sanayi ülkesiydi.

ALMANYA : 19. yüzyıl Alman ekonomik tarihi kabaca üç döneme ayrılabilir.İlki yüzyılın başından 1833’te Zollverein’in teşekkülüne kadar süren dönemdi.1870’lere kadar süren ikinci dönemde bilinçli bir taklit ve ödünç alma politikası ile sanayi,taşımacılık ve maliye alanlarında modern bir yapının maddi temelleri atıldı.Son dönemde ise Almanya,kıta Avrupa’sının sınai liderliğine yükseldi.Bu sayede ülke içinde tüm iç gümrük engelleri kaldırılmış,bir Alman ortak pazarı yaratılmış ve dışa karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulanmaya başlanmıştı.Birleşik bir Alman ekonomisini mümkün kılan Zollverein’di.Fakat onu fiilen gerçekleştiren demiryollarıydı.Almanya’da yatırım ve ara mallarına verilen bu ağırlık Alman sanayinin bir özelliğiydi.Alman sanayi ile bankacılık sistemi arasındaki bu sıkı ilişki firmaların büyümesini sağlayan temel unsurdu.Alman sanayinin nihai bir özelliği de kartellerin hakimiyetiydi.Karteller fiyatların tespiti,üretimin sınırlandırılması,pazarların paylaşımı gibi tekelci uygulamaların gerçekleştirilebilmesi için bağımsız firmalar arasında yapılmış anlaşmalardı.1. Dünya Savaşı arifesinde Birleşmiş Alman İmparatorluğu,Avrupa’nın en güçlü sanayi ülkesiydi.

RUSYA : 20. yüzyılın başında Rus İmparatorluğu,nüfus ve toprakları itibariyle Avrupa’nın en önde gelen ülkesiydi.Ancak Rusya hala bir tarım ülkesiydi.İşgücünün üçte ikisi tarımla uğraşıyor ve milli gelirinin yarısından fazlası tarımdan elde ediliyordu.19. yüzyılın ilk yarısından itibaren özellikle de 1930’lardan sonra sanayileşme çok daha belirgin bir nitelik kazandı.1.Dünya Savaşı öncesi yarım yüzyılda Rus ekonomisi daha modern ve teknolojik olarak daha etkin bir sisteme ulaşma yolunda önemli değişmeler geçirdi.

JAPONYA : 19. yüzyılda sanayileşen ülkeler arasına katılan bir diğer ülke de Japonya’ydı.Japonya’yı sanayileşme tecrübesi açısından ilginç kılan özelliği tamamıyla Batı geleneği dışında olduğu halde sanayileşmeyi başaran tek ülke olmasıydı.1853 ve 1854’te Birleşik Amerika’nın askeri tehdidiyle Japonya,Batı ülkeleriyle diplomatik ve ticari ilişki kurmak zorunda kaldı.Modern Japonya,1912’ye kadar hüküm süren Meiji döneminde doğdu.Sanayileşme için gerekli ithalatı karşılayacak ihracat gelirlerini sağlama yükü tarım sektörüne düştü.Japonya’nın yerli hammaddelere dayalı geleneksel iki sanayi kolu ipekli ve pamuklu dokumaydı.Diğer bir önemli tarımsal ihraç malı çaydı.1850’lerdeki geri ve geleneksel Japon ekonomisinin 1. Dünya Savaşı sırasında büyük bir sınai güç haline gelmesi şaşırtıcı bir olaydır.Bazı dalgalanmalar görülmekle birlikte Amerika ve Avrupa’daki şiddetli depresyon ve durgunluklarda olduğu gibi ekonomik büyüme oranı Japonya’da hiçbir zaman sıfıra inmedi.

ÜNİTE – 10

20. YÜZYILDA YAPISAL DEĞİŞMELER :

a)NÜFUS VE EKONOMİK KAYNAKLAR : 20. yüzyılda Avrupa’da nüfus artışı dururken,dünyanın diğer bölgelerinde nüfus hızla çoğalmaya başladı.19. yüzyılda Avrupa’da hız kazanan ve 20. yüzyılda da devam eden şehirleşme hareketi dünyanın diğer bölgelerine yayılmıştır.Çünkü şehirlerde verimlilik ve gelirler kırsal bölgelerden daha yüksektir.19. yüzyıldaki göçlerin büyük bir bölümü ekonomik nedenlere dayanıyordu.20. yüzyılda bu faktör öneminin korumakla birlikte savaş ve ihtilallerden kaynaklanan siyasi baskılar da önemli göçlere neden olmuştur.20. yüzyılda nüfusun hızla çoğalması ve dünyanın en azından bir bölümünde refahın artması ekonomik kaynaklara büyük bir talep yarattı.20. yüzyılda ekonomik kaynaklar açısından en önemli gelişme enerji alanında olmuştur.

b)SINAİ TEKNOLOJİ VE ORGANİZASYON : Geçmiş çağlarda toplumların başarısının ölçüsü çevrelerine uyabilme yetenekleriydi.20. yüzyılda ise başarı çevreye hükmetmekle ve onu toplumun ihtiyaçlarına göre şekillendirebilmekle mümkündü.Çevreye hükmetmenin temel aracı ise teknoloji ve özellikle de modern bilime dayalı teknolojiydi.20. yüzyılın başında insanlar buharlı lokomotiflerle saatte 120 km. hızla seyahat edebiliyorlardı.Telgrafın gelişimine kadar uzak mesafeler arasında haberleşme hızı,insanların hızına bağlıydı.Bilimsel ve teknik ilerlemenin ön şartı,eğitilmiş bir insan gücü yani beyingücü havuzunun varlığıdır.Gelişmiş ve geri kalmış bölgeler arasındaki büyüyen teknik açığın önemli bir nedeni eğitim düzeylerinin farklılığıdır.Bilimsel teknolojinin uygulanışı insan emeğinin verimini büyük ölçüde artırmıştır.Enerji üretimindeki artış daha belirgindir.20. yüzyılın en karakteristik yeniliklerinden diğer ikisi de otomobil ve uçaklardı.Bilimin teknolojiye uygulanmasının en çarpıcı nihai örneği uzayın keşfi oldu.1969’da aya ilk kez insan ayağı bastı.Sınırlı sorumlu anonim şirket tipi 20. yüzyılın başında önde gelen sanayi ülkelerinde tam anlamıyla kurulmuştu.20. yüzyıldaki diğer önemli bir gelişme yatırım mallarından tüketim mallarına kadar çok çeşitli ürünlerin tüketim ve satışlarıyla uğraşan dev şirketlerin doğmasıydı.20. yüzyılda sanayi hayatıyla ilgili nihai bir gelişme de çoğu Batı ülkesinde işçilerin örgütlenme ve toplu pazarlık haklarının artık tanınmış olmasıydı.

c)ULUSLARARASI EKONOMİK İLİŞKİLER : 1914 öncesinde dünya ekonomisine Avrupa,özellikle de Batı Avrupa ile Birleşik Amerika hükmetmekteydi.1. Dünya Savaşı ve 1917 Rus İhtilali bu yapıda önemli değişmelere yol açtı.Çarlık Rusya’sı yerini Sovyetler Birliği’ne bıraktı.Doğu ve Orta Avrupa’daki Habsburg İmparatorluğu sona erdi.Almanya denizaşırı sömürgelerini kaybetmekle kalmadı,Avrupa’daki toprak ve nüfusunun bir bölümünü de kaybetti.Savaş öncesinde küçük bir imparatorluk olan Japonya büyüdü ve önemli bir ekonomik güç haline geldi.Avrupa’nın dünya ticareti ve üretimindeki payı azalırken,Birleşik Amerika,İngiliz Uluslar Topluluğu ve Japonya’nın payı büyük ölçüde arttı.2. Dünya Savaşı da uluslar arası ilişkilerde önemli bir değişime neden oldu.Avrupa artık politik ve ekonomik hegemonyasını önemli ölçüde kaybetti.Avrupa’nın büyük güçleri arasındaki rekabet yerini iki yeni süper güç olan Birleşik Amerika ve Sovyetler Birliği arasındaki rekabete bıraktı.2. Dünya Savaşı sömürgeciliğe de önemli bir darbe vurdu.1960’ların ortalarına gelmeden eski Avrupalı sömürgeciler,Asya ve Afrika’daki tüm sömürgelerine bağımsızlıklarını tanımak zorunda kaldılar.

d)DEVLET VE EKONOMİK HAYAT : 20. yüzyılda tüm milletleri etkileyen diğer önemli bir değişme ekonomide büyük ölçüde genişleyen devlet rolüydü.Sovyetler Birliği’nde ve diğer Sovyet tipi ekonomilerde hükümetler geniş kapsamlı bir ekonomik planlama ve kontrol sistemiyle ekonominin tüm sorumluluğunu üstlendi.Batı Avrupa milletlerinde bu uygulamalar karma ekonomi olarak adlandırıldı.Kamunun büyümesinin diğer bir nedeni olan transfer ödemeleri de 19. yüzyılın sonlarında doğmuştu.Kamu sektörünün büyümesinin istatistik ifadesi devlet harcamalarının artışıydı.

I. DÜNYA SAVAŞI’NIN EKONOMİK SONUÇLARI : Uluslar arası ticaretin kesintiye uğraması ve devlet müdahalesinin ortaya çıkışı kadar dış pazarların kaybı da uzun ömürlü etkilere yol açtı.Savaş dünya tarımının dengesini altüst etti.Savaşın yol açtığı diğer bir kayıp da dış yatırım gelirleriydi.Milli ve milletlerarası düzeyde nihai bir ekonomik problem de enflasyondu.

YENİ MERKANTİLİZM : Devletin ekonomik canlanmayı ve kalkınmayı sağlamak amacıyla ihracatı artırmak için dış ticarete müdahale etmesidir.
BARIŞIN EKONOMİK SONUCU : Savaş sonrasının ekonomik problemleri ekonomik milliyetçiliğin doğuşu ile parasal ve mali problemlerdi.Yeni merkantilizm olarak adlandırılan bu uygulamalar,diğer devletlerin karşı tedbirler getirmesiyle yaygınlaşarak ticaretin daha da sınırlanmasına yol açtı.Savaşın doğurduğu ve barışın şiddetlendirdiği mali ve parasal problemler ise uluslar arası ekonominin tamamen dağılmasına yol açtı.Bu karışıklığın temelinde tazminat meselesi ile savaş dönemindeki borçlanmaların geri ödenmesi problemi yatıyordu.Avrupalı müttefikler,birbirlerine olan borçlarını kayden borç olarak kabul ediyorlar ve savaş sonrasında karşılıklı olarak tasfiye etmeyi umuyorlardı.Diğer bir problem savaş tazminatı meselesiydi.Zayıflamış Avrupa ekonomileri ve uluslar arası ekonominin kritik durumu karşısında Fransa,İngiltere ve diğer müttefik ülkelerin Birleşik Amerika’ya olan borçlarını ödeyebilmeleri tazminat olarak alacakları miktarlara;Almanya’nın tazminat ödeme kapasitesi ise ödemelerini yapabileceği dövizi ve altını elde edeceği ihracat fazlasına bağlıydı.Enflasyon Alman toplumunda derin yaralar açtı.Bu gelişmeler Amerikan sermayesinin özel yatırımlar şeklinde Almanya’ya akmasını sağladı.Savaş sonrası İngiltere’de ekonomik problemler büyüdü.İngiltere savaşın finansmanı için bir tedbir olarak 1914’te altın standardını terk etmişti.Birleşik Amerika,Almanya ve Fransa başta olmak üzere çoğu ülkeler bir refah dönemine girmişti.Ancak bu refah Amerika’da Almanya’ya fon akışının devamına bağlı her an bozulabilir bir denge üzerine kurulmuştu.

BÜYÜK BUNALIM : Avrupa ülkelerinden farklı olarak Birleşik Amerika savaştan çok daha güçlü olarak çıktı.Ekonomik olarak net borç alan bir ülke iken,net borç veren bir ülke durumuna geldi.1929 ekiminde New York borsasının çöküşü daha sonra özellikle sanayileşmiş dünyayı etkileyen bir krize dönüştü.Krizin kaynağı İngiltere ve Birleşik Amerika’nın politikalarıydı.Eğer Birleşik Amerika daha açık politikalar izleseydi bunalım daha kısa süreli ve daha hafif olabilirdi.Bunalımın uzun dönemdeki en önemli sonucu ekonomide devletin rolünün artması ve üçüncü dünya ülkelerinde ithal ikamesine dönük sanayilerin geliştirilmesi çabalarıydı.

2. DÜNYA SAVAŞI VE DÜNYA EKONOMİSİNİN YENİDEN İNŞASI : Savaş sonunda tüm ülkelerde politik,sosyal ve ekonomik reformlar için geniş bir kamu talebi vardı.1944’te bu alanda iki uluslar arası kuruluşun temeli atıldı.Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (IBRD).İMF çeşitli dünya paraları arasındaki değişim oranının düzenlenmesi ve ülkeler arasındaki kısa dönemli ödemeler dengesi problemlerinin çözümlenmesi görevini üstlenmişti.Dünya Bankası ise,hem savaştan zarar gören ekonomilerin yeniden inşası,hem de yoksul ülkelerin gelişmesi için uzun dönemli krediler verecekti.İki kuruluşun işler hale gelmesi 1946’ya kadar mümkün olmadı.1930’ların parasal ve mali kargaşa arasında pek çok ülke döviz kontrolü uygulamaya başlamıştı.Avrupa’daki en büyük kıtlık ise dolar kıtlığıydı.Problemin çözümünü Marshall Planı çerçevesinde Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) aracılığıyla Avrupa’ya akan yardımlar sağladı.Avrupa’ya 1947 sonu ile 1952 başları arasında Birleşik Amerika’dan borç ve hibe şeklinde 13 milyar dolar ekonomik yardım aktı.Marshall Planı 1952’de sona erdi.Yalnızca Batı Avrupa’nın ekonomik canlanması başarılmış olmadı,aynı zamanda ekonomik gelişmeleri teşvik edecek OECC gibi yeni kurumlar doğmuş oldu.Bunlardan en önemlisi Avrupa Ödemeler Birliği (EPU) kuruldu.EPU’nun kurulmasından sonraki 20 yıl içinde dünya ticareti yıllık olarak % 8 büyüdü.EPU o denli başarılı oldu ki 1958’de OECC ülkeleri paranın konvertibilitesini yeniden kurabildiler.1961’de OECC Birleşik Amerika ve Kanada’yı ve daha sonra da Japonya ve Avustralya’yı içine alarak Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) şekline dönüştü.Kuruluşun yeni amacı ileri sanayi ülkelerinin azgelişmiş ülkelere yardımlarını koordine etmek,makro ekonomik politikalar üzerinde uzlaşma imkanları aramak ve karşılıklı problemlerin çözümlenmesine yardımcı olmaktı.2. Dünya Savaşı’ndan sonraki çeyrek yüzyıl,sanayileşmiş ülkelerde en uzun ve en yüksek oranlı ekonomik büyümenin yaşandığı dönem oldu.Avrupa ekonomisinin bu yeniden inşası ekonomik bir mucize olarak adlandırıldı.Bu mucizede rol oynayan ilk faktör Amerikan yardımıydı.Diğer önemli bir faktör hükümetlerin tutum ve rolleriydi.Hükümetler doğrudan ve dolaylı olarak ekonomik hayata çok geniş ölçüde katılarak bazı temel sanayileri millileştirdiler.Uluslararası düzeyde hükümetler arası işbirliği de ekonomik performansındaki etkinliğin bir diğer önemli nedeniydi.Uzun dönemde Avrupa’nın beşeri sermaye gücü de önemliydi.

MARSHALL PLANI :1947 yılında ABD Dışişleri Bakanı George Marshall’ın Harvard Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada temelleri atılan ve Avrupa’da savaştan zarar gören ekonomilerin ayağa kalkması için tek taraflı olarak yapılan yardımları kapsayan programın adıdır.

İlgili aramalar:

  • iktisat tarihi
  • iktisat tarihi ders notları
  • yakındoğu iktisad fakültesi final sınav programı
  • aöf iktisat 4 sınıf dersleri
  • aöf ders notları 4 sınıf
  • aof iktisat 4 sınıf ders notları
  • açıköğretim ders notlarımı hazırlıyorum tablo anlatım halinde kolaylık sağlıyor
  • iktisat tarihi 4 sınıf ders notlarıi
  • iktisat tarihi ders notları AÖF
  • 8 bir işçinin verimliliğini artıran ve üretim kalitesini yükselten dikey tezgah kaçıncı yüzyılda bulunmuştur?

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dersi 1-8. Üniteler Bütünleme Hazırlık Notları

Konu Kasım 2, 2009 tarafından  
3.Sınıf Ders Notları, AÖF Ders Notları kategorisine eklenmiştir.

ÜNİTE 1
İş hukuku, tüm iş ilişkilerini düzenleyen bir hukuk dalı değildir.Örneğin kamu yönetiminde devlete bağlı olarak çalışan memurların iş ilişkileri iş hukukunun değil, idare hukukunun kurallarıyla düzenlenir.İş Hukuku önceleri özel bir hukuk dalı olarak kabul edilmiştir.Ancak günümüzde “Karma, bağımsız ve kendine özgü” bir hukuk dalı olarak kabul edilmektedir.

İşçi 3 açıdan işverene bağımlıdır. Bunlar; Teknik, Ekonomik ve Hukuki bağımlılıktır. İşçinin işverene işin yapılması ile yürütüm biçimi ve koşulları yönünden bağlı olması Teknik, işgörmesi karşılığında işverenden düzenli ve sürekli bir gelir elde etmesi Ekonomik, denetim ve yaptırım yetkileriyle de donatılmış bulunan işverenin gözetimi ve yönetimi,otoritesi altında işgörmesi ise Hukuki bağımlılığı ifade eder.

Sanayi Devrimi; İngiltere’de yaşandı. Üretim süreci ilk kez yeterli, sürekli ve düzenli bir güç kaynağına kavuşmuştur.Böylece insan ve hayvan gücünün yerini buhar ve elektrik gücüyle çalışan makineler almıştır.

Ülkemizde İş Hukukunun doğup, gelişmesine yol açacak koşullar Cumhuriyet dönemine dek oluşmamıştır.Osmanlı İmp.’nda ilk sanayileşme hareketleri Tanzimat Ve Meşrutiyet döneminde başlamıştır.Bu dönemde teamülü hukuk kurallarının yerini ilk yazılı hukuk kuralları almaya başlamıştır.

• 1877 yılında ise, ülkemizin ilk medeni kanunu olan, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen , “Mecelle” yürürlülüğe girmiştir.

• Yetişkin işçilerin yanısıra, kadın,genç ve çocuk işçileri çalışma yaşı, süreleri, işin nitelik ve koşulları yönünden koruyan Umumi Hıfzısıhha Kanunu yürürlülüğe girmiştir.

İş Hukukunun Temel İlkeleri
-İşçinin Korunması İlkesi
-İşçi Yararına Yorum İlkesi : Eğer yargı sürecinde mevzuatın yeterince açık olmayan bir hükmünün yorumlanması gerekiyorsa, bu hüküm işçinin yararı gözetilerek, işçi lehine karara bağlanır. (Mevzuatta açık ve seçik bir hükmün bulunmaması koşuluna bağlıdır)

ÜNİTE 2

İş Hukukunun Yazılı Kaynakları : Kanunlar, tüzükler, yönetmelikler, genelge, bakanlar kurulu kararları, resmi tebliğ ve genel emirler..
Yazısız Kaynaklar : Gelenekler, örf ve adetler.
Yardımcı Kaynaklar : Kazai içtihatlar ___ mahkeme kararları
Bilimsel içtihatlar __ ilmi görüşler

İş Hukukunun Kendine Özgü Kaynakları :
1)Bireysel İş Sözleşmesi
2)Toplu İş Sözleşmesi : İşçi ve İşveren sendikaları arasındaki iki taraflı bir sözleşme türüdür.
3)İşyeri İç Yönetmelikleri : İşveren tarafından hazırlanır.Toplu iş söz.nin eki,uzantısı niteliğindedir.

Ayrıca “Çalışma Koşulu Haline Gelen İşyeri Uygulamaları” da iş hukukunun kendine özgü kaynakları olarak kabul edilmektedir.Örneğin ;her yılbaşında çalışanlara ikramiye verilmesi..

KANUNLAR 2′YE AYRILIR:

1.GENEL KANUNLAR : – Türkiye Cumhuriyeti Anayasası – Maden Kanunu- Borçlar Kanunu -Umumi Hıfzısıhha Kanunu – Türk Medeni Kanunu -Belediyeler Kanunu

2.ÖZEL KANUNLAR : – 4857 Sayılı İş Kanunu: Bireysel iş ilişkileri bu kanunun hükümleri ile düzenlenir.
- 854 Sayılı Deniz İş Kanunu
- 5953 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlar ile Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Kanunu

4857 SAYILI İŞ KANUNUNUN UYGULAMA ALANI: İşler, İş İlişkileri, Kişiler ve İşyeri yönünden ayrı ayrı ele alınır.

Hangi İşlere Ve İş İlişkilerine Uygulanmaz?

1-Deniz Ve Hava Taşıma İşleri :Gemi kaptanı , uçağın hostesleri veya pilotları İK.’nın uygulama alanı dışındadır.
Ancak “Kıyılarda veya liman ve iskelelerde gemilerden karaya veya karadan gemilere yapılan yükleme boşaltma işleri, havacılığın bütün yer tesislerinde yürütülen işler” İK.’nın uygulama alanına girecektir.
2-Halı,kilim,dokuma gibi bir el sanatı işi, ev çatısı altında değil de kiralanan bir mekanda sürdürülüyorsa yada o iş de aile üyeleri ve akrabalar dışında sözgelimi bir komşu çalıştırılıyorsa İ.K.’ya tabi olacaktır.

3-Ev hizmetlerinde çalışan hizmetçi, kahya, vb. kişiler tarafından sürdürülen işler İ.K ‘ya tabi değildir.
4-Çırak olarak çalıştırılan kişiler ile onları çalıştıranlar arasındaki hukuki ilişki , çıraklık mukavelesi olarak adlandırılan bir sözleşme ile kurulur.
5-İ.K. hükümleri profesyonel sporculara uygulanmaz.
6-Rehabilite edenler.

İşveren Vekili : Kendisine verilen yetki sınırları içinde işvereni temsilen onun adına işletmeyi yönetir.Ancak, Kanun işveren vekilinin, işveren adına işçilere yönelik aldığı tüm karar ve sürdürdüğü uygulamalardan doğrudan işvereni sorumlu tutar. Bir işletmede işveren, birden çok kişiye bu alanda yetki verebilir,kanuna aykırı değildir.

Alt İşveren : Müteahhit veya taşaron olarak ifade edilirler.İşletmelerde inşaat, temizlik, özel güvenlik, boya-badana vb. işleri çoğu kez alt işverenlerle yapılır.Kanun alt işvereni, kendi işçilerine karşı asıl işveren ile birlikte sorumlu tutmuştur. İşçileri korumak amacıyla öngörülmüş bulunan, ortak ve zincirleme (müteselsil) nitelikteki bu sorumluluk önem taşır.

İşyeri : İşin fiilen yapıldığı yerdir.
Eklentiler : Dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku,muayene gibi eklentiler işyerinden sayılmaktadir.
Araçlar : İşyerinde işin yürütülmesi için gerekli olan, sabit veya hareketli her türlü araçlar işyerinden sayılır.

-Bir bankanın İst.daki merkezi yönetim birimi ile çeşitli illerdeki şubeleri tek işyeri olarak kabul edilemez.Banka şubeleri, müstakil işyerleridir.

-Şehirlerarası yolcu taşıma hizmeti gören bir işletmenin yolcu taşıyan otobüsü, işyeri niteliği taşır.

ÜNİTE 3

İş sözleşmesinin 3 önemli unsuru vardır.Bunlar;İş,Ücret ve Bağımlılık unsurlarıdır.

İş Sözleşmesinin Başlıca Türleri:
a)Sürekli ve Süreksiz İş Sözleşmeleri:”Niteliği bakımından en çok 30 gün süren işlere süreksiz iş, daha uzun süren işlere ise sürekli iş” denir.
b)Belirli Ve Belirsiz Süreli İş Söz. :Sürenin ne zaman sona ereceği anlaşılabiliyorsa belirli süreli, süre konmamışsa ve durumdan da anlaşılamıyorsa belirsiz süreli iş sözleşmesi yapılmıştır.
c)Tam ve Kısmi Süreli İş Sözleşmeleri:İşçinin normal haftalık çalışma süresi (45 saat) üzerinden yapılan sözleşmelere tam süreli, daha kısa belirlenmesi halinde ise kısmi süreli iş sözleşmesi denir.
d)Çağrı Üzerine Çalışmaya Dayalı İş Sözleşmeleri:Kısmi süreli bir iş sözleşmesidir.Yazılı olarak yapılmalıdır.Çağrı üzerine çalışma ilk olarak 4857 sayılı İş Kanunu ile Türk hukukuna girmiştir.İşçinin ne kadar süreyle çalışacağını taraflar belirlemedikleri takdirde, haftalık çalışma süresi 20 saattir.
e)Deneme Süreli İş Sözleşmelerieneme süresi en çok 2 aydır.Taraflar anlaşırsa toplu iş söz.yle deneme süresi en çok 4 aya kadar uzatılabilir.deneme süresi kararlaştırılmış iş sözleşmelerine deneme süreli iş sözleşmesi denir.
f)Takım Söz.İle Oluşturulan İş Söz:Birden çok işçinin meydana getirdiği bir takımı temsilen bu işçilerden birinin takım kılavuzu sıfatıyla işverenle yaptığı sözleşmeye takım söz. denir.Yazılı olarak yapılması gerekir.Sözleşmede her işçinin kimliği ve alacağı ücret ayrı ayrı gösterilir.

Çıraklık sözleşmesi ve 1 yıl veya daha uzun süreli iş sözleşmelerinin de yazılı olarak yapılması zorunludur.
Ancak,belirli süresi bir yıldan az olan iş söz. ile , belirsiz süreli iş söz. herhangi bir şekil şartına bağlanmamıştır.

GEÇİCİ İŞ İLİŞKİSİ:İşverenin işçisini bir başka işverene devrettiği bir iş ilişkisidir.Geçici iş ilişkisi 6 ayı geçmemek üzere yazılı olarak yapılır, gerektiğinde en fazla iki defa yenilenebilir.

İŞ SÖZLEŞMESİ YAPMA ZORUNLULUĞU

- Yeni İşe Alma Zorunluluğu :İşverenler 50 veya daha fazla işçi çalıştırdıkları işyerlerinde her yılın Ocak ayı başından itibaren yürürülülüğe girecek şekilde Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek oranlarda özürlü ve eski hükümlü,terör mağduru çalıştırmakla yükümlüdürler. Bu işçilerin toplam oranı %6′dır.
Kamu işyerlerinde; özürlüler için %4 , eski hükümlüler için %2,
Özel sektör ; özürlüler için %3 , eski hükümlüler için %1, terör mağdurları için %1. ( Kalan %1′lik oranı işveren kendi tercihine göre kullanır)

-Tekrar İşe Alma Zorunluluğu :
1)İşveren toplu işçi çıkarma durumunda kalabilir.İşveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibaren 6 ay içinde aynı nitelikte iş için işçi almak istediği takdirde, toplu işçi çıkarma kapsamında işten çıkarılanlara işe alınmada öncelik verir.

2)Sakatlanarak yani malulen işyerinden ayrılan bir işçinin sakatlık durumu ortadan kalkarsa, eski işine tekrar alınması gerekir.İşyerinde bu iş için boş ve uygun kadro bulunması ve bu işçinin işe tekrar alınmasını istemesi gerekir.

3)Sendikal görev nedeniyle işten ayrılan işçi yöneticilik görevinin sona ermesinden itibaren 3 ay içinde eski işyerine başvurması gerekir.

4)(Muvazzaf)Mecburi askerlik görevi dışında silah altına alınmak için işyerlerinden ayrılanların iş sözleşmeleri hemen sona ermez, bir süre askıda kalır.En az 1 yıl kıdemi olan işçinin iş söz.i 2 ay süreyle askıda kalır. ancak bu süre sonunda fesih gerçekleşir.Kanuni görevin sona ermesinden başlayarak, 2 ay içinde işçinin başvurması halinde,işveren bu işçiyi öncelikle işe almak zorundadır.

5)Hastalanan gazetecilerin iş sözleşmeleri 6 ay süreyle feshedilemez.Gazeteci ancak vazife göremeyecek duruma düşmüşse işten çıkartılabilir.İşten çıkarılan gazeteci fesihten itibaren bir yıl içerisinde iyileşebilir ve yeniden işe girmek için başvuruda bulunursa boş yer olması halinde tekrar işe alınır.

İŞ SÖZLEŞMESİ YAPMA YASAĞI

- Küçük İşçilere İlişkin Yasaklar: 14 yaşını doldurmuş,ilköğretimini tamamlamış olan çocuklar okullarına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler. 16-18 yaş arasındaki çocuklar ağır işlerde çalıştırılamaz.
- Kadın İşçilere İlişkin Yasaklar :Kadın işçilerin doğumdan önce 8 , doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 haftalık süre çalıştırılmamaları esastır.Doktorun onayı ile doğumdan önceki 3 haftaya kadar işyerinde çalışabilir.Bu durumda kadın işçinin çalıştığı süreler, doğum süresi sürelere eklenir.
- Yabancı İşçilere İlişkin Yasaklar :Bazı meslekleri Türklerden başkalarının yapması yasaktır.Ayrıca yabancılar Türkiye!de çalışmaya başlamadan önce izin almak zorundadırlar.

İş Sözleşmesinin Hükümsüzlüğü:İş sözleşmesinin yapılmasında tarafların gerekli ehliyete sahip olmaları gerekir.bunlar tam olarak gerçekleşmezse işi söz. geçersiz sayılabiir veya iptal edilebiilr.
-İş Sözleşmesinin Geçersizliği :Tarafların ehliyeti ile ilgili noksanlıklar ve şekil noksanları,hukuka ve ahlaka aykırılık durumları iş sözleşmesinin geçersizliği sonucunu doğurur.böyle bir durumda iş söz. daha başlangıçta ölü doğmuş kabul edilir ve hukuken geçerli olamaz. (mutlak butlan) Bazen geçersizliğe yol açan noksanlık ve aykırılık iş söz.nin tamamına değil de yalnızca bir kısmına ilişkin olabilir. bu durumda sadece sözleşmenin bu kısmı geçersiz sayıır. (kısmi butlan)
-İş Sözleşmesinin İptal Edilebilmesi:İş sözleşmesinin yapıldığı sırada işçi veya işverenin iradeleri hata,hile,ikrah ve gabin nedeniyle sakatlanmışsa bu iş söz. iptal edilebilir.İş söz. başlangıçta hukuken geçerli olarak meydana gelmiştir.ancak iş söz.i devam etmekteyken taraflar sözleşmeyi isterlerse iptal edebilirler. ( nispi butlan)

Geçersiz bir iş söz. ile iptal edilebilir bir iş söz. arasında önemli farklar vardır;
1)Geçersiz bir iş söz.i işçi ile işveren istese bile geçerli bir iş söz.i olamaz.. (kadın işçiye yasaklanmış bir iş için yapılmış iş söz.i gibi..)
Halbuki hata,hile,ikrah ve gabin tesiri altında meydana gelen ve bu nedenle iptal edilebilir bir iş söz.sini, işçi ve işveren isterlerse geçerli bir iş söz.i haline getirebilirler.örn;rapor alınması gerekirken yanılgı sonucu raporsuz çalıştıtırlan bir işçi bu nedeni ileri sürerek iş söz.nin iptalini isteyebilir.Buna karşılık işçi ve işveren durumu telafi etmek için anlaşırlar ve ek*** olan rapor tamamlanırsa iş söz.i iptal edilebilir olmaktan çıkar ve hukuken geçerli hale gelir.

2)Geçersiz iş söz.nde zaman aşımı sözkonusu değildir.Yani Geçersizlik her zaman ileri sürülebilir.İptal edilebilr iş söz.nde ise, zaman aşımı olayın meydana gelmesinden itibaren 1 yıl, olayın öğrenilmesinden itibaren 6 iş günüdür.

İŞ SÖZLEŞMESİNDE TARAFLARIN BORÇLARI

İşçinin Borçları :
- Çalışma Borcu
- Bizzat Çalışma Borcu
- Özenle Çalışma Borcu
- İşverene Bağımlı Şekilde Çalışma Borcu:İşi yaparken kendi bildiği,istediği gibi değil, işverenin istediği şekilde yapma zorunluluğudur.
- Sadakat Borcu :İşçinin işverenin menfaatlerini koruması , mesleki sırlarını koruması.
- Disiplin Borcu :İşçinin işyerinin kurallarına uyma zorunluluğudur.

İşverenin Borçları:
-Ücret Ödeme Borcu :Ücretin Türk parası ile ve en geç ayda bir ödenmesi gerekir.Ücreti işveren veya işveren vekili ödeyebileceği gibi 3.şahıslar da ödeyebilir.Lokantalarda servis karşılığı müşterilerin ödediği paralar buna örnektir.

-İş Sağlığı Ve İş Güvenliği Tedbirlerini Alma Borcu : İşverenler, işyerinde meydana gelen iş kazasını ve tespit edilecek meslek hastalığını en geç 2 işgünü içinde yazı ile, ilgili Bölge Müdürlüğü’ne bildireceklerdir.

-İşe Uygun İşçi Çalıştırma Borcu :İşverenler yaş,cinsiyet,kıdem,eğitim,mesleki ve fiziksel ve ruhsal sağlık gibi faktörleri dikkate almalıdırlar.

-İş Nedeniyle Zarar Gören İşçiye Ait Alet,Taşıt Ve Hayvanları Tazmin Borcu :Bazı istisnai hallerde işçi kendi aletleriyle çalışabilir. İşveren işçinin iş nedeniyle bozulan zarar gören aletlerinin yada sakatlanan hayvanlarını tazmin etmek zorundadır.

-Eşit Davranma Borcu

-İşçinin Buluşlarından Ötürü Ödeme Yapma Borcu :Ekonomik değeri olan, işveren öneml, avantajlar sağlayan bir buluş gerçekleştiren işçilere, işveren bir ödeme yapmakla yükümlüdür.

İlgili aramalar:

  • iş ve sosyal güvenlik hukukunun kendine özgü kaynakları
  • iş sosyal hukuku final ders notu
  • iş hukuku dersi
  • iş sosyal ve güvenlik notları
  • işletme 3 sınıf pazarlama yönetimi konu özetleri indir
  • aöf iş ve sosyal güvenlik hukuku ara sınav notları
  • i̇ş hukuku fi̇nal ders notlari
  • murat açıköğretim iş hukuku
  • işletme 3 sınıf iş hukuku ara sınav kaçıncı üniteye kadar
  • murat açıköğretim yayınları iktisat 3 sınıf d kitabı indir

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »